• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Rize 17 °C
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 17 °C
  • Trabzon 16 °C
  • Samsun 18 °C

12 Eylül ya da korku kuşağı

Osman KAYA

Tam 31 yıl geçti aradan. O günlerde daha çocuktuk. İlkokula gidiyorduk. Olan bitene elbette ki özü itibarıyla anlam vermekten uzaktık. Askeri kamyonlar köylere kadar geliyor, bereleri sağ kaşlarına kadar inmiş otomatik tüfekli askerler kamyonlardan inip babalarımızın, amcalarımızın, ağabeylerimizin üzerlerini arıyordu.

Ara sıra orda burada kelepçeli ağabeyler görüyorduk. Yollar sükûnetle, belirsizlikle doluydu. Yollar korkuyla doluydu o günlerde, sokaklarda polisler vardı. Sudan sebeplerle herkese bağırıyorlardı. Durmakta olan belediye otobüsüne fazla yanaşmaktan başka suçum olmadığı halde bana bağıran, acımasızca bağıran polisi hala daha hatırlarım.

Boylar farklıydı, cinsiyetler farklıydı, yaşlar farklıydı, her zamanki gibi farklıydı bunlar, ama herkeste ortak olan bir şey vardı: KORKU!!!

Bir karayılan misali sarmıştı herkesin gövdesini KORKU. İlkokuldaydım ve ilkokul öğretmenimi acımasızca dövmüşlerdi karakolda. Annem yemek hazırlamış, babam da götürmüştü yemeği, nezarethaneden çıkan öğretmenime.

Biz çocuktuk, anlam veremiyorduk olan bitene ama paylaştığımız bir şey vardı büyüklerle, çok bilindik ve çok insanlık dışı bir şeydi paylaştığımız: KORKU!!!

Siyah beyaz ekranlardan seyrederdik dünyayı o günlerde. Ajda Pekkanların ‘’aman petrol’’ parçasını söylediği günlerden biraz sonraydı zaman. Televizyonda sinemayı heyecanla bekleyip, bayram ettiğimiz yıllardı o yıllar. Ecevitlerin, Demirellerin, Türkeşlerin, Erbakanların çokça ismi geçerdi bu ekranda.

Ellerinde pankartlarla kalabalıklar halinde yürürlerdi amcalar. Ve sonra...

Ve sonra, daha önce çok az gördüğümüz omuzu kalabalık amcalar görünmeye başladı siyah beyaz ekranlardan. “Sevgili vatandaşlarım’’ı bol cümleler kurardı konuşmalarında ama nedense bize hiç sevgili gelmezdi konuşmaları.

Çocuk ruhumuzla sezerdik sevgisizliği… Tek duygu çıkardı siyah beyaz ekranlardan: KORKU!!!

Evet. Biz korku kuşağıyız… Korkutulmuş, sindirilmiş, yaratıcılıkları elinden alınmış bir kuşağız.. Amir görünce iki büklüm olan, üniformalı görünce iki kelimeyi bir araya getirmekten aciz… Ensemizde yediğimiz iki şaplaktan sonra, “Yarabbi şükür ki üçüncüsünü yemedik’’ diyen ve yaşamayı egemenlerin lütfü olarak görüp, lütfen yaşayan bir kuşak…

Örgütlü olmaktansa ölmeyi tercih eden, itiraz etmeyi neredeyse vatan hainliğine eşdeğer bir suç olarak gören, kayıtsız şartsız itaati vatanseverlik derecesinde yücelten yitik bir kuşak...

Biz karakollarda coplandık acımasızca... Biz okullarda dövüldük, devlet dairelerinden kovulduk, biz derdimizi anne ve babamıza dahi anlatamadık… Biz çelişkilerle büyümüş, çelişkileri en temel öğrenme malzemesi haline getirmiş yitik bir kuşaktık... Eylül karanlığı bu ülkede yıllar boyu sürdü… Benim üniversitede okuduğum 1990’lı yıllarda bile devam etti..

Hiç unutmam bir olayı hatırladıkça gülsem mi ağlasam mı hala karar veremem.

Üniversitede okurken akşam derslerinden çıkmış yavaş yavaş laleli yokuşundan aşağı iniyor ve yurduma doğru yol alıyordum. O esnada polis beni çevirdi ve çantama baktı…

Çantamdan sosyolojiye giriş kitabını buldu ve bana döndü “lan hödük, sosyalizm kitabı mı okuyon, gomonist mi olacan laaaayn’’

Hey gidi günler… Ne demeli bilmem ki?

İşte biz böyle bir kuşaktık... Ben şunu söyleyeyim ki belki bizden önceki kuşaklar çok zor durumlarda yaşamış olabilirler ama toplamda en büyük kayba uğrayan kuşak biziz..

Çünkü biz darbeyi kemiklerimizin iliğine kadar yaşamış bir kuşaktık... çünkü biz, yaşam ekmeğimize KORKU!!! yu katık edinmiş bir kuşaktık..

Biz Atatürk adına ama Atatürkçü düşünceye taban tabana zıt bir tarzda yapılmış bir KORKU!!! darbesinin kuşaklarıydık..

Ve darbeye en açıkça karşı çıkan ve çıkması gereken kuşak bizim kuşaktır. Demokrasiyi en iyi özümsemiş ve özümsemesi gereken kuşak da bizim kuşaktır…

Ve bu dönemde egemen olan, ülkeyi kafa kopararak düzeltme zihniyeti nice şer tohumlarını ekmiş ve ta günümüze kadar bu şer tohumları zehirli meyvelerini vermektedir topluma.

Diyarbakır zindanında yapılan işkenceler kime yaramıştır? Mamaklarda, Metrislerde, Erzincanlarda yapılan işkenceler kime yaramıştır ve neye hizmet etmiştir? Bunu sosyologlar, sosyal psikologlar, felsefeciler alabildiğine araştırmalıdırlar.

Aslında neye yaradığı da ortadadır. Amerikan emperyalizminin piç çocuğu olan PKK bu süreçte ortaya çıkan SOSYOLOJİK TOPRAKTAN BESLENİP BELA OLMUŞTUR.

Bu gerçeği PKK’nın ilk lider kadrosu içinde yer alan (kendisi Kürt ve azınlıklardan birine mensup değildir) KEMAL PİR şöyle dile getirir: “Diyarbakır zindanı PKK’nın enstitüsü olmuştur’’

Neden?

İşte bu nedenin cevabını milletçe verebilmemiz gerekir. Bu cevabı milletçe verebildiğimiz gün bütün darbelere ve darbecilere lanet okuyacak ve darbe lafını ağzına alan kim olursa olsun daha ilk harfi telaffuz etmeden lafı ağzına tıkmış olacağız…

  • Yorumlar 21
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40