• BIST 105.400
  • Altın 147,246
  • Dolar 3,4963
  • Euro 4,1886
  • Rize 26 °C
  • İstanbul 30 °C
  • Ankara 35 °C
  • Trabzon 25 °C
  • Samsun 26 °C

AB'ye girdiğimiz gün bu ülkeyi terk ederim!

Seyfullah FIRAT
İnsan tek başına hayat sürebilecek, bütün ihtiyaçlarını başkalarından yardım almadan kendi başına karşılayabilecek yeteneğe ve donanıma sahip değildir. Allah insani yaratırken onu bir takım özel yeteneklerle de donatmıştır. İnsan, bütün canlıların en üstünü olarak yaratılmış, kendisine bahşedilen akıl denilen nimetle de diğer canlılardan farklı kılınmıştır. Yeryüzünün halifesi olarak yaratılmış olan insan, aynı zamanda eşrefi mahlûk denilerek de rütbelerin en üstünüyle mükâfatlandırılmıştır. Biz inanan insanlar olarak bu rütbeyi Allah’a kulluk olarak anlıyoruz. Yüce Allah yaratmış olduğu başka hiçbir canlıya bu misyonu yüklememiştir. Bu özelliğimizden dolayıdır ki, biz bize verilen bu şereften dolayı da bir takım işleri yapmakla yükümlüyüz. İnsan her şeyden önce Allah’a kul olduğunu bilecek, kendisine tanınan imkânları kullanırken de, o imkânları bahşedeni de unutmayacak, sahip olduğu her şeyin kendisine emanet olarak verildiğini bilecektir.
Canlıların en üstünü olarak yaratılan ve eşrefi mahlûk olarak diğer canlılardan farklı bir şekilde donatılan, yaradan tarafından muhatap alınan insan, her şeyden önce haddini de bilmek ve verilenlere şükretmek durumundadır. Kul demek muhtaç olmak demektir. Muhtaç olmak demekte azcımızın başka bir ifadesidir. Ne yazıktır ki, çağımız insanı aczini unutarak ve haddinin sınırlarını zorlayarak kulluk çizgisinin dışına taşmıştır. Bugün dünyada yaşanmakta olan çirkinlikler, vahşetler, sergilenen iki yüzlülükler bu iddiamızın kanıtıdır.
Batının sekülerist yaşam tarzı, insanın sosyal kimyasını dejenere ettiği kadar, aynı zamanda ciddi anlamda da yalnızlığa taşımıştır. Yazımızın başında da dile getirdiğimiz gibi, insan tek başına yaşam sürebilecek imkânlara sahip olmadığından, diğer insanlarla ve canlılarla birlikte toplu yaşamaya uygun veya muhtaç şekilde yaratılmıştır. Bundan dolayıdır ki; toplumculuk ruhunu kaybeden, bireyci anlayışları öne çıkaran batı toplumları ve bunları taklit eden diğer toplumlar, ne yazık ki bu ciddi yanılgıları sonucu uçurumun kenarına kadar gelmişlerdir. Biz Türkler bir Asya toplumuyuz. Kendimize has karakter ve değerlerimiz vardır. Biz Avrupa toplumu değiliz ve onlarla çok ciddi farklılıklarımız vardır. Bizim sosyal genlerimizde bireycilik diye bir eğilim yoktur. Biz asırlarca birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için çalışmış ve öyle hayat sürmüşüz. Şimdi bizlere neler oldu ki veya hangi yanlışlar sonucu bu toplumcu ruhumuzdan koparak aramızdaki bağlarımızı çözdük. Neden bireyciliği her fırsatta öne çıkartarak millet kimyamızı bozduk ve sosyal dokumuzu sarstık. İnsanlara bakıyoruz hepsi çaresiz. Yere düşenin ayağa kalkmaya kendi gücü yetmiyor, diğer yandan yerlerde sürünen bu insanlara başkaları da yardım etmiyor. İnsanlar arsındaki beşeri ilişkiler belki de insanlık tarihinin en katı dejenerasyonunu yaşıyor. Her çeşit beşeri münasebetlerimizde ne yazık ki çıkar duygusu ağır basıyor. Bir takım insanlar şahsı çıkarları için iki büklüm olmaktan zerre kadar arlanıp utanmıyor. İki yüzlülük, riyakârlık, yağcılık, yalan ve dolan başını almış gidiyor. Ama birileri de bu durumu muhteşem bir tablo diye millete pazarlamaya devam ediyor. Biz Asya toplumu olduğumuz için hiçbir zaman bizim sosyal yaşamımızda sınıf kültürü olmamıştır. Bizim kültürümüzün temel normları sınıfçı ve bireyci yaklaşımlara kapalıdır. Türkün hayat felsefesi toplumculuk ve çokluk içerisinde tekliğe gitmektir.
İşte bu ruhumuzdan koparak, batının çöplüklerinde bireyci anlayışın ne kadar kirlilikleri varsa onları bize taşıyarak, insanımızı ve ülkemizi bugünkü istenmeyen hallere getirdik. Bugün bu toplumun fotoğrafına bakarak, hiçbir aklıselim insan durumumuzun iyi olduğunu, iyiye doğru gittiğimizi söyleyemez. Bazı yağcılar, bazı yağdanlıkçılar, gerçeklere gözlerini kapadıkları için, elmayı armut diye yutacak kadar körelenler bu günkü gidişatımızı elbette alkışlayacaklar. Onlar için bu milletin bağımsızlığı, milli onuru ve gelecek hiçte önemli değildir. Onlar için önemli olan çıkarlarıdır. Türkiye bu günlerde resmen nefes alamayacak duruma doğru giderken veya getirilirken, insanımızın büyük bir ekseriyeti hafıza kirliliği yaşarken, ülkenin sahip olduğu nimetler ufak bir azınlık tarafından mideye indirirken, küresel eşkıyalar devletin her kademesine hükmedebilecek kadar tepemize binmişken, Türk düşmanı yabancı bazı servislerin organizesinde Kürt günü ismi altında, Diyarbakır ilimizin en muhteşem salonunda toplantılar düzenlemeye hazırlanılırken, ben Türkiye’nin durumunun parlak olduğunu iddia edemem ve bunu iddia edenlere de muhabbet duymam.
Bizim kurtuluşumuz, yeniden kendimize gelmemize bağlıdır. Kaybettiğimiz toplumcu ruhumuzu yeniden kazanmamız ve bireyci yaklaşımları dünyamızdan kovmamıza bağlıdır. Bizim yeniden ayağa kalkarak, dünya gemisinin kaptan köşkünü ele geçiren eşkıyaları oralardan kovabilmemiz için, Batı çöplüklerinde gezinme sevdasından vazgeçerek, geldiğimiz gerçek dünyamıza, yanı batıya değil, doğuya doğru rotamızı çevirmemiz gerekmektedir. Fransa Başbakanı bu konuda bize yolların en doğrusunu göstermiştir. Adama birileri kızıyor ama o bizim doğrumuzu söylüyor. Türkiye’nin yeri Avrupa değildir diyor bu adam. Yerden göğe kadar haklıdır. Ancak, bizim kalın kafalılar bunu hele bir anlayabilseler. Şu Avrupa Birliği rüyasından bir uyanabilseler. Ben zaten kararımı vermişim. Bir gün Türkiye Avrupa Birliğine girerse ve bendeniz de halen hayatta isem, o gün bu ülkeyi terk edeceğim.
  • Yorumlar 16
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40