• BIST 82.368
  • Altın 147,517
  • Dolar 3,8222
  • Euro 4,0629
  • Rize 5 °C
  • İstanbul 4 °C
  • Ankara 3 °C
  • Trabzon 6 °C
  • Samsun 4 °C

AH BU TÜRKÜLER, TÜRKÜLERİMİZ…

Osman KAYA

‘’Nerede bir türkü duyarsanız, çekinmeyin, yanına gidin… Çünkü kötü insanların türküleri olmaz..’’

Bu aralar Pazar MEM Halk Müziği korosuyla 24 kasım öğretmenler gününde yapılması düşünülen Halk müziği konseri için çalışmalarımızı sürdürüyoruz…Çok değerli arkadaşlarımız, koro şefimiz ve özellikle gayretiyle azmiyle her zaman takdire şayan bir insan olan Şube Müdürümüz Besim Beyin gayretiyle harika şeyler çıkacak diye düşünüyorum bu korodan…
Daha önce de pek çok kere görev aldım bu türden korolarda . Bu vesileyle günlük hayatın sıradanlığından kurtulup, sanatın altın suyunda yüreklerimizi yıkama fırsatı buluyoruz. Sanatın hangi türüyle olursa olsun ilgilenmek bir şanstır. Hele türküyle , türkülerle ilgilenmek… Başlı başına bir güzellik, başlı başına bir mükemmelliktir…

Milliyetçi duyguların yanlılığı içinde değil ama tamamen içten bir yaklaşımla belirtmek isterim ki Dünya Milletlerinin müzikleri içinde türküler kadar halkın içinden, türküler kadar içten , türküler kadar derin felsefi izler taşıyan hiçbir müzik türü yoktur…

Türküler halkın asıl iç alemini yansıtan, beşikten mezara kadar bütün yaşamını içine alan en dikkate değer edebi ürünlerdir…onlarda halkın acıları, sevinçleri, aşkları, büyük bir sadelik içinde yüzyıllar boyunca , bütün canlılığı ile sürüp zamanımıza kadar gelmiştir…Türküler Milletimize ait hangi müsbet özellikler varsa onların özetidir.. Türkülerde çok belirgin bir tabiat sevgisi vardır…Hele bazı türkülerde , tabiat doktorları, ninelerimizin el işlerindeki çiçekler gibi derin bir renk ve mana birliği halinde göze çarpar…Olaylar üzerine meydana gelen türkülerde bile derece derece bu tabiat renkleri dile gelir…Çiçekler, dağlar,yaylalar ve çağlayanlar ile kaynaşan beste daha duygulu bir hal alır…

Türkülerimizin ortaya çıkmasında saz şairlerimizin emeği çoktur…
Mesela ‘’ uzun ince bir yoldayım’’ türküsü Aşık Veyselsiz, ‘’ Haydar Haydar’’ Türküsü Ali Ekber Çiçeksiz,’’ Gönül Dağı’’ parçası Neşet Ertaşsız, ‘’Mihriban’’parçası Musa Eroğlusuz, ‘’parsel parsel eylemişler dünyayı’’ parçasını Mahsuni Şerifsiz düşünülemez…

Hele geçmiş yüzyılların saz ve söz emekçileri… Bazılarının adları , sanları silindi…Ama bazıları hala dillerde dolaşmakta olan adları karşısında bu ülkenin kadirşinas halkı saygıyla eğilmektedir…
Pir Sultan , Karacaoğlan, Gevheri, Kerem, Bayburtlu Zihni,Erzurumlu Emrah, Aşık Ömer, bunlardan yalnızca bazılarıdır.

Türkülerimizin o kadar çok türleri vardır ki….
En başta onları VAKALI TÜRKÜLER, HİSLİ TÜRKÜLER olarak ikiye ayırabiliriz…
Vakalı Türkülerde, harpler isyanlar, kahramanlık , cinayet , eşkıyalık veya diğer basit hayat olayları meydana çıkmıştır…
Bunlar çoğu kez çok geniş halk kitlelerini ilgilendiren türkülerdir.
Hisli türkülerde esas olan duygulardır…Aşk , hasret, ölüm gibi konuları işleyen bu türküler, milli olduğu kadar beşeri değerlere de yer verdiğinden lirik tarafları kuvvetlidir….
Bütün türkülerde ana başlıklarla şu konular işlenir:
1-Ninniler ve çocuk türküleri
2-Tabiat türküleri
3- Aşk türküleri
4-Merasim Türküleri
5-İş Türküleri
6- Derebeyi, eşkıya ve cinayet türküleri
7- Kahramanlık türküleri
8- Ölüm türküleri
9-Mizahi türküleri
10-Karşılıklı türküler
11- Oyun türküleri

Şu ana kadar gerek konservatuvar ekipleri , gerekse yalnız başına çalışanlar pek çok türkü toplamışlardır..Fakat bu yeterli değildir…Halkımızın bağrında daha nice türkü madeni işlenmemiş halde beklemektedir…
Ne güzeldir bu türküler… Kiminde buram buram hasretlik kokar…

‘’Karadır kaşların ferman yazdırır
Aşkın beni diyar diyar gezdirir
Lokman Hekim gelse yaram azdırır
Yaremi sarmaya yar kendi gelsin’’
Ya da hasretlik:
‘’Bir of çeksem karşıkı dağlar yıkılır
Bu gün posta günü canım sıkılır
Ellerin mektubu gelmiş okunur
Benim yüreğime hançer sokulur’’

Bazen de yaşamın gerçekleri:

‘’Buna tabip neylesin
Yandım aman
Ecel gelmiş can gider
Yaralıyam bana değme
Baygınam gel gönül eğle’’

Bazen buram buram acı kokar türküler ki, her kelimesi yanık ciğerlerin kokusunu taşıyadurur:

‘’Kırmızı gül demet demet
Sevda değil bu bir alamet
Gitti gelmez o muhannet
Şol revanda balam kaldı yavrum kaldı balam nenni’’

Yine gurbet, yine hasretlik :
‘’Gurbet elde bir hal geldi başıma
Ağlama gözlerim Mevla kerimdir
Derman arar iken derde düş oldum
Ağlama gözlerim Mevla kerimdir’’

Bazen zülme isyandır türküler:
‘’defol git benim yurdumdan
amerika, katil katil
yıllardır bizi bitirdin
amerika, katil katil

tuz diye yutturur buzu
gafil düştük kuzu kuzu
dünyanın en namussuzu
amerika, katil katil

devleti devlete çatar
it gibi pusuda yatar
kan döktürür, silah satar
amerika, katil katil

japonya'yı yiyen velet
dünyadaki tek nedamet
ikiyüzlü kahpe millet
amerika, katil katil

insanın alçak sarısı
küstü dünyanın yarısı
vietnam'ın pis karısı
amerika, katil katil

bunca milletlere yazık
sömürülmüş bağrı ezik
seni seven kanı bozuk
amerika, katil katil

mahzuni der türk milleti
çıksın gitsin elin iti
demedim mi bunlar kötü
amerika, katil katil’’

Bazan mizahtır, ince bir espridir türküler:
‘’ Of-of-------
Manda yuva yapmış söğüt dalına –aman aman
Yavrusunu sinek kapmış gördün mü
Amanin yandım.
Amanin amanin amanin yandım
Tiridine tiridine tiridine bandım
Bedavamı sandın para vedim aldım

Sabahlayin erken çifte giderken-aman aman
Öküzüm torbadan düştü gördün mü
Amanin yandım

 

Sabah ezanını okurken-aman aman
Müezzin minareden uçtu gördünmü
Amanin yandım’’

Veya Halk harbiliği içinde düpedüz bir küfürdür türküler:
‘’Eşeği saldım çayıra
Otlaya karnın doyura
Gördüğü işi hayıra
Yoranında avradını’’

Bazansa hayatın ezeli ve ebedi gerçeğidir , bilgeliktir, alabildiğine derinliktir onlar:
‘’Gafil gezme şaşkın bir gün ölürsün
Dünya kadar malın olsa ne fayda
Söyleyen dillerin söylemez olur
Bülbül gibi dilin olsa ne fayda

Sen söylersin söz içinde sözün var
Çalarsın çırparsın oğlun kızın var
Bu dünyada üç beş arşın bezin var
Tüm bedesten senin olsa ne fayda
[ kaynak: http://www.yenisarkisozleri.com/asik-hasan-huseyin/gafil_gezme_saskin_42_sarki_sozu.html ]

Söylersin de sen sözünden şaşmazsın
Haramını helalini seçmezsin
Tükenir kepeğin su da içmezsin
Akan çaylar senin olsa ne fayda

Kul Himmet Üstadım gelse otursa
Hakk'ın kelamını dile getirse
Dünya benim deyi zapta geçirse
Karun kadar malın olsa ne fayda ‘’

Velhasıl….bu halkın her şeyidir onlar… kelimenin tam anlamıyla her şeyi…
Ve her şekliyle güzeldir onlar… her türüyle…çünkü …. Evet bundan sonrası için şairi dinleyelim:
‘’ Kirazın derisinin altında kiraz
Narın içinde nar
Benim yüreğimde boylu boyunca
Memleketim var
Canıma ciğerime dek işlemiş
Canıma ciğerime
Sapına kadar.
Elma dalından uzağa düşmez
Ne yana gitsem nafile.
Memleketin hali gözümden gitmez
Binbir yerimden bağlanmışım
Bundan ötesine aklım ermez.

Yerliyim yerli olmasına
ilmik ilmik, damar damar
Yerliyim.
Bir dilim Trabzon peyniri
Bir avuç, tiftik
Bir cimdik çavdar
Bir tutam şile bezi gibi
Dişimden tırnağıma kadar
Ressamım.
Yurdumun taşından toprağından sürüp gelir nakışlarım
Taşıma toprağıma toz konduranın
Alnını karışlarım.
Şairim şair olmasına
Canım kurban şiirin gerçeğine hasına
İçerisine insan kokusu sinmiş mısralara vurgunum
Bıçak gibi kemiğe dayansın yeter
Eğri büğrü, kör topal kabulüm
Şairim
Zifiri karanlıkta gelse şiirin hası
Ayak seslerinden tanırım
Ne zaman bir köy türküsü duysam
Şairliğimden utanırım
Şairim
Şiirin gerçeğini köy türkülerimizde bulmuşum
Türkülerle yunmuş yıkanmış dilim
Onlarla ağlamış, onlarla gülmüşüm.

Hey hey, yine de hey hey
Salınsın türküler bir uçtan bir uca
EvelALLAH hepsinde varm
Onlar kadar sahici
Onlar kadar gerçek
insancasına, erkekçesine
Bana bir bardak su' dercesine
Bir türkü söylemeden gidersem yanarım.

Ah bu türküler
Türkülerimiz
Ana sütü gibi candan
Ana sütü gibi temiz
Türkülerde tüter dağ dağ, yayla yayla
Köyümüz, köylümüz, memleketimiz.
Ah bu türküler,
Köy türküleri
Dilimizin tuzu biberi
Memleket ahvalini onlardan sor
Kitaplarda değil, türkülerde ara Yemen'i
Öleni, kalanı, gidip gelmeyeni...
Ben türkülerden aldım haberi.

Ah bu türküler, köy türküleri
Mis gibi insan kokar, mis gibi toprak
Hilesiz hurdasız, çırılçıplak
Dişisi dişi, erkeği erkek
Kaşı kaş, gözü göz, yarası yara
Bıçağı bıçak.
Ah bu türküler, köy türküleri
Karanlık kuyularda açılmış çiçekler gibi
Kiminin reyhasından geçilmez
Kimi zehir, kimi zemberek gibi.

Ah bu türküler, köy türküleri
Olgun bir karpuz gibi yarılır içim
Kan damlar ucundan, murekkep değil
işte söz, işte ses, işte biçim:
Uzun kavak gıcım gıcım gıcılar
iliklerine kadar işlemiş sızı
Artık iflah olmaz kavak ağacı
Bu türkünün yüreğinde sancı var.

Ah bu türküler, köy türküleri
Ne düzeni belli, ne yazanı
Altlarında imza yok ama
içlerinde yürek var
Cennet misali sevişen
Cehennemler gibi dövüşen
Bir çocuk gibi gülüp
Mağaralar gibi inleyen
Nasıl unutur nasıl
Ömründe bir kez olsun
Halk türküsü dinleyen...’’
Bedri Rahmi Eyüboğlu

Herkese âcizane davetimdir… Türkülerle yıkayalım kalbimizi…. Oynama şıkıdım şıkıdımlarla kirletmeyelim evlerimizi , zihinlerimizi ve yarınlarımız olan çocuklarımızın dimağlarını…
‘’ değirmen başında vurulan, gaytan bıyıhlarına gül suyu döktüğümüz geçmiş yıllardaki evlatlarımızın hikayelerini, türkü tadında anlatalım bu günkü evlatlarımıza…’’
Ki yarınımız kararmasın, geleceğe umutla bakmaya yüzümüz olsun…. Bu davet bizim…

  • Yorumlar 2
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40