1. YAZARLAR

  2. D. Ali TAŞÇI

  3. ALLAH DEMENİN AYIP OLDUĞU DÖNEMLERDEN GELİYORUM!
D. Ali TAŞÇI

D. Ali TAŞÇI

Yazarın Tüm Yazıları >

ALLAH DEMENİN AYIP OLDUĞU DÖNEMLERDEN GELİYORUM!

A+A-

 

            Yaklaşık 1990’lara kadar yazılan Türk romanlarının kahramanlarından birinin namaz kıldığını okudunuz mu? Yok! (Tarık Buğra’nın Küçük Ağa romanındaki “İstanbullu Hoca” tiplemesi hariç.)

            Yeşilçam filmlerinde olumlu bir imam tiplemesi gördünüz mü? Yok!

            1932’den 1950’ye kadar tam 18 yıl ezanı aslı diliyle okumak yasak mıydı? Evet!

            Ben diğer olaylara, yasaklara girmeyeceğim.

            Öğretmen okulu çıkışlıyım ve bir gerçeği var gücümle haykırıyorum:

            Benim dönemimde, daha önceki dönemlerde, daha sonraki dönemlerde, evet, Allah demek yasak değildi, ama ayıptı, ayıp! Yasağa karşı insanlar duyarlıdır, fakat ayıp olan şeylere karşı kaçak ve yılışıktır. Kimlik krizleri doğurur. Burnunun dibinde cüzzam hastalığı var gibi hep kapanırsın, utanırsın; meydanlara çıkıp haykıramazsın.

            Öğretmen okulu yatılıydı ve bütün öğrenciler ergenlik çağındaydı; ne var ki, okulun mescidi yoktu. Bırakın mescidi, namaz gibi bir ibadet hiçbir zaman akla gelmiyordu. Hiçbir öğrenci namaz kılmıyordu, zaten kılamazdı. Neredeyse bütün öğrenciler Anadolu’nun illerinden serpiştirilmiş köylü çocuklarıydı. Ana babaları zaman zaman okula geldiklerinde görürdüm, hepsi mazbut insanlardı. Onların da okulda mescit var mı, diye sormaları akıllarına gelmezdi. “Çocuğum hele bir öğretmen olsun.” düşüncesinde idiler.

            Bu öğrencilerin okuduğu kitaplar içinde Allah’ı hatırlatan, Peygamberden söz eden; kendi medeniyetinin insanlarından, güzelliklerinden söz eden bir kelam bulamazdınız. Abuk sabuk köy romanları, ipe sapa gelmez yalancı ve yaban karakterler, tiplerle dolu ve kendi medeniyetine küfreden kitaplar elden ele dolaşırdı.

            Öğretmen ödev verirdi: “Sefiller okunacak ve özeti çıkarılacak!”

            Okunurdu ve özeti çıkarılırdı. Ballandıra ballandıra sınıfta Jan Valjean anlatılır, kahramanlığına hayran kalınır ve ardından onu adam eden papaz göklere çıkarılırdı. Papaz bir din adamı değildi sanki; okumuş, aydın ve adeta çağını aydınlatan bir ışık saçıcıydı.

            Eğitimimiz bu kadar yaman ve yalan üzerine kuruluydu.

            Bir yazar yaşadığı coğrafyayı, medeniyeti, nasıl ve nice olursa olsun, yazan, aydınlatan insan değil miydi? Bu toplumun büyük çoğunluğu Müslüman’dı; camilerinden her gün beş kere ezan okunurdu. Bayramı, Mevlidi vardı. Cenazelerde taziye çadırları kurulur ve acıya ortak olunurdu. Yaklaşık bin sene İslam ile yoğrulmuştu. Bu ve bunlara benzer onlarca, yüzlerce geleneği, göreneği vardı. Bunların hiçbirisinin anlamı mı yoktu?

            Okuduk ve öğretmen olduk. Çocuklarımıza bilgiler verdik; ama bu bilgileri doğru yolda, hak yolunda nasıl kullanılacağını onlara öğretmedik, öğretemezdik; çünkü biz bilmiyorduk! Biz onların beyinlerine zaman zaman dokunduk, lakin gönüllerine, kalplerine dokunamadık; çünkü oralara nasıl girileceğini bilemiyorduk. Onları hikmetten, irfandan mahrum yetiştirdik ve bugünlere geldik. Bugün öğretmenini otobüste ayakta gördüğünde uykuya dalıveriyor! Gönüllerine dalamadığımız çocuklar bunu yapıyorsa, nerede hata yaptık diye kendimize sormalı değil miyiz?

            Şimdi de bir kadın gazetecinin “intikam” söyleminden sosyal medya çalkalanıyor. Siz Rize’ye çay ektiniz de mi yetişmedi? Adana’da çay yetiştirmeye kalkışırsanız böyle sonuçlar alırsınız. Bu kadıncağız baş olmaya, yönetmeye alışıktı; onu ve onları şatolarından indirince bağırmasınlar mı?

            Bu konuda söylenecek o kadar çok şey var ki, susuyorum! Söylediklerim kahvaltılık bile değil.

D. Ali TAŞÇI (dalitasci@hotmail.com) Twitter:@DAliTasci

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.