D. Ali TAŞÇI

D. Ali TAŞÇI

Yazarın Tüm Yazıları >

ASALET

A+A-

 

             Gagavuz Türklerinin bir atasözü vardır:

            “ Köpek de alırsan, soydan al.” derler.

            Bu anlayış asla bir ırkçılık değildir; derinden gelen kültür ve eğitime dikkat çekmektir. Bugün genetik ilmi hayli ilerlemiştir. Adli tıpın kriminal dosyaları bununla doludur. Babanın ve çocuğun DNA’sı karşılaştırılıyor ve birbirinin aynısı çıkıyor. Fiziksel benzerliğin bu derecede örtüşmesi, o çocuğun yetiştiği aile ortamındaki anlayış, değer ve kültürlerin de birbirine benzerliğini gerektirmez mi? Çocuğun ruhsal dünyasına mührü vuran en başta ailesidir.

            Şu Hadis*i Şerif’i okuduğum zaman içimden bir “hımm!” yaptığımı unutamıyorum. Hadis şöyle; Peygamberimiz (AS) buyuruyor:

            “ Bataklıkta biten gülden sakınınız!” Ve ardından bunun ne anlama geldiğini de açıklıyor:

            “ Kötü bir ailede büyüyen güzel kız.”

            Bugün dünyanın başını işte bu durum döndürüyor.

            Hem güzel, hem ahlâksız! Bu zıtlar bir araya gelince işte orada şeytan imparatorluk kurar.

            Şeyh Sadi’nin bir sözünü hatırlıyorum, şöyle der:

            “ Aslan mağarada can verse dahi, köpeğin ağzından artanı yemez.”

            Doğuştan elbet her çocuk temizdir; fakat sonradan büyüdüğü aile, çevre onu şekillendirir ve kendine benzetir. Aile ve çevre iyi ise, çocuk da iyiler içinde büyüdüğünden, iyi olur; kötü iseler, çocuk da kötüler listesine girer. Ne var ki, çocuk, yeteneğini (fıtrat) değiştiremez, onu geliştirir veya çürütür. Yani elma elmadır, ama aşılı, tatlı elma olabilir.

            Bu nedenle ailelerden medeniyete uzanan yol çok uzundur ve uzun zaman alan bir sürecin sonunda medeniyet oluşur. Tarihi olmayan milletler tarih huzurunda efsane uydururlar ve o efsanelerle çocuklarını yetiştirirler. Pekiyi, çok zengin tarihi olup da onu çocuklarından, nesillerinden gizleyenler, yok sayanlar ve efsane uydurmakta da başarılı olamayanlar ne yaparlar? Son yüzyılımıza bakarak buna cevap verebilirsiniz.

            İnsanın fiziksel genetiği gibi kültürel genetiği de vardır ve bu sosyal dünyamızı oluşturur. Bu genetik arızalı ise, o toplum daima hasta konumundadır. O toplum kargaşa üretir, vücudun mikrop üretmesi gibi; ahlâksızlık üretir, cahillik üretir. Dayanışma, paylaşma, bölüşme, barış ve kardeşlik, birlik ve beraberlik hayal olur. Fiziksel hastanın morali her zaman nasıl bozuk ise, sosyal hayatta da moraller bozuk olur ve insanlar daima gergin ruh haleti içinde debelenip dururlar. Herkes birbirine art niyetli olarak bakar, birbirini düşman gözüyle görür, güven ortamı yıkılır ve hayat neredeyse yaşanmaz konumuna iner.

            Gazali’nin sözü de şöyle:

            “ İnsanın gerçek asaleti faziletten (erdem) gelir, doğuştan değil.”

            Demek ki, yaşanan hayat, içinde bulunulan ortam çok önemlidir. Çocuk su gibidir, içinde bulunduğu ortamın rengini alır.

            Mevlâna’nın sözü de önemlidir:

            “ Bir insanın nasıl güldüğünden terbiyesini, neye güldüğünden ise akıl seviyesini anlarım.”

            Bu sözü okuduktan sonra çevrenizde gülenlere daha dikkatlice bakacağınızdan eminim. Bunun yanında kendiniz de gülerken bu sözü hatırlamadan edemeyeceksiniz.

            Gülmek, ağlamak, bir olay veya söze tepki biçimi, acelecilik, sabır, kuşku, kıskançlık, empati (duygudaşlık), merhamet… gibi kavramlar, doğuştan getirilse de, sonradan aile ve sosyal çevrede şekil alan kavramlardır. Asalet, bütün bunların insanca ve insana yakışır biçimde kullanılma biçimidir.

            Asaletli toplumları, evet, asaletli bireyler oluşturur. Öyleyse işe önce kendimizden başlayalım!

D. Ali TAŞÇI (dalitasci@hotmail.com) Twitter:@DAliTasci

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.