• BIST 89.282
  • Altın 145,897
  • Dolar 3,6363
  • Euro 3,8917
  • Rize 10 °C
  • İstanbul 11 °C
  • Ankara 11 °C
  • Trabzon 10 °C
  • Samsun 5 °C

ATATÜRK VE DÜNYA

Muazzez TİKBAŞ


Atatürkçülük, Türkiye Cumhuriyetini çağdaş medeniyetler seviyesine ulaştırmak  ve milli birlik ve bütünlüğün korunması için Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda Atatürk tarafından ortaya çıkarılmış düşünce sistemidir.

Eserleri, dehası ve dünya görüşü ile bütün dünyanın gözünde canlandırdığı Atatürk, esasında ulusunun derinliğinden gelen anatomisi ile tarihe mal olup bir yer oluşturmuştur.

Yaradılışların en mükemmeli insanoğlu, insanoğlunun da en mükemmeli tarih yazdıranlar ve eser bırakanlardır. Türk tarihinde bu işaret ettiğimiz meziyette pek çok önder vardır; bunlardan 20. Yüzyılın sonlarında gelmiş, askeri, siyasi ve bilimsel lider M. Kemal Atatürk’tür.

Dünyanın uzaktan yakından tanıdığı Atatürk sadece Türk Ulusunun benimsediği önder değil, bütün dünyanın benimsediği ezilen, sürünen, sömürülen ulusların önderi, yol göstericisi, bir ilham kaynağıdır. Eğer yaşasaydı bütün dünya ve uluslar elbette getirisinden ve başarısından daha çok faydalanırdı. O zaman herkes onun eserinden ün alırdı. Eserine eser katmak için daha çok efor harcarlar, medeni rekabete daha çok meylederlerdi.

Ne insanın arzuları, ne düşünmenin sınırı, ne de insanın mücadele ve rekabeti biter. Bunu yaparken ulusların eğitimleri, çalışmaları ve ekonomileri kaderlerini belirlemede etkileyici faktör olarak karşılarına çıkar. İşte o zaman bir ulusun ulusla, grubun grupla, bireyin bireyle mücadelesi başlar.  Bu o kadar ileri gidebilir ki hatta o toplumu siyasetinden, dini düşüncelerinden ahlakından kültürüne kadar her şeyini değiştirmeye zorlar. 18. yy’dan sonra bozulan Türk ülkesi ve çürüyen Osmanlı kurum ve kuruluşlarının tamiri için yeterli materyale ihtiyaç duyulduğunda kendi kaderlerini tayin edemeyen veya etmekten yoksun bırakılan Türk milleti için yeterli kadro belirlenmeliydi. Bu da kolay olmadı. Bu ancak cumhuriyet döneminde oldu. Yüzyıllar önce anayurttan göç edip dikkatleri üzerine çeken Türk Ulusu artık, hiçbir yapılanmadan, hiç bir medeni vasıftan ve hiçbir mücadeleden kendini alamazdı. Bunun da getirisi, götürüsü vardır. İşte bu zorunluluk bütün medeniyetlerin dikkatle izlediği ve sunduğu rekabeti de beraberinde getirmiştir.

İnsanın yeteneklerinden, ülkesinin fırsatlarından, eğitim ve teknolojinin ihyasından yararlanamayan Türk Ulusu 19. yüzyıldan sonra umulanı veremedi, batının gerisinde kaldı. Bu geri kalmışlık dünyanın gözünde bambaşka bir tablo, bambaşka bir millet portresi ortaya çıkardı.     Kötü günler bekleyen ulusun talihsizliğini gidermeye çalışan pek çok kadro, pek çok lider bunları telafi etmeye soyundu. Ancak başarılı olamadı, başarılı olamazdı; çünkü Batının felsefesini transferle milletine özel, kendine özel felsefe hiç kimse tarafından yaratılamazdı. Bu sadece Atatürk’e nasip oldu. Artık Atatürk’ün kendine ait millet felsefesi vardı. “Hürriyet ve bağımsızlık benim karakterimdir.’’ diyen Atatürk’ün felsefesi öyle inkıtaya uğrayacak bir felsefe değildi. Varoluş ve yeniden doğuşa hayatını koyan bir millet felsefesi idi. Bu bir milletin uygarca yaşama hakkı; bir milletin özel ve kendi davasının temsiliydi.

Kurucu kadro ve yeniden doğuş düşüncesini pekiştiren Atatürk, dünya siyasetinde bir lider, büyük bir devlet adamı olmak zorundaydı; yıkılan ve yok olmaya başlayan bir ulusa hayat vermek zorundaydı. Bu yüzden Türk ulusu için yeniden doğuşu amaçlayan inkılâpları gerçekleştirdi, yenilikler getirdi. Yeniden bir yapılanma ile yeni bir devlet kurdu. Projesini, fikrini, ideolojisini bütün dünyaya kabul ettirdi. Bozulan, başarısızlığa uğrayan ve yıkılan 600 yıllık Teokratik Osmanlı İmparatorluğunun yerine kurulacak ve Türklüğün payidar olacağı devletin yapısı nasıl olacağı da Atatürk’ün hedef ve ilkeleri arasındaydı. Dolayısıyla bu ilkeleri de uygulamaya koymak gerekiyordu. O halde Atatürk için iş, yeni Türk devletini kurmakla bitmiyordu. Bir dizi iş vardı. Bir dizi inkılâp ve yenilik getirmek gerekirdi. İşte bu yenilikler de modern dünyanın ve çağdaşlığın hemfikri ve vazgeçilmezliği idi. Çünkü onun ilkeleri ve dünya görüşü Türk milletinin ihtiyaçlarından doğmuştu ve bu ihtiyaçlara cevap verecek nitelikte olmalıydı.

Bugün bütün dünyanın ihtiyaç duyduğu, sömürülen ulusların idolünde Atatürk’ün bağımsızlık felsefesi yatar. Başlangıcı, bağımsızlık ve ulus olma şerefi, ortası, hürriyet ve bağımsızlık; devamı, “Yurtta barış, dünyada barış” sonu, ilelebet insanca yaşama ilkesini hedefler.

Muazzez Tikbaş (Pazar Anadolu Lisesi İngilizce Öğretmeni)
 

  • Yorumlar 27
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40