• BIST 107.882
  • Altın 143,804
  • Dolar 3,5304
  • Euro 4,1439
  • Rize 28 °C
  • İstanbul 25 °C
  • Ankara 24 °C
  • Trabzon 28 °C
  • Samsun 25 °C

ATATÜRKE SALDIRMANIN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ-1

Osman KAYA

Mustafa Kemal, sadece bu ülkenin değil tüm insanlığın medarfı iftiharıdır. O hem bu ülke insanının bağımsızlaşmasının savaşımını vermiş, böylece dünyadaki mazlum ve mağdur halkların kurtuluş umudunun önünü açmıştır.Sade bu değil, yanısıra yaptığı devrimlerle bu ülkeyi dünyanın geri kalmış ülkelerinden biri olmasın diye gereken ilkeleri koymuş, gereken devrimleri yapmıştır... Ama nedense, yolunu ihanet boyasıyla çizenlerbu yapılanları görmezlikten gelmek için adeta birbirleriyle yarış ediyorlar...
sadece görmezlikten gelmek değil, utanmadan karalamak içinde yarış ediyorlar...
Neler diyorlar, ana iddiaları ne görelim...
*Atatürk bu ülkeyi, bu milleti formatladı
Eee... ne var bunda... ne kötülük var? hangi toplum sonsuza kadar ay nı kalır ki ?
İşte bu milletin ananesi vardı... Ananeler iyi olduğunda insancıl olduğunda bir anlam ifade eder...
Kan davası da ananeler içinde yer alır.. Çok kadınla evlenmekte... Anane diye bunları yaşatacak mıyız? Atatürk insanlık tarihindeki en büyük mucizelerden birine imza attı....
Nasıl bir miras aldığını kendi sözlerinden öğrenelim:
''Uçurumun kenarında yıkık bir ülke. Türlü düşmanlarla kanlı boğuşmalar… Yıllarca süren savaş… Ondan sonra içerde ve dışarıda saygı ile tanınan yeni vatan, yeni toplum, yeni devlet ve bunları başarmak için amansız devrimler… İşte Türk genel devriminin kısa bir anlatımı…''
Yine devam eder Büyük Önder:
"Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılâpların gâyesi, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen asrî, bütün mânâ ve eşkaliyle medenî bir hey'et-i içtimâiye haline is'al etmektir. İnkılâbımızın umde-i asliyesi budur. Bu hakikati kabul edemeyen zihniyetleri târumâr etmek zarûrîdir. Şimdiye kadar milletin dimağını paslandıran, uyuşturan bu zihniyette bulunanlar olmuştur. Herhâlde zihniyetlerde mevcut hurâfeler kâmilen tard olunacaktır. Onlar çıkarılmadıkça dimağa hakikat nurları infaz etmek imkânsızdır.''
Elbette formatlayacaktı Mustafa Kemal... Formatlamasaydı işte hala daha var olan envay çeşit yobaz, ehli hurafe, hem din sömürüsü yapacak , bu ulusu karanlıklar içinde bırakacak, hemde din sömürüsü üzerinden bu ulusu emperyalizme pazarlayacaktı..
Gelişmelerden dolayı görüyor ve anlıyoruz ki, Mustafa Kemal az bile yaptı.. Keşke aydınlanma devrimlerini daha kılı kırk yararcasına ve hızlı yapsaydı da ehli hurafe bu milleti karanlıkların içine atabilecek olanak bulamasaydı.
*Atatürk Hiç kimsenin yapmadığını yaptı, bu milletin alfabesini değiştirdi...
şu haberi sizle paylaşarak tahlil etmeye başlayalım bu iddiayı:
ORTA ASYA, LATİN ALFABESİNE GEÇİYOR
Yayin Tarihi 21 Mart, 2008
Kategori BASIN-YAYIN
Orta Asya
Latin Alfabesine geçiyor
Latin Alfabesine geçiş, bu hafta başından itibaren Kırgızistan ve Kazakistan’da tekrar gündemi meşgul etmeye başladı.
image00166.jpg
Orta Asya ülkeleri ve Türk Cumhuriyetleri doksanların başında elde ettikleri bağımsızlıklarından bu yana, hem diğer Türk milletleriyle iletişimi hem de uluslar arası entegreyi kolaylaştıracak yeni bir ortak alfabeye topluca geçişi hedefliyor.
Azerbaycan, Özbekistan ve Türkmenistan’ın bağımsızlıktan hemen sonra kullanmaya başladığı yeni alfabeye, Kazakistan ve Kırgızistan dış etkiler ve sosyal ortam nedeniyle geçiş sağlayamadı.
Latin Alfabesine geçiş, bu hafta başından itibaren Kırgızistan ve Kazakistan’da tekrar gündemi meşgul etmeye başladı. Bazı Kırgız devlet adamları, yeni alfabenin dünyaya daha hızlı entegre olma konusunda avantaj sağlayacağı görüşünde. ‘Bizim mutlaka Latin alfabesine geçmemiz lazım. Belki hemen değil ama 10-15 sene içerisinde mutlaka olmalıdır.‘ Diyor Kırgız politikacılar.''
hiç kimsenin yapamadığını yapmış olması Mustafa Kemalin ne kadar büyük bir insan olduğunu gösterir...
Ayrıca Mustafa Kemali eleştirenler şunu hep görmezden gelirler, çünkü görmek işlerinde gelmez:
- diyelim Mustafa Kemal hiç bir devlette yapılmayanı yaptı... Peki hangi millet insanlığın ürettiği bir yazıyı kutsal sayar ve onun pedagojik, sosyal , psikolojik ve bilişsel tahlilini,kutsaldır çarpılırsın bakışıyla reddeder ve tartıştırmaz?
Elbette ki kaldıracaktı çünkü yapılan bütün devrimler karanlığın, yobazlığın, bilimdışılığın temsilcileri tarafından hep itiraza uğramıştır. Ayrıca yapılan bütün itirazlar, din üzerinden yapılmış, dinsel bir baskıyla engellenmeye çalışılmıştır bütün gelişmeler...
Tıpki matbaa da yapıldığı gibi.. Evet matbaa bir işçi tepkisidir, işsiz kalacağız tepkisidir ama kullanılan argüman nedir? elbette ki din...
Alfabe değişmiş te ne olmuştur? Millet bir gecede cehalete sevk edilmiştir... Bizde inandık.. Peki alfabe değişmeden önce Osmanlının okuma yazma oranı yüzde kaçtır?
Hiç bunu düşünür mü yobaz? düşünmez.. Çünkü onun kafası, onun icraatı hep karanlıktır... Hep cehalettir...Yobaz karanlıktan beslenen bir yarasadan başka bir şey değildir.
Evet, Arap alfabesiyle eğitim gören bu halk, 600 yılda , 100 de (kadınlarda) 0,4, (erkeklerde) 0,7 dir.
Cumhuriyet döneminde alfabe devriminden sonra bu oran :Okur-yazarların nüfusa nisbeti, 1935’de %15; 1960’ta %32; 1970’te %46’dır.
Aradaki fark tartışılmayacak kadar belirgindir nettir.
Bunu neden göremiyorsun ey yobaz?
Arap alfabesinin yapısının Türkçeye uymaması da açık bir gerçektir. Ama bu Osmanlının da derdi değildir. Çünkü Osmanlı Türkçeyi medreselerden bile yasaklamıştır. Türk dağların zirvelerinde dolaşan, çobanlık yapan, göçebe, elindeki sazla aylak aylak türkü söyleyen bir ,'' Etrak-ı bi idrak'' tır..
Düşüncesiz Türkün, dilinin ne önemi var ki?
Yobaz Atatürke saldırırken şu argümanı kullanır: Bir gecede cahil kaldık....
Oysa gerçek şudur: Osmanlı matbaa geldikten sonra yaklaşık 200 yıllık süreçte yaklaşık 30000 kitap basılmıştır.. Oysa Mustafa Kemal bu rakamı 3- 4 yılda yakalamıştır...
Harfleri Arapça olan Osmanlıca aslında doğal değil yapay, elitist ve uyduruk bir dildir. Bu dil ile belki romantik şiirler yapılabilir ama asla bilim yapılamaz...
Atatürk, dinsel kutsanmışlığın dışında hiç bir özelliği olmayan arapçanın yerine okunup yazılması son derece kolay, dilimize çok uygun , 14 Harfı Göktürk alfabesiyle aynı olan, ve dünya bilim çevrelerinin de kullandığı Latin alfabesine geçerek çok ilerici bir devrime imza atmıştır.
Yobazın, Batılı genç Shakespaeire yi okuyabiliyor biz Fuzuliyi okuyamıyoruz iftirasına karşı, bizim cevabımız şudur... Fuzuliyi okuyamıyorsak bunun suçlusu Yunus u okuyabilirken Fuzuliyi okuyamamamıza sebep olanlardır olacaktır.
şimdi Yunus Emre nin bir şiirine bakalım:
Bir kez gönül yıktın ise
Bu kıldığın namaz değil
Yetmiş iki millet dahi
Elin yüzün yumaz değil
Bir gönülü yaptın ise
Er eteğin tuttun ise
Bir kez hayır ettin ise
Binde bir ise az değil
Yol odur ki doğru vara
Göz odur ki Hak'kı göre
Er odur alçakta dura
Yüceden bakan göz değil
Erden sana nazar ola
İçin dışın pür nur ola
Beli kurtulmuştan ola
Şol kişi kim gammaz değil
Yunus bu sözleri çatar
Sanki balı yağa katar
Halka matahların satar
Yükü gevherdir tuz değil
Yunus Emre
Anlayamadığımız yer var mı?
oysa Osmanlıca şiirlere bakalım:
1-ceb bi bağ kenârında dursa lâle hacil
Ki lâlezâr-ı cemâlinde hûr u zârındır
ne anladık....
Çevirelim Türkçeye:
Gecenin uzunluğunu takvim yapanlar ve yıldız ilmi ile uğraşanlar ne bilsinOsmanlica/Farsça (Güzel sözler ve anlamları) gam çekene sor gecenin kaç saat olduğunu.
2-Gönülde bir gamım var ki pinhan eylemek olmaz
Bu hem bir gam ki el ta‘nından efgan eylemek olmaz
Fuzulî
Çevirelim Türkçeye:
Gönülde bir derdim var ki gizlemek olmaz bu oyle bi dertki en şiddetlisinden figan etmek olmaz.
Şimdi Atatürk öze döndü diye cahilleştik mi, bilgiye yönelik kapıları mı açtık....Allahtan kork ey yobaz...
3- Atatürk islam şerairlerini değiştirdi.
Bunu söyleyen aslında din üzerinden Atatürk'e saldırarak , dinin de özünü bozan yobazdan başkası değildir.
Atatürkün islam dinine yaptığı hizmetler saymakla bitmez ama bir çırpıda şunları sıralamamız mümkündür:
- Kur’an’ı ilk kez Türkçeye çevirtti, bastırdı ve ücretsiz dağıttırdı. " Ben Müslüman’ım diyen Türk insanı dinini anlamaya başladı.(1927, İsmail Hakkı İzmirli’nin çevirisi)
- Kur’an‘ın bilimsel tefsirini yaptırdı, bastırdı ve ücretsiz dağıttırdı. ("Hak Dini Kur’an Dili" ismi ile 1936 da Elmalılı Hamdi Yazır)
- İmam Buhari’nin sağlam hadislerinin çevirisini yaptırdı ve aynı şekilde halka ulaşmasını sağladı. (1932, Ahmet Nazım, Kamil Miras)
- Arapça okunan, dinleyenin anlamadığı, hutbe okuma işini Türkçeye dönüştürdü. (1932)
- Ezan’ı Türkçeleştirdi. (1933)
- Camilerin din görevlisi ihtiyacını karşılamak için imam hatip okulları açtı.
Atatürk, İslam’ın temel kaynaklarını Türkçeye çevirtmekte yetinmemiş, bunları bastırarak geniş halk kitlelerine ulaştırılmasını da önlük etmiştir. Böylelikle O, Türkiye’de dinsel aydınlanma başlatmıştır. 1924 yılından 1950 yılına kadar, 352.000 takım dini kitap bastırılmış ve bunlar Atatürk döneminden başlayarak yurdun en ücra köşesine kadar dağıtılmıştır. Bu kitapların dağılımı ise şöyledir :
- 45 bin adet Kur’an-ı Kerim Tercüme ve tefsiri (19 ar cilt)
- 60 bin adet Buhari hadisler Tercüme ve izahı ( 12 şer cilt)
- 247 bin adet din kültürü eserleri.
(osmanlı döneminde 1400 – 1730 yılları arasında toplam 99 eser yazılmıştır.)
Din sömürücüsü yobaza sormak isterim.... Siz bunun kaçta kaçını yaptınız? Utanın...
4- Atatürk eğitim sisteminde islami eğitimi kaldırdı ve saçma sapan teorileri getirdi...
Cehaletin sonu yokya... Ne getirdi Mustafa Kemal... Evrim teorisi neden okutuldu? niye okutulmasın... Evrim islam Dünyasında ta ibni Haldundan, şeyh bedreddinden, Erzurumlu İbrahim Hakkıya kadar pek çok bilginde yok mu ey yobaz.. ey ahlaksızlıkta sınır tanımayan ....
Atatürk antropoloji, Atatürk felsefe, atatürk psikoloji, Atatürk karşılaştırmalı ve bilimsel tarih getirdi diye suçlu mu oldu?
Ey yobaz, aydınlanmıyorsun aydınlanmıyorsun bari susta cehaletin belli olmasın... Bakın Mutassavıf Erzurumlu İbrahim Hakkı(1809-1882) Evrim konusunda neler diyor:
“Hak Teala’nın emir ve tesiri ile felekler ve yıldızlar hareket edip, dört unsuru istihale (evrim) ile birbirine karıştırıp yoğurmuşlardır. Böylece, önce madenler, sonra bitkiler, daha sonra hayvanlar meydana gelmiştir. Hayvan kemalini bulduğunda insan zahir olmuştur. Bu bileşik cisimlerin dört mertebesi arasında yani maden, bitki, hayvan ve insan arasında aracı bileşik cisimler de vardır. Madenler ile bitkiler arasında vasıta ve geçit olan mercandır… Bitkiler ile hayvanlar arasında geçit hurma ağacıdır. Çünkü o bitki olmasına rağmen hayvan gibi erkeğine yakın olmadıkça (döllenme olmayıp) neticesi hurma olmaz. Hayvanlar ile insanlar arasında geçit olanların en açığı maymundur. Çünkü bütün organları, kıl ve kuyruğundan başka dışı ve içi insana benzer. Mercan, hurma ağacı ve maymun gibi maden, bitki, hayvan ve insan arasında geçit olanların varlıklarındaki hikmet, her birinin kendi mertebesi aşağısından son yükseklik derecesine ulaşması, varlıklardaki mertebelerin o silsile yoluyla tertip edilmesi ve insanlık mertebesinde nihayet bulmasıdır. Zamanın devretmesinin tamamlayıcısı ve cihan varlıklarının özü insanın var olmasıdır. Yedi yüksek babanın (felekler) ve dört aşağı ananın (anasır-ı erba’a) ve üç bileşik cisimlerin (mevalid-i selase) neticelerinin özü insan bedenidir. Belki iki cihandan sebep ve gaye, ancak hazret-i insandır…
Bu şerefli vücudun yükselişinin başlangıcı madenler olmuştur. En önce kaygan çamurdur, sonra taş mertebelerine yükselmiştir, sonra kıymetli cevherler mertebesine vasıl olmuştur… o mertebeden de yükselerek tohumsuz biten bitkiler mertebesine varmıştır. Sonra tohum ile biten bitkiler mertebesine, oradan ağaç şeklini alıp hurma ağacına kadar varmıştır. Hurma mertebesinden hayvanların mertebelerine yükselip nice seneler o mertebede ömür sürmüştür. Oradan fiil ve şekil bakımından insana benzeyen yarı insan (nesnas) ve maymun mertebesini bulup daha da yükselerek insan şekline gelmiştir.” (Marifetname, Bedir Yayınevi, s.57-60)
ve yine 940-1030 yılları arasında İran’da yaşayan İbn Miskeveyh, ’El-Fevzü’l-Asgar’ adlı ölümsüz eserinde evrimleşmeyi, Darwin’den tam 850 yıl önce incelemiş ve onun vardığı sonuçlara daha o zaman varmıştır.
Miskeveyh’e göre, yüksek alemden inen nefs (ruh) çeşitli dünya varlıklarında kendini göstere göstere tekamül etmiş, nihayet insanlık mertebesine gelmiştir. Bu süreçte, hayat eserini ilk kabul eden varlık bitkidir. Aşağı düzeyinde bitki tohumsuz ürer. Otlar gibi... Nihayet evrim, üzüm ve hurma ağacına ulaşır. Bitkiler alemi, hurma ile tekamülünün son sınırına varmış olur.
Hurmada artık hayvan özelliği belirmeye başlamıştır. Hurma, bitkinin son, hayvanın ilk mertebesidir. Hayvanlar aleminde ilk mertebe, kısmen hareket edebilen, sadece dokunma duyusu bulunan sedef ve salyangoz gibi hayvanlardır. Evrimleşme, köstebek ve benzeri 4 duyu sahibi hayvanlarla devam edip 5 duyu sahibi, terbiye edilebilir hayvanlara ulaşır. Bu mertebede at ve şahin tipiktir. Evrimleşmenin insanlık mertebesine bağlanma noktasında maymunlar ve benzeri gelişmiş hayvanlar görülür.
İbn Miskeveyh öğrenimini, doğduğu kent olan Rey kentinde tamamladı, iyi bir eğitim gördü. İbn Miskeveyh döneminin ünlü bilginlerinden ve hocalarından ders aldı. Çağının önde gelen filozofları (İbn Sinâ, Ebu Reyhan el-Beyrûni ve Ebu Hayan et-Tevhîdî gibi) ile bilgi alış-verişinde bulundu. İbn Miskeveyh özellikle Farabi’den çok etkilenmiş ve meşşai ekolün önemli isimlerinden olmuştur
İbn Miskeveyh’in evrimle ilgili eseri el-Fevzü’l-Asgar (Al-Fawz al-Asghar), neşr. A.F. Fuad, Bingazi 1974, Salih Uzeyme, Tunus 1987;Fransızca Çevirisi: Le Petit Salut, Fransızcaya çeviren Roger Arnaldez; İngilizce çevirisi: Sweetman, Islam and Christian Theology, London, 1947.
Miskeveyh(Ahmed İbn Muhammed Miskeveyh) (940-1030) İranlı ünlü İslam filozofu. İran'ın Rey kentinde 940'ta (hicri 320) doğdu. Aktif politik kişiliğini filozof rolüyle birleştirdi. Tarihçi yönü de olan Miskeveyh Bağdat, Isfahan ve Rey şehirlerindeki Büveyye hanedanına hizmette bulundu. Aralarında Sicistaninin de olduğu bir entelektüel grubunun üyesiydi. İslam dünyasında Neoplatonik geleneğin ortaya çıkışında Miskeveyh'in telifçi rolünün etkisi bulunmaktadır. İbn Miskeveyh tarihten psikolojiye, kimyadan metafiziğe kadar pek çok farklı alanda çalışmalarda bulundu ve eserler kaleme aldı.
İbn Miskeveyh asıl ilgi alanı olan felsefenin dışında uzunca bir süre kimya ile de ilgilendi, çeşitli araştırmalar yaptı. Kimya alanında yaptığı çalışmalardan hiçbiri bugüne ulaşmamıştır. İbn Miskeveyh felsefe ve kimya dışında tıp, edebiyat, tarih, ahlak ve metafizik ile de ilgilenip, bu konularda birçok eser kaleme aldı. Özellikle ahlak sistemi ile dikkat çeken İbn Miskeveyh ahlak konusunda çok önemli bir yere sahip olmuştur. Eserlerinde Farabi metodunu izlese de, genel olarak Farâbi’nin aksine pratiğe nazariyeden önce yer verip, pragmatizme yaklaştı. Kendisinden önceki Meşşai ekolü filozofları gibi Eflatun ile Aristo’nun fikirleriyle İslam dinini uzlaştırmaya çalıştı.
Bütün bunlar varken Yobazlıktan ruhu kararmış şahsiyetlereşu sözlerle seslenmek isteriz:İftira atmayı kes artık... allahtan kork...
5-Bu Ülkede Darbe Yapanlar Atatürkçü idi...
Yobaz, bilimdışıdır... Gücünü yalandan , iftiradan ve çamurdan alır...
Ve yalanın , cehaletin geçerli olması için cehaletin yaygınlaşmasını ister... Yukarıda söylenen yalana bakın...
siz ne diyorsunuz... yeryüzünde mareşal olup, askeri okuldan mezun olup, düzinelerce savaşa girip, savaş biter bitmez üniformasını çıkaran kaç kişi tanırsınız?
İkide bir sizin ağababalarınızın ifade ettiği sinei millete dönmek konusunda Mustafa Kemal kadar samimi kim vardır?
Msutafa Kemal sarayın fedaisi olabilecekken, ismine idam çıkarılmasını göze alıp, istifa etmedi mi? bu istifa kadar net ve belirgin sine- i millete dönüş örneği var mıdır?
sizin uğruna methiyeler düzdüğünüz vahdettin ingilizlerin gölgesinden çıkamazken, Mustafa kemal, her türlü riski alarak samsuna çıkıp milletin sinesine dönmedi mi?
Bu adam mı darbeci?
Diyeceksiniz ki darbeler Mustafa Kemalin adına yapılıyor?
Evette yani bundan yola çıkarak bir mantık yürütüyorsanız şu akıl yürütme de sizin tarafınızdan haklı çıkarılmış olmaz mı?
'' DARBECİLER MUSTAFA KEMAL ADINA DARBE YAPIYOR... HER ADINA ÇIKIŞ, ADI ANILANDAN KAYNAKLANIR... ISİD DE İSLAM ADINA KATLİAM YAPIYOOR... O HALDE IŞİD DE İSLAMIN ASKERİDİR VE İSLAM KATLİAM DİNİDİR...''
Böyle mi bakacağız olaya? Evet darbeler Mustafa Kemal adına yapılmıştır.. Doğru ama bu da bir projedir.
Ne projesi? Mustafa Kemalden soğutma projesi....
Çünkü bakalım 12 eylül darbesi Mustafa kemal adına yapıldı ama Mustafa Kemal yanlısı bütün Atatürk devrimcileri tasfiye edilmedi mi?
Ilımlı İslam projesi, zorunlu din dersi falan konulmadı mı?
17 yaşında genç devrimci Erdal Eren asılmadı mı?,Artvinli Atatürkçü Öğretmen Enver Karagöz başta olmak üzere pek çok Atatürkçü öğretmene işkence yapılmadı mı , bir çoğu hayatını kaybetmedi mi?
Ya 12 mart cuntası ?
Bakın darbe desteğinden bahsediyorsunuz... bak ey yobaz kulaklarını iyi aç ve senin ağabeylerinden biri olan bir zatın darbecilere nasıl seslendiğini ve darbelere nasıl baktığını gör ve Atatürke iftira atma artık...
Bir dönem Said Nursi’nin avukatlarından olan ve cemaat içindeki etkinliği ile
tanınan Bekir Berk’in, Yeni Asya Gazetesi’nin 10 Şubat 1971 tarihli sayısında,
ordunun verdiği muhtıra üzerine yaptığı değerlendirme de şunları söyler:
“Bu ses tarihimizin sesidir. Bu ses sanki Mohaç’tan gelen
sestir. Bu ses Malazgirt’ten yükselen bir sestir. Bu ses Kanije gazilerinin sedasını
aksettirmektedir. Bu ses hürriyet ve istiklalimizin, bu ses din ve imanımızın,
şerefimizin ve hasiyetimizin bekçileri şerefli paşalarımızın, erlerimizin tek
kelimeyle Mehmetçiğimizin sesidir... Bu ses, sağa da sola da gelişi güzel yumruk
sallayanların değil, tehlikenin nereden geldiğini bilen, gören ve onun üstüne
yürüyen ve onlara son defa ‘Hizaya gel’ komutunu verenlerin sesidir. Bu ses
meseleleri kanunların çerçevesinde halletmek isteyenlerin, bu ses millet iradesini
korumayı ahdedenlerin sesidir...”
Utanmasalar Yök ü de Atatürk'e kesecekler ya yöke nasıl sahip çıktıklarını gören görüyor da dilleri fazla dönmüyor...
6-Bu ülkede dindarlar hep baskı altına alındı
bu sözün altında yatan gerçekleri gören görür... Din adı altında doğuda ağa şeyh ikileminin neler yaptığını, batı bölgelerimizde ise cemaat ve tarikat ikileminin ne büyük rant ocakları olduğu, ne büyük suçlara kaynaklık ettiklerini, sahip oldukları potansiyel oylar yüzünden bu ülke siyasetinde ne kadar söz sahibi olduklarını herkes biliyor... Atatürk, bu ülkenin din ve tarikat oyunlarının oyuncağı olmasını engellemeye çalışmıştır ama yeterli olamamıştır.. Keşke başarabilseydi.. Başarabilseydi keşke de yaşadığımız bilim dışı, adam kayırmacı ve karanlık ortam yaşanmasaydı ...
devam edeceğiz...

  • Yorumlar 7
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40