1. HABERLER

  2. YURT VE DÜNYA

  3. Avcı: 4-5 ay içinde darbe olacak!
Avcı: 4-5 ay içinde darbe olacak!

Avcı: 4-5 ay içinde darbe olacak!

Yazdığı kitaplarla adı gündeme gelen ve aykırı fikirleri nedeniyle görevinden el çektirilen eski Cumhuriyet Savcısı Gültekin Avcı'dan şok iddia:

A+A-

Yazdığı kitaplarla gündem oluşturan eski Cumhuriyet Savcısı Gültekin Avcı’ya göre; “Tüm bu olanlar AK Parti karşıtlarının işi ve 4,5 aylık süreçte muhtemel bir darbe kaçınılmaz!”
Gerçen hayat Dergisi'inn son sayısında yayınlanan röportajde eski savcı Gültekin Avcı şunları söyledi:
Ankara’da düzenlenen terör eylemi için, “Doğrudan siyasi nitelikli” olarak tanımlayabilirmiyiz?
Siyasi demek dar bir tavsiftir. Bunlar şuurlu-seçilmiş terör operasyonları. Ankara bombalaması için adi bir eylem demek daha doğru olur. Kurbanlar halktan; özel statüdeki insanlar değil. Fakat hassas bir genel seçim süreci ile başlayan eylemler olduğu için seçilmiş ve özel.
Eylemin Ankara’da olmasının ayrıca bir anlamı var mı?
Yapılacak bir terör operasyonunun en sansasyonel addedileceği yer, o devletin başkentidir. Bu durum, doğrudan bir zafiyete işaret eder. Aslanın kendi evinde saldırıya uğraması gibi. Londra ve Madrid eylemlerini hatırlarsak durumu kavramak daha kolay olur. Başkentte terör operasyonu yapmak fevkalade risklidir ama feda edebileceğiniz canlar varsa tercih edilmesi gereken en uygun yerdir. Çapı küçük de olsa kimse böyle bir eylemi göz ardı edemez.
Bu eylemi, Şemdinli ve Danıştay saldırısından ayıran özellikler neler?
Şemdinli’de devletin kendisi yakalandı. Eski İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun’un dediği gibi “Hırsız evin içindeydi ve Savcı doğru yoldaydı.” Ele yüze bulaştırılmış bir operasyondu bu. Burada derin devlet fenomenini tüm gerçekliğiyle yaşadık. Danıştay operasyonu ise bir istikrarsızlık ve kutuplaştırma amacına yönelikti. Amaç böyleyken eylemin attığı oltaya ilk yakalanan kişiler, en ferasetli ve temkinli olması gereken kişiler olan Cumhurbaşkanı Sezer ve Danıştay Başkanı oldu. Zehir zemberek açıklamalarla “Cumhuriyete saldırıldığını” beyan ederek eylemin amacına ulaşmasına yardımcı oldular.
Son bombalama eyleminin amacı ve hedefi nedir?
AK Parti. Türkiye’nin Ankara ile birlikte yoğun olarak muhtelif kentlerde bombalama eylemleri ile sarsılması, bir manada genel seçimlerden tek başına, belki de daha güçlü olarak çıkması beklenen AKP’nin yeniden iktidar olması sürecini baltalamak ve klasik bir askeri ihtilale zemin hazırlamak.
Bütün bu eylemler darbenin alt yapısını mı oluşturuyor?
Evet. Ordu çok haklı bir sebep oluşturmak zorunda. Yani anarşik bir istikrarsızlık ortamı oluşturarak askerin davet edilmesi gerekiyor. Darbe, AKP iktidarı ve cumhurbaşkanını seçimine binaen değil de ülkenin kutuplaşmış ve terörün tırmanmış olması sebebiyle yapılmak isteniyor. Ama terör olaylarının en önemli kriptosu AKP’nin yeniden iktidar olup cumhurbaşkanını seçecek olmasında. AKP’nin her şeye rağmen ülkeyi yönetmesine karşı olanlar, ihtilali deneyecekler. Bu onlar için kaçınılmaz. Zaten verilen 27 Nisan muhtırası Türkiye’yi tarihinde hiç bölünmediği kadar böldü ve kutuplaştırdı. Bu muhtırayla adeta yüzlerce Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Necip Hablemitoğlu ve Uğur Mumcu öldürülmüş oldu. Yani bu etkiyi doğurdu. Dış güçlerin ülkeyi kutuplaştırma operasyonlarına gerek kalmadı. Şu an ülke, tarihinin en provokasyona müsait zeminini yaşıyor. Tandoğan ve Çağlayan gibi mitinglerde kendilerince ülkeyi kurtarma provası yapan grup ve siyasi partiler tehlikenin farkında değiller.
İki zıt kutup, birbirlerini gösterip tehlikeden bahsediyor. Size göre aktörler belli mi?
Belli ve oyunlarını da en iyi şekilde oynuyorlar. Gelebilecek klasik bir ihtilalin sorumluları ve aktörleri, bilim yerine ideoloji tetikçiliği yapan YÖK, askeri bürokrasinin hassasiyetlerini kendi hassasiyeti bilen Yüksek Yargı, militarist bir parti olarak halka ve halkın seçimine sırtını dönen CHP ve aynı çizgideki sivil toplum kuruluşları olacaktır. ‘Meydanlarda Çağlayan’da, Tandoğan’da büyük kitlelerden ve milyonlardan bahsedilirken sokaklara inmeyen 60 milyon nerededir?’ Bu dev kitlenin unutulması ve göz ardı edilmesi büyük ahmaklık… İhtilaller fizyolojik olaylardır, ayaklanmalar ise patolojik. Ayaklanmalar daima suçtur ama ihtilaller suç olarak görülmez. Ama bu sefer ki fizyolojik ihtilal, kendi patolojik ayaklanmasını tetikleyebilecektir.
Ordu, siyaset, yargı ve STK patentli bir iç çatışma mı çıkacak yani?
Üzücü de olsa maalesef sonuç bu. Çok yakın ve ciddi bir gerçeklik taşıyan iç savaş görünümüne doğru sürükleniyoruz. Bu sefer gelecek bir ihtilalde ordu da bölünecek. Askerler, yani asker evlatlarımız, verilen emirlerle silahlarını ilk defa kendi ana-baba ve kardeşlerine doğrultmak durumunda kalacaklar. Ordu açısından bölünme ve isyanın en büyük nişanesi bu durum olacaktır. Sokak çatışmalarıyla Irak benzeri bir kaos ortamı yaşanacak. Yani bu sefer ki ihtilal vatana en büyük ihanet olacak. Beklenen ihtilal (umarım olmaz) Türk milletine savaş ilan etmek manasını taşımaktadır. Böyle bir durumda ABD ve Rusya’nın seçecekleri kendi taraftarlarının kazanması için kollarını Türkiye’nin içine sokacaklarını da unutmamak gerekir. Dış emperyal aktörlerin müdahalesi için en mükemmel zemin oluşacak. Hatta ABD’nin sıcak bir askeri müdahalesi bile şaşırtıcı sayılmamalıdır. Ortaya çıkan kaostan beklenen düzeni elbette ki ABD, kendi tesis etmek isteyecektir.
Karışıklıklarda ABD’nin payı var mı?
Ankara ve diğer kentlerdeki bombalamaların arkasında ABD’nin olmadığı görülüyor. Çünkü ABD muhtıraya karşı tavrını koydu. Genelkurmayın Kuzey Irak’a müdahale fikrine de fevkalade karşı. Hükümet ise Kuzey Irak’a askeri müdahale konusunda Genelkurmay kadar aceleci ve net bir tutum sergilemedi. ABD bu konuyu AKP ile çözüme ulaştırabileceği kanaatinde. Bu değerlendirmede İsrail istihbaratını ve bizim derin illegal unsurları bombalamaların faili olarak düşünmemiz isabetlidir.
Fakat Başbakan, Kuzey Irak’a müdahale konusunda Ordu’ya inisiyatif tanıdı.
Müdahale konusunda ABD yeşil ışık yakmadan, bölgedeki Kürt yönetimiyle asgari seviyede işbirliği sağlanmadan gerçekleştirilecek bir askeri harekâtın kesin başarı elde etmesi zor. Buna rağmen Tayyip Erdoğan’ın, “Genelkurmaydan bu yönde bir talep gelmesi halinde, hükümetin bu yönde bir karar alabileceğini” ifade etmesi hatalı bir çıkıştı. Seçim arifesinde, askere Kuzey Irak’a askeri müdahale talimatını veren bir Başbakan, seçim şansını zora sokuyor demektir. Eğer ABD, AKP’yi gözden çıkardıysa durum farklı tabii. ABD önümüzdeki süreçte bir koalisyon veya bir ihtilalle, Genelkurmayla olan problemlerini çözebileceğini düşünüyorsa, AK Parti’yi ekarte edebilir. O zaman şimdiki durum için; hem ABD ve İsrail’in istihbarat operasyonları hem de Türk illegal derin devlet unsurları devrededir ve önümüzde genel bir Şemdinli manzarası vardır dememiz gerekir.
Bu tip olayların arkası gelir mi?
Halka karşı düzenlenen bombalama eylemlerinin stratejik mağduru daima siyasi iktidar olur. Devam edecek şiddet eylemleriyle AKP’nin mağduriyeti ve yıpranmışlığı artacaktır. Böyle bir anarşik ve istikrarsız ortamın AKP aleyhine olduğu su götürmez. Yani şiddet eylemleri devam edecektir. Bu AKP’nin engellenmesi ve ekarte edilmesi için denenen bir metottur. Bunlar fayda vermez ve AKP yine de güçlü olarak gelirse, dananın kuyruğu o zaman kopacaktır.
Tespitlerinizden; 22 Temmuz sonrasında şimdikinden daha güçlü bir AK Parti’nin çıkması durumunda darbe kaçınılmaz sonucu çıkıyor.
Maalesef evet. Türkiye, tarihinin en önemli virajındadır. Bundan sonra ordu ya kışlaya geri dönecek ve siyasi iradenin emrine girecektir ya da bir klasik ihtilalle statüsünü koruyacaktır. Bu açıdan milletin ne istediği önemli değildir. Ortada 28 Şubat muhtırasından daha ağır bir muhtıra var. Sadece ABD ve AB desteklemediği için muhtıranın şekillendirdiği militer bir konjonktürü hissetmiyoruz o kadar. Ama muhtıranın son kısmında yer alan, “TSK, gerektiğinde tavrını daha açık bir şekilde ortaya koyacaktır…” sözü, bu istikbaldeki gelişmelere göre ordunun takınacağı tavrın habercisi. Yani önümüzdeki 4-5 aylık bir dönem için Türkiye ciddi bir klasik askeri ihtilal tehlikesi içindedir. ABD ve AB’ye rağmen mi derseniz? Evet onlara rağmen!
PKK DTP’yi istemiyor
Ankara’daki bombalamadan sonra, PKK’nın, kırsalda eskisi gibi rahat olmadığı ve yöntem değişikliğine gittiği söylenmeye başladı. PKK şehirlerdeki kalabalıklara saldırarak kırsalın intikamını mı alıyor?
PKK’nın yöntem değiştireceğini bizzat kendi üst düzey yetkilileri, 2003 yılında Terör Cezaevi Savcılığı yaparken bana, “Büyük şehirlerde bu tür özel ve sansasyonel eylemlere 2004 yılında geçeceklerini” söylemişlerdi. Fail olarak PKK’yı kabul edersek “geç tatbikata sokulmuş bir yöntem tebdili” söz konusudur. Eylemin PKK tarafından üstlenilmedikçe onlara atfedilmesi doğru bir yaklaşım değil.
Fakat PKK, hem güç gösterisi yapıp, hem de olayı üstlenmeyerek, faturayı devlete çıkarıyor olabilir mi?
Bombalama eyleminin PKK tarafından üstlenilmemesi ilginç. Ayrıca bu durum PKK’nın aleyhine bir politik ve askeri yaklaşım getirecektir. Terör Savcısı iken PKK’lı üst düzey bir militana, “Türkiye’nin başka bir devletle savaşa girmesi durumunda tavırlarının ne olacağını” sormuştum. Beni hayretler içinde bırakan şu cevabı verdi; “Türkiye başka bir ülke ile savaşa girerse biz de Türkiye ile aynı safta savaşırız. Çünkü hepimiz aynı gemideyiz. Gemi batarsa biz de batarız.” PKK’nın eylemi üstlenmemesi, kendi stratejisi açısından bir doğruluk taşımıyor. PKK’lılar yaptıkları eylemlerle övünürler. Faturanın devlete çıkması konusuna ise şöyle bakmak gerekir; Uğur Mumcu, Hablemitoğlu, Üçok, Aksoy operasyonlarında ve Şemdinli’de açık bir şekilde devlet hâlâ zanlı olmaktan kurtulabilmiş değil. Bu noktada Ankara operasyonu, devleti değil, hükümeti mağdur etmiştir.
Seçimlerden sonra bağımsız DTP’lilerin gurup kurmasıyla ortam daha da gerilir mi?
Geçmişte, TBMM’de DEP’in bir grubu vardı ve bir takım gerilimler yaşanmıştı. Eğer DTP’liler fevri ve irrasyonel yaklaşımlarını sürdürürlerse elbette ki daha büyük gerilimler bizi bekliyor demektir. Ancak şunu söylemeli-yim ki, PKK, siyasi olarak DEP ve bu silsiledeki son parti DTP’yi yetersiz bulmakta ve kendisini layıkıyla temsil edebilen bir siyasi oluşum olarak görmemektedir. Kendi tabirleriyle silahlı mücadeleleri sayesinde Kürtlerin bugünkü sosyal haklarına kavuştuğunu düşünen PKK, DTP’yi kendini bağlayıcı bir unsur olarak hiç görmemiştir. PKK’nın bu itibar ve bu konjonktürde silah bırakması ve siyasileşme temayülü göstermesi mümkün gözükmüyor. Sadece zaman zaman DTP, PKK tarafından gelen yorumları bir siyasi oluşum olarak kamuoyuna ifade etmektedir. Bu da DTP’yi bölücü bir görünüme büründürmekte ve marjinalleştirmektedir.
Yapılan son eylemlerin faillerinin en geç 24 saat içinde bulunması, bir avutma taktiği olabilir mi?
Bu tür profesyonel terör operasyonlarında tetikçi ve faillerin bulunması önem arzetmez. Operasyonu düzenleyen aktörlerin planlamasına göre hangi kullanımların daha fonksiyonel ve rantabl olduğu hususu mütalaa edilir. Tetikçi ve faillerin bulunması ise asli aktörlerin çok daha rahat bir şekilde silsileden çıkmasına müsaittir. Tetikçiler ve failler bulunsa bile kamu vicdanı tatmin olmuyor.
Muhtırayı bir gün önceden söyledim
Normal şartlar altında AKP’nin seçimden en kötü ihtimalle eski oy potansiyelini koruyarak çıkması gerekir. Daha güçlü olarak çıkması ise beklenen gelişmedir. Bu, ulusalcılar, CHP ve Genelkurmay tarafından da bilinmektedir. Yapılması gereken AKP’yi mağduriyet görünümünden çıkarıp, miadı dolmuş-yıpranmış bir görünüme büründürmektir. Şimdiki planların altında bu amaç yatıyor. 27 Nisan muhtırasından bir gün önce İzmir’de bir radyoya Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı ile ilgili kritiğimde, “Ya muhtıra verilecek veya Türkiye şimdi olduğundan daha da istikrarlı ve kamil bir seviyeye kavuşacak” demiştim. Bir gün sonra muhtıra verildi. Yönetimin tadını almış bir ordu hiçbir zaman kışlaya geri dönmek istemeyecektir. Demokrasi ise orduya muhalefet rolü bile vermez. Bunun ötesinde sivil toplum kuruluşu gibi bir fonksiyon dahi icra edemez.
http://www.gercekhayat.com/

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum