1. YAZARLAR

  2. Seyfullah FIRAT

  3. BAŞKANLIK SİSTEMİ VE YENİ GÜNDEM
Seyfullah FIRAT

Seyfullah FIRAT

Yazarın Tüm Yazıları >

BAŞKANLIK SİSTEMİ VE YENİ GÜNDEM

A+A-

           Başkanlık sistemi nedir bilmeden, bizim bünyemize uyar mı diye millete sormadan, söz konusu sistemi ele alıp derinliğine sorgulamadan veya genel kamuoyunu bu konuda yeterince bilgilendirmeden meseleyi küt diye milletin önüne getirmek bana göre çok da demokratça bir yaklaşım değildir. İktidar çevrelerinin bu konudaki yaklaşımları bana biraz da; ‘ben her istediğimi yaparım’ mantığının bu meselede hakim olduğunu çağrıştırdı.

                Bizim millet olarak parlamenter rejime geçiş tarihimiz öyle rejimin yıpranmasına sebep olacak veya bezilecek kadar uzak bir geçmişe gitmiyor. Tam anlamıyla parlamenter rejime 1950 yıllarında geçiş yaptık. Düşe kalka da olsa bugünlere geldik. Seçim kanunlarımızdaki enteresanlıklar, parti liderlerimizdeki başkalarını gütme hastalığı maalesef parlamenter rejimin en göze batan kamburlarından olmuştur. Koskoca bir parlamentonun bütün vekillerini seçme hakkına sahip olan bizim parti başkanlarımıza bu sınırsız yetkiler yetmemiş, şimdi de başkanlık sistemi sayesinde sanıyorum imparator olmanın peşindeler. Parlamenter rejimin hakkını veremeyenlerin, başkanlık sisteminin hakkını verebileceklerine kim inanabilir ki?

            ‘Bu sistem nasıl bir yapının gereğidir, Türkiye şartlarında acaba gerçekleşebilir mi, gerçekleşirse Türkiye bu sistemi taşıyabilir mi?’ gibi sorulabilecek haklı sorulara cevap vermek lazım sanırım. Öyle her şeyi ‘ben istedim ve ben istediğim gibi yaparım’ mantığıyla ortaya çıkanlara, ‘hayır, olmaz’ diyen de pek yok sanırım. Herkes adeta teslim olmuş gibi bir manzara var görüntüde. Her neyse, bu sorulara cevap verebilecek veya bu konuları yorumlayabilecek yazarçizer takımının uzun ve yorucu mesaisi bu günlerde başlamış bulunuyor. Bu konu daha çok tartışılacak sanırım.

           Başkanlık sisteminin diğer başka adı ise, Başkanın veya Başkanlık Hükümeti diye de tanımlanabilmektedir. Dünyadaki örnekleri arasında en mükemmel denilebilecek olanı ABD’de uygulanan şeklidir. Kuvvetler ayrılığı ilkesi kesin ve katı olarak uygulanır. Hükümet üyelerini Başkan seçer, tıpkı bugüne kadar olduğu gibi. Bugün de Başkan yerine Başbakan seçmektedir Hükümet üyelerini, hatta milletvekillerini de. Bu sistemde Başkan, hükümet Başkanı ayrımına yer yoktur. Yetkiler Başkanda toplanmıştır.

             Türkiye elbette Amerika değildir. Bizim toplum sosyolojimizle, Amerikan toplum sosyolojisi aynı değildir. Ancak; bebek katili Amerika benzeri bir başkanlık önerisinde bulunmuşlar. Adamcağızın her dediği alkışlandığına göre sanırım bu formül gündeme gelecek. Adam büyük adammış canım. Sayın Başbakanı bile o kurtarmış, AKP ye altın tepsi içerisinde iktidar sunmuş. APO denilen yeni BOP başkanının sözleri bunlar. Tekzip eden olmadığına göre biz de inanmak zorunda kaldık bu yavşağın sözlerine.

           Sayın Başbakanımız da, başkanlık konusunda oldukça istekli ve kararlı görünüyorlar. Söz konusu isteğin veya bu ısrarın arka planında nelerin olduğunu şimdiden tartışmak belki de erken olur. Şu an için tartışmaya açabileceğimiz veya gündem yapılması gereken konu, Başkanlık sistemine geçiş acaba Sayın Başbakanın zannettiği kadar kolay olur mu? Bana göre sanıldığı kadar kolay değildir. Her şeyden önce iç dinamikler göründüğü kadar uygun ve sarsıntısız değildir. Bir yerlerde ciddi manada depremler yaşanmaktadır. Sayın Başbakanın etrafı ve bastığı zemin eskisi kadar sağlam değildir. Son iki yıl içerisinde hesaplar, ayak oyunları bir hayli değişmiştir. Eskiden beri sürüp geldiği gibi birileri kaybedince başka birileri kazanacak. Bakalım o birileri kimler olacak. Bunu elbette zaman gösterecek ve bizlere de beklemek düşüyor.

           Şu ana kadar ortaya çıkan istek ve arzuların ortak resmine baktığımız zaman bu geçişin öyle birilerinin zannettiği kadar kolay olamayacağını gösteriyor. Her şeyden önce bu arzulara CHP ve MHP tamamen karşıdırlar. Muhalefetin bu tavrını bilen Sayın Başbakan her şeyi göze almış durumda gözüküyor. BDP ile anlaşarak bu işlerin üstesinden gelmeyi tasarlayan Sayın Başbakan bu beraberliğin doğuracağı tepkileri de göğüslemeye hazırlanıyorlar.

           Meseleyi referandum yoluyla aşmayı tasarlayan AKP ye meclisteki 325 sandalyesi yetmiyor. Referandum sayısını bulabilmek için BDP sinin sayısı yetse de bu iş çok riskli görünüyor. BDP her şeyden önce özerklik istiyor. Sayın Başbakanın bu noktada evet diyebileceğini hiçbir akliselim kabul edemeyeceği gibi Sayın Başbakan buna bile rıza gösterecek olsa bunu yapabileceğini hiç zannetmiyorum.

          Bunun dışında tek yol kalıyor, muhalefetten ona yakın milletvekilini ayartmak lazım. Koca parlamento da bu mümkün değildir demek de bir hayli zor. Bu parlamentonun geçmiş tarihinde önceden tahmin edilemeyen tablolarda oluşmuştur. Ancak bu dönem eskiye göre çok farklı durumlar söz konusudur. Ülkenin bütünlüğü söz konusu olduğunda bu riske girebilecek her hangi kiralık bir babayiğit ben şahsen göremiyorum.

          Durum öyle gösteriyor ki, Sayın Başbakanın bu işi referanduma götürebilmesi için önünde ciddi engeller var. BDP kendince tavizsiz bir siyaset izliyor. Bir sürü isteği var. Nihai istekleri özerklik ve ana dilde eğitimdir. Apo ile ilgili taleplerinin birçoğu şimdiden görülmüş durumda. Çok yakında Apoyu ekranlar vasıtasıyla evlere misafir etme mecburiyeti hasıl olduğunda memleket kazanının nasıl kaynayacağını insan düşünmek bile istemiyor. Apo son direktiflerini ve emirlerini verdiler. Basına sızdırılan metne bakarsak bütün ipler bu yaratığın elinde.

             Adam sanki BOP eş başkanlığını devralmış gibi bir çalım içerisinde. Bu halleri benim midem her ne kadar almasa da midesi alan geniş mideliler çoktur bu ülkede. Şu anda Türkiye’nin kapalı gündeminin bana göre en önemli konusu Türkiye’de kimin Başkanlık sistemiyle ipleri ele alacağı ve bölgede bundan sonra kimin düdüğünün öteceğidir. APO hiç de bir sanığa benzemiyor. Bu yaratığa katil bile demek isteseniz sanırım sizi mahkemeye verirler ve belki de hakkınızda iddianame hazırlanır. Bu yaratık şu anda Türkiye Cumhuriyetiyle eş değer bir statüye sahip birisi gibi ahkam kesip duruyor.

         Önümüzdeki aylar çok ciddi ve ciddi olduğu kadar bir o kadar da tehlikeli olaylara gebe gözüküyor. Sayın Başbakanın bugüne kadar sergilediği efora baktığımız zaman her istediğini yapmayı başardığını söylemek mümkün. Ancak her koşunun mutlaka bir sonu vardır. Hiçbir uçak sürekli bir şekilde havada kalıp uçmayı ilelebet sürdüremez. Mutlaka bir gün pistin birisinde inmek zorundadır. Önemli olan uçağa, yolculara ve piste zarar vermeden inişi gerçekleştirebilmektir Bu noktada en büyük sorumluluk pilota düşmektedir. 

          Başkanlık sistemine geçiş isteği veya arzusu sadece Sayın Başbakanın şahsi isteği olduğuna ben şahsen inanmıyorum. Bu isteğin arka planında iç odaklar olduğu kadar bir takım dış odakların da payı olduğunu düşünenlerdenim. Durum böyle olunca bu proje ülkenin ihtiyaçlarından daha çok belli bir takım hesaplar içerisinde olan odakların yeni bir viraj alma meselesi olarak da değerlendirilebilir. Bize göre Başkanlık sistemi Türkiye’nin milli dinamikleriyle kolayca bağdaşabilecek bir sistem değildir.

             Türkiye şartlarında bu sistemin ciddi bir despotizme dönüşme riski yüksektir. Birileri her ne kadar modern Padişahlık diye meseleye baksa da modern imparatorluklara bu dünyada yer olmadığını da görmeleri gerekir. Amerikan örneğini verenlerden hep tiksinti duymuşumdur. Burası Amerika değil, bu ülkenin adı Türkiye’dir ve bu millet de Türk Milletidir. Birileri her ne kadar Türk denilince rahatsızlık duyarsa duysun. İnsanlık; millet ve devlet olmayı Türklerden öğrenmiştir. Bu millet ebediyete kadar yaşayacaktır inşallah.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Yeni dezenformasyon yasası ve kişisel verilerin korunması kanununa göre; kişilik haklarına yönelik her türlü yayın suç teşkil ettiğinden, kurallara aykırı yorumlar onaylanmamaktadır. Lütfen bir aşağıdaki facebook yorumları bölümünü kullanınız
7 Yorum