• BIST 89.113
  • Altın 146,590
  • Dolar 3,6409
  • Euro 3,9288
  • Rize 13 °C
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 14 °C
  • Trabzon 10 °C
  • Samsun 15 °C

BAŞÖRTÜSÜ ÜZERİNE TEZLER

Osman KAYA

Türkiye yıllardır kısır bir tartışma süreci içinde. Bu kısır tartışma bu ülkede gerçekte tartışılması gereken asıl meseleleri gölgelemektedir.

Yıllardır bu ülkede kadının örtüsü üzerinden ticaret yapılmakta ve bu ticaret sayesinde birileri rant elde ederken asıl konuşulması gereken konuların üstü örtülmektedir.

Başörtüsü ve rant olgusu iki cephelidir. Bu cephelerden birincisi başörtüsünden yana gözüken ve bu sayede köşeyi dönenlerin cephesidir. Bu cephede kimileri kadının örtüsü üzerinden ceplerini kimileri de sandıklarını doldurmaktadırlar.

Bunlar milletin sorunlarını çözememenin acizliği ve saltanat özlemleri içinde alabildiğine örtüyü sömürmekte ve kadını nesneleştirmektedir. Bu çerçevede bu çevreler yeni bir kadın tipi yaratmakta ve bu tipe de ‘Müslüman kadın’ adını vermektedir.

Bu kadın yer yer şeyhini, yer yer cemaat lideri olan abisi veya ablasını vasi olarak kabul etmekte ve o vesayet altında ana baba ve eş hiçe sayılmaktadır.

Bu çerçevede kadın her türden kullanılan basit bir meta durumuna düşmektedir.

Öte taraftan birde başörtüsüne ret cephesi vardır ki bunların da kadın sömürüsünde yukarıda saydığımız çevrelerden aşağı kalır yönü yoktur. Bunlar da kadınları bir ‘çağdaş kadın’ formatına sokup kapitalizmin iflah olmaz bekçiliğini ilerilik ve özgürlük olarak lanse etmektedirler.

Bunlara göre başörtüsü bir Arap simgesidir ve kişi özgürlüğünü ortadan kaldıran bir simgedir. Bu haliyle ancak burjuvazinin ev hizmetçisi olan tiplemelere mahsus olan bir kıyafetin bir parçası olabilir başörtüsü.

Yine bu çevrelere göre bir kadın illa da başörtüsü takacaksa bu ancak ‘çağdaş’ kesimlerin belirlediği bir formatta olur. Bu formatın dışında talepte bulunanlar ancak art niyetlerinden dolayı başörtüsünü takmaktadırlar.

İşte yukarıda ifade etmeye çalıştığımız iki kafa faşizmin değişik versiyonları olarak hep bu milletin başına bela oldu.

Oysa bugün başörtüsü dini bir simge olmaktan çok bir sosyolojik gerçeklik ve modernist savrulmalara karşı kişinin tutunduğu, tutunup korunduğu kimlik öğelerinden ve dolayısıyla sığınaklardan biridir.

Bana göre kimsenin kimseye kimlik ve kıyafet dayatmaya hakkı yoktur.

Bu gün bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır ki, ayağındaki yırtık çapulası patır putur eden Fadime Hala’nın başörtüsü ile 150 bin TL’lik jipin içindeki kara ya da renkli türbanlı çarşaflı, bilumum tesettürlü Fatma Hanım’ın başörtüsü aynı anlam evrenine işaret etmemektedir ve bu iki kadın da asla aynı dünyanın ve aynı inancın temsilcisi değildir.

Ama bu gerçekten yola çıkarak asla ve kata kimsenin başörtüsünü, türbanı, çarşafı yasaklayalım, ya da şu hale çevirelim, şöyle giyinsinler böyle giyinsinler deme hakkına sahip değildir.

Çünkü her türden hak yasaklama girişimi faşistliktir ve bu da beraberinde faşizmi doğurur. Çünkü şiddet ve baskı bir bumerangdır. O ilk kullanana geri döner.

Kadının yaşamı ve kıyafeti ile hiçbir kurum ve kuruluşun oynama ve onu sömürme hakkı yoktur.

Başörtüsü sorunu öncelikle özgürlük sorunudur. Temel insan hakkıdır. Başörtüsü hakkında yapılan akıl yürütmelerin çoğu yanlıştır. Çünkü çoğu kez elmanın armutla toplanması gibi bir zihniyet hatasına düşülmektedir.

Mesela ta lise yıllarından beri duyduğum bir söz vardır; ‘mayolu girilebiliyor mu ki başörtülü girilebilsin üniversiteye?’

Bir kere şu aşikârdır ki mayo ile başörtüsü kategorik olarak ayrı iki unsurdur. Bu iki olgu işlevsel olarak da ayrıdır.

Ayrıca başörtüsü karşıtlarının ‘Araplaşıyoruz’ retoriği de çok gayri ahlakidir.

Çünkü hiçbir millet diğerini aşağılayamaz.

Burada önemli olan şudur:

Bir başörtüsü savunucusu, özgürlük adına mücadele ederken, acaba kendisi gibi kıyafeti giymeyenlerin karşılaştığı mahalle baskısına karşı ne kadar özgürlükçü tutum takınmaktadır?

Onları ne olarak görmektedir? Bataklıktan kurtarılması gereken bir zavallı mı? Yoksa en az kendisi kadar yaşamayı hak etmiş bir varlık mı?

Acaba başörtülü bir öğretmen derse girdiğinde ateist ya da Hıristiyan bir babanın oğluna İslam’ı dayatmayı kendine vazife görüyor mu? Yoksa inancını dayatmaya değil bilgi vermeye mi daha çok önem veriyor?

Hangi inanca mensup olursak olalım, hangi kıyafeti giyersek giyelim bizi ezenler bizleri kıyafetlerimizi ayırt etmeksizin eziyor. O halde meselemiz açık olmak ya da olmamak değil; ekmek ve emek meselesidir. O halde bizi birleştiren de emek ve ekmek meselesi olmalıdır.

Hülasa-i kelam dinci kesim başörtüsünden elini çekmelidir. Laikçi kesim de. Bu iki faşist cenah din ticaretinden ellerini çekmedikçe bu memleket iflah olmaz.

İşte bunun ilk adımı başörtüsüne tam özgürlüktür. Bana göre başörtüsü her yerde serbest olmalıdır. Bu sağlanırsa din sömürücüsü de laikçi sömürücü de kadınlarımız ve kızlarımız üzerinden ellerini çekmek zorunda kalacaklardır.

İkincisi herkes inancını özgürce söyleyebilmeli, yaşayabilmeli ve bu amaçla bir araya gelebilmelidir.

Bunun yanı sıra kıyafet serbestîsi sadece başörtüsü alanında değil her kesim ve alanda olmalıdır.

Dikkat edilirse iki siyaset de kadınların kıyafeti üzerinde at koşturmaktadır. Bir siyaset kadınlara pantolon giyme serbestîsi getirirken diğer siyaset de başörtüsü üzerinde yoğunlaşmaktadır. Ya erkek kıyafetlerine yönelik düzenlenmesi gereken unsurlar? Erkeklerin özgürleşmeye kıyafet alanında da olsa hakları yok mu?

Bu da düşünülmeli değil midir?

  • Yorumlar 14
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40