• BIST 90.061
  • Altın 144,927
  • Dolar 3,6135
  • Euro 3,9003
  • Rize 8 °C
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara 6 °C
  • Trabzon 8 °C
  • Samsun 7 °C

BEN VEYA BİZ DEMEK

Seyfullah FIRAT

           Bizim Karadeniz’de benim gibi frenleri sağlam olmayan veya frenleri nerede ve ne zaman patlayacağı önceden bilinmeyen insanımız çoktur sanırım.  Bu tür insanlara az canlı insanlar derler. Az canlı demek, aynı zamanda sabırsız demektir de. İslam dini sabretmeyi öğüt verir ve sabredenin selamete ereceğini müjdeler bizlere. Müslüman olmamıza veya geçinmemize rağmen her nedense bu konuda bizim toplumumuz insanı ciddi bir çelişki yaşarız. Elbette sakin ve narın olan insanımızda yok değildir. Frenleri sağlam, hiçbir şeye kızmayan ve yüzü her zaman gülen nice muhterem insanlar tanırız. Ben o insanlara son derece saygı doluyumdur. Karadenizli dedin mi; şöyle yaydan fırlamış ok gibi olmalı mantığı genellikle ağır basar.  Biz, en son söylenmesi gereken sözü ilk başta söyleyerek, cümlenin en sonunda konulması gereken noktayı biz cümlenin başına koyarak her şeyi altüst etmekte dünya şampiyonuyuz.

           Sabırsız insanlar her konuda zararlı çıkarlar. Trafikte araç kullanan bir insan sabretmesini bilmiyorsa mutlaka kaza yapacak ve akşam evine dönerken maalesef elinde çikolatalarla değil de, kendisi kutu içerisinde evine dönecek. Öğretmen dersini anlatırken acele ederse, öğrenciler başarısız olacak. Siyasiler birkaç kez yutkunmadan konuşursalar mutlaka işin sonunda bir yerlerden kırmızı kart görecekler.

          Bizim Karadeniz insani gerçekten bir başkadır. Her ne kadar sert ve aceleci görünsek de, bu görüntünün arka planında engin ve sonsuz bir gönül insanlığı da vardır. Bağırıp çağıran, öfkelenip etrafı dağıtan, ona buna efelenip tozu dumana katan insanların öfkesi geçtiğinde bir pamuk eldiven kadar yumuşarlar. Bahse konu ettiğim elbette mert insanlar için, adam gibi adam olanlar için söz konusudur. Bahse konu insan tipinin zıddı olan maskaralarda vardır. Söz konusu bu maskaralar her ne kadar ilk bahsettiğim profilde ki öfkeli insanlara benzeseler de, bu iki insan tipi arasında ciddi karakter ve şahsiyet farklılıkları söz konusudur. Birinci kategoride yer alan öfkeli ve freni patlak ama bir o kadarda onurlu ve merhametli insanlarla; ikinci kategoride yer alan ve öfkeyle hareket edip tozu dumana katarak adam olduğunu zanneden ve sert bir rüzgarla karşılaştığında eski kabadayılığından eser kalmayan ve kıvırmada oldukça maharetli olan tipleri elbette farklı değerlendirmek lazım. Öyle insanlar vardır ki, doğru bildiği yolda kellesini koltuğuna alıp ve yolundan sapmadan yoluna devam eder. Biz bu insanları gönülden alkışlarız. Ancak; kendisini güçlü hissettiğinde esip gürleyen, etrafını toza dumana boğan; zayıf düştüğünde de geri tornistan edip ben öyle dememiştim, siz yanlış anladınız, ben şunu demek istemiştim diyerek kendisini ayaklar altına seren zavallı insancıkları elbette farklı kategorilerde değerlendirmek daha doğru olur.

               Ben merkezli bir dünya bu dünyanın hiçbir yerinde yoktur. Ben demeyi ilkellik sayıp biz deme olgunluğuna eren insanlara biz medeni ve gerçek anlamda uygar insanlar diyoruz. Üzülerek ifade edelim ki, ben dahi olmak üzere bu dünyada hayat süren yedi milyar insanın çok büyük bir çoğunluğu ben demeyi biz demeye tercih eden insanlardır. Her gün gezindiğimiz sokaklara bakalım, trafikte araç kullanan sürücüleri gözleyelim, camide namaz kılmak için mescide gelenlere;  kısaca her nereye bakarsanız bakın hep ben diyen davranışlara şahit olacaksınız. Esnaf dükkanına sığmamış, yaya yoluna taşmış, yaya yolu da yetmemiş taşıt yoluna el koymuştur. Bu esnaf arkadaşın buna hakkı yoktur. Camiye girmiş vatandaş, gelişi güzel oturmuştur, İnsanlar dışarıda beklerken veya ön saflar boş durur iken bizim insanımız camiye girişi engellediğinin farkında bile değildir.

             Yaya kaldırımında yürürken dikkat edin, dört tane veya beş tane kızımız kol kola girmişler ve tren gider gibi yaya kaldırımını resmen işgal ederler veya esnaf yaya kaldırımına masa koyup orada tavla oynamanın ayıp olduğunu düşünmeden yayaların hakkına musallat olurlar. Bütün bunlar kul hakkı ve günah şeyler olduğu kadar aynı zamanda hiçte medeni bir insanın yapabileceği davranışlar değildir.

             Köy, kent kültür ikileminin veya çatışmasının bana göre en ilkel olanını yaşıyoruz. Bir bakıyorsunuz, on katlı apartmanın onuncu katından bir halatın ucuna bağlanmış çöp torbası saatlerce insanların tepsine kirli su sızdırıyor. Asansör da çocuk bezi bırakanlar gördüm. Cuma günü veya vakit namazları kılınırken camının hemen yanı başında bangır bangır müzik çalan araçlar görürsünüz. Fırından ekmek alacaksınız; orada da vatandaşın birisinin bir ekmek almak için en az on tane ekmeği ellediğini, sağını, solunu inceleyip ekmeğin boyunu diğer başka bir ekmekle ölçtüğüne şahit olursunuz. Bütün bunlar, söz konusu istendik olamayan davranışların hepsi ben merkezli bir ahlak tarzından kaynaklanmaktadır.

              Eğer mutlu ve huzurlu bir dünya kurmak istiyorsak veya böylesi bir dünyada hayat sürmeyi arzu ediyorsak ben deme illetinden kurtulup biz deme olgunluğunu mutlaka yaşamalıyız. Bu dünya hepimize yetecek kadar büyük ve cömerttir. Hakça ve insanca paylaşmaktan yana tavır koyarak iyi bir kul, iyi bir insan olmanın yoluna girelim. Bizim kültürümüzde ben diye bir kavram yoktur. Biz Asya toplumuyuz ve ben yerine biz demek bizim batılılarla olan en barız farkımızdır. Benlik illetinin bize batıdan bulaştığını düşünüyorum. Zaten bütün kirlilikler bize batıdan bulaştı sanırım.

  • Yorumlar 2
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40