• BIST 94.655
  • Altın 144,935
  • Dolar 3,5508
  • Euro 3,8707
  • Rize 15 °C
  • İstanbul 13 °C
  • Ankara 13 °C
  • Trabzon 16 °C
  • Samsun 9 °C

BİLİMCİ KAFA YAPISININ ÖNEMİ

Osman KAYA

Bilim en önemli insan etkinliklerinden biri olmasına rağmen ve Ulu Önder’in en önemli mürşit olarak ilan etmesine rağmen Türk İnsanı olarak bilimci kafa yapısını çok benimsediğimizi göremiyoruz.

Günlük yaşamdaki tercihlerimizden ülke düzeyindeki tercihlerimize kadar çoğu kez bilimci kafa yapısından çok uzak bir tutumun içindeyiz. Bu tutum da bize çok pahalıya mal oluyor.

Çok şey kaybediyoruz. Ve oldukça geri kalıyoruz. Bu durumda yüzyıllar boyu bizim geçmişimizin sahipleri bilimi rehber edinen kafa yapısıyla tarihe çok önemli notlar düşmüştür.

İbni Sina, Farabi, İbni Rüşt, İbni Heysem, İbni Baytar, El Cabir, İbni Haldun ve daha pek çok isim, hem yeni bilgiler üretmiş hem de daha önce üretilen bilgilere sahip çıkarak bu bilgileri insanlığın kültür mirasına kazandırmıştır.

Dünyanın her yerinde bilim, felsefe ile birlikte hayat bulmuş ve ilerlemiştir.

Bizim İbni Sina’mızın, Farabi’mizin; hem bilgin, hem filozof olmaları tesadüf değildir.

Doğa bilimlerinin düşünsel temellerini atan eski Yunan Filozofu Aristoteles’in bir filozof olması tesadüf değildir.

Batının bilimsel atılımının öncesinde söz konusu olan Rönesans ve Reform denilen gelişmeler tesadüfî değildir.

İnsanlık Tarihinin en büyük hükümdarlarından biri olan Makedonyalı Büyük İskender’in eğitimi eski Yunan Filozofu, İslam Düşünce geleneğinde de ‘Muallim-i Evvel’ olarak nitelenen Aristoteles tarafından verilmiştir.

Akılcı siyasetin temellerini ilk olarak atan Platon yine eski Yunanlı bir filozoftu.

Kutadgu Bilig adlı muhteşem eserin sahibi Yusuf Has Hacip ve Büyük Selçuklu’nun Bilge Veziri Nizmül Mülk’ün de birer filozof olduklarını unutmamak gerekir. Tıpkı Mevlana, Yunus Emre, Ahmet Yesevi gibi.

Yani şunu belirtmek istiyorum, Bilimsel kafa yapısının temeli sağlıklı bir felsefe eğitimidir.

Oysa bizde yüzyıllardır bilimin kırbacı olan felsefe insanları şerre götüren bir olgu olarak görülmüş, hatta bu yanlış düşünceye Gazali de alet edilmiştir.

Oysa Gazali ‘Mantık bilmeyen Fıkıh a yaklaşmasın’ diyecek kadar akılcı düşünceye referans verir.

Felsefeye böyle bakılınca ne oldu peki?

Ne olacak, bu toplum ‘din sömürücülerine’ ‘üfürükçülere’ ‘şarlatanlara’ ‘zorbalara’ ‘siyasi ahlak yoksullarına’ teslim edilmiştir.

Biz felsefece düşünmeyi kaybettiğimiz gün bilimci kafa yapısını da kaybettik.

Bundan sonra da kaybettiğimiz şeylerin haddi hesabı yok.

Benim bir kardeşim yıllar önce, doğumundan üç gün sonra vefat etti. Neden? Yapılan araştırmalara göre anne karnındayken iyi beslenememesinden dolayı. Zavallı anam kardeşime hamileyken çürümüş turşudan başka bir şey yiyememişti. Bu beslenme koşulları altındayken anam günde 5 yük eğrelti yükünü kilometrelerce uzaktan getirirdi. İşte bu koşullar öldürdü benim zavallı küçük kardeşimi. Ama babaannem onlara sorduğum zaman cevap hazırdı:

— Ne edelum torunum Allah’un işi.

‘Ne edelum torunum Allah’un işi’ diyen zihniyet evdeki buğday ekmeğini ve minciyi hamile kadın olan annemin yememesi için saklarken ‘rızkı Allah verir, yemeği saklamak bana yakışmaz’ demiyordu.

İşte bu karmakarışık kafanın temelinde bilimle aydınlanmamış, yobazlıkla köpürmüş bir toplumun cahil bireyi yatıyordu. Bu cahil bireyler ki hala daha hatırladıkça güldüğüm şu komediyle yaşadılar yıllar boyu:

Çocukluğumda Güneş tutulması olduğunda babaannem bizi çağırır: ‘Vuu, çocuklar cirun içeri, şeytan insanlar cunduz coziyle namaz kilamasunler deyi cuneşe elini koydi, cirun içeri çabuk.’’

Biz içeri girdiğimizde dışarıda silah sesini duyuyorduk. Dedem av tüfeğini kapmış güneşe doğru ateş ediyor, sebebini tahmin edersiniz: güneşi taciz eden şeytanı korkutmak.

Bu ülke insanı dün hurafelerle kandırıldı da bugün kurtuldu mu hurafelerden?

Nerdeee…

Hala daha kelli felli insanlar astronominin faydasız ilim olduğunu söylenip Allah’a sığınıyorlar.

Hala daha ahlakı sadece dindarın yaşamına hapseden hurafeler kol geziyor ortalıkta. Ve hala daha Atatürk ile ilgili iftiralar, yalanlar kol geziyor ortalıkta.

Dedim ya kaybettiğimiz şeylerin haddi hesabı yok.

Bırakın bilimciliğin popüler düzeye inmesini, üniversitelerimiz bile bu özellikten çok uzaktır.

Dünya bilim literatürüne geçecek makale düzeyimiz açısından Ortadoğu’nun bazı ülkelerinden bile geri olmamız, tezimizi besleyen örneklerden biridir.

Belki gelecekte bazı sorunları aşacağız. Yarın bugün gibi olmayacak belki. Ama her şeyi çok geriden takip ediyoruz. Dolayısıyla atı alan Üsküdar’ı geçiyor.

Hala daha hasta çocuğunu üfürükçüye götüren insanlar var bu ülkede. Hala daha ‘Yıldızname’ denilen fal kitabına bakıp geleceklerini yönlendiren insanlar var.

Geceleyin gördükleri rüyaya dayanarak (ki burada dinsel bir kılıf büründürüyorlar) siyasi partiye oy veren insanlar var hala daha bu ülkede. Kullandığımız bilimsel yöntemler de çoğu kez çağdaş olmaktan çok uzak.

Enteresan olan şey şu: Hurafeye karşı çıkanımız da bazen bilimdışı bir kafaya sahip olabiliyor.

Mesela bir programda Prof. Doğu Ergil ile emekli bir general tartışırlarken, generalin şöyle bir ifade ortaya koyduğu görüldü: ‘Bırak hoca, bunlar bilimle, milimle filan olmaz’

Her ne demek istediyse istedi general ama bu söz çok talihsiz bir açıklamadır.

Çünkü unutulmamalıdır ki ‘bilimsiz gidilen yolun sonu karanlıktır.’

Tarih içinde yeryüzüne cıscıbıldak atılan insanoğlu, sahip olduğu topluiğneden, uzay gemisine kadar her şeyi bilime borçludur.

Bu elde ettiğimiz şeylerin kaynağı olan bilimin gerektirdiği kafa yapısına sahip değilsek elimizdekileri çok hızlı bir şekilde kaybeder ve emperyalistlerin açık esiri haline geliriz.

( Bu bağlamda bilim ve akıl karşıtlarının son tahlilde İngiliz ve Amerikan Emperyalizmiyle içli dışlı olmalarının çok manidar olduğunu vurgulamak gerekir.)

Ulu Önder in şu sözü ne kadar anlamlıdır:

‘Medeniyet öyle bir ateştir ki ona kayıtsız kalanları yakar geçer.’

Elbette ki tarikatların karanlığına teslim edilmiş bir ülke ve toplum bilimsel kafa yapısına sahip olamayacaktır.

Elbette ki askeri darbelerle sarsılan, sindirilen, özgür düşünceden korkan bir ülkenin toplumu bilimsel kafa yapısına sahip olamayacaktır.

Elbette ki tarikat liderinin kitaplarının dışında başka bir kitap okumayan, başka bir kaynaktan beslenmeyen bir ülkenin insanları bilimden ve felsefeden nasiplerini alamayacaklardır.

Elbette ki Atatürkçü aydınlanmaya sırt çevirenlerle dolu bu coğrafya bilimden ve felsefeden fazlaca nasibini alamayacaktır.

Yine elbette ki askeri ve sivil darbelerle kitap yasaklayan zihniyet, kitap okumaktan nefret ettirecektir bu toplumu.

Her etkinlik gibi bilimsel etkinlikler de belli bir ahlak gerektirir.

Bilimsel kafa yapısının sahip olması gereken ahlaki donelerin başlıcalarını şöyle sıralayalım:

*Bilimsel yöntemlerle kanıtlanmamış hiçbir bilgiyi – bilimsel açıdan- doğru kabul etmemek.

*Yeterli düzeyde araştırma ve deney yapmadan genelleme yapmamak

*Deney sırasında deneklerin fiziksel ve psikolojik açıdan zarar görmesini engellemek

*Bilimsel çalışma ve elde edilen verileri daima insanlığın iyiliğine kullanmayı hedeflemek.

*Araştırma sonucunda elde edilen veriler kişinin özel yaşamıyla ilgili ise bu bilgilerin gizliliğini korumak

*Araştırmacının dinsel ve siyasal görüşlerini, değer yargılarını, özel duygu ve düşüncelerini araştırma sonucuna yansıtmamak.

Yeri gelmişken bilimin özelliklerinden de bahsedelim:

*Bilimler ilerleme özelliğine sahiptirler

*Bilimsel bilgiler ve çalışmalar herkese açık olmalıdır.

*Bilimsel bilgiler nesnel olmalıdır.

*Bilimler mutlaka akla dayanmalıdırlar.

* Bilimler genel nitelikler taşırlar.

*Bilimler (mutlak olmamakla birlikte ) mümkün olduğunca kesin bilgiler içermelidir.

*Bilim adamları; ispat, deney, gözlem, belge ve akıl yürütme gibi bir takım argümanları kullanarak belli yöntemlere dayalı olarak çalışırlar.

Sonuç olarak bilimi en temel yol gösterici olarak kabul etmemiz şarttır. Bilimin arka planı olan felsefeyi de kesinlikle unutmamamız gerekir. Dolayısıyla akıl ve bilim en temel yol göstericimiz olmalı. Sorunlarımıza sadece ‘Allahın işi’ deyip geçmek ne derece yanlışsa ‘şunu söyler şunu söyleyemezsiniz, şunu araştırır ötekini araştıramazsınız’ diyen, jakoben ve darbeci yaklaşım da o derece yanlıştır. İki tutum da o derece bilim düşmanıdır.

ÇEŞİTLİ TARİKAT KURSLARINDA FELSEFENİN ‘F’Sİ KÜFÜRDÜR, DİNDEN ÇIKARIR İNSANI. 12 EYLÜL’DE DE İLK YASAKLANAN KİTAP, GEORGE POLİTZER’İN ‘FELSEFENİN TEMEL İLKELERİ’ KİTABIDIR.

Bu basit örnek bile totaliter anlayışların adı ne olursa olsun nasıl aynı kaynaktan beslendiğini bize göstermektedir. Bu çerçevede bilimsel ve analitik kafa yapısına sahip olmamız gerekir. Ve bilimi yakmak, yıkmak için, insanlığı tahakküm altına almak için ya da para için değil, insanlığa hizmet için yapmamız gerekir.

İnsan ve toplum olarak varlığımızın bekası için en önemli koşullardan biri budur.

  • Yorumlar 5
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40