• BIST 106.926
  • Altın 151,429
  • Dolar 3,6718
  • Euro 4,3287
  • Rize 11 °C
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 6 °C
  • Trabzon 13 °C
  • Samsun 14 °C

BİR ÜLKENİN SİYASAL YAPISININ SAĞLIKLI İŞLEYİŞİ VE LAİKLİK-3

Osman KAYA

 

Dinsel söylem kendini vahiy zırhına bürüyerek gösterir. Vahiy zırhına bürünerek  söylenen sözlerde bir tür dokunulmazlık ve tartışılmazlık söz konusudur. Bu durumda dinsel söylemle , emir alma anlamında muhatap olan birey, kendisine emir verene asla itiraz edemez. Çünkü emir veren , emrini dinsel dokunulmazlığın en  yükseğinden alır.Bu durum her aşamada tehlikeli sonuçları beraberinde getirir. Ama özellikle politik yaşam çerçevesinde dinsel söylem egemen olursa , bunun sonuçları tam bir faciadır.

Çünkü dinsel amir , amir olma statüsünü dinsel metinlerden alır. Dinsel metinler ise birbirine zıt, çelişik veya karşıt anlamlar içeren bir nitelik taşıyabiliyor.Ya da böyle  yorumlamaya çok açık özellikler taşıyabiliyor. Hal böyle  olunca , muktedir olanların kurduğu - kurabileceği sömürü sistemi asla işin içinden çıkılmaz bir hal alıyor.

Hiç unutmam , üniversite yıllarında iken bir imam , islamda sömürünün olmadığını ortaya koymak adına bir sürü arapça şey söyledi.Söyledikleri çerçevesinde sömürünün islam açısından ne kadar eleştirilen bir olgu olduğunu ve devlet yetkililerinin, erki elinde olanların çok büyük vebal altında olduklarını, halka karşı çok hassas davranmaları gerektiğini ayrıntısıyla ifade etti.Ama aynı imam , bir belediye başkanına yönelik olarak emekçinin hakkını vermeme noktasında yapılan eleştiriye de yine bir sürü arapça şey söyleyip , yorumlar getirerek , sömürüyü besleme kapısına çıkacak bir söylem geliştirdi. Ve geçmiş konuşmayı dinleyen kalabalık, hiç bir itiraz yöneltmedi imama.. Çünkü konuşan kutsal olana sırtını dayamıştı  ve söyledikleri de kutsalın kılıfına büründürülmüştü.

Biz cahildik. Bize , duyduk , itaat ettik tavrı yakışırdı....

Bu noktada son zamanlarda yaşanmış tipik bir örneği ifade etmek isterim...

CHP eski milletvekili İhsan Özkes  olayı bu noktada oldukça önemli ve ibretlik bir örnektir.

Özkes , dört ay gibi kısa bir sürede , politik eleştirilerinde gösterdiği değişim ile din söyleminin yönünü değiştirmemiş , adeta tersine çevirmiştir. Hatırlayalım , Özkes , Nisan ayı içerisinde mecliste yaptığı konuşmada cumhurbaşkanlığı sarayı için şu ifadeleri kullanmıştı:

'' saraya bakın , israfı itibar yaptınız.. Bu gün Hz Muhammet  yaşasa o saraya girmez .. O sarayda haram var, israf var..''

Bu ifade de siyasal bir eleştiride destekleyici unsur olarak  peygamber kullanılmıştır. Burada din ve bu dinin temel unsurlarından biri olan peygamber , israf karşıtı bir siyasal unsur olarak kullanılmış, ortaya konulan tezi besleyen dinsel bir referans noktası olarak işlev gördürülmüştür.

Ancak daha sonraki süreçlerde, önceden durduğu politik konumu terkedip, önceki politik konumdaki politik kadroya kırılınca önceden ortaya koyduğu tezlerle ve perspektifle taban tabana zıt şu söylemi ortaya koydu Özkes:

'' Hz Muhammet  bu gün yaşıyor olsa , saraya girer mi , bu akşam orada hissettim ki , kesinlikle girerdi. Çünkü orada sünnetten çok emareler var..''

Şimdi burada hangi ifadenin , hangi yargının doğru olduğu önemli değildir. Burada laikliğin, dinsel alan ile yaşamsal ve özellikle siyasal alanın ayırması yönünün ne kadar önemli olduğunu açıkça görmekteyiz.. Kutsal alanın dışında çelişki ve tutarsızlığın elbette olmaması gerekir ama bu olmamazlık özellikle dinsel anlayışın içinde olanların çok daha fazla dikkat etmeleri gereken bir husus olarak karşımıza çıkar.

Hatırlayalım dinsel söylemin bağlayıcılık formulasyonu şudur:

'' Allah emreder dinde belirtilir, din adamı kutsal metine göre belirtir ve duyana itaat etmek düşer. çünkü itaat Allaha , itaatsizlik yine Allaha yapılmaktadır. O zaman dinsel anlamda söylenen her şey doğrudur, ilahidir ve insana mutlak itaat yakışır.''

Peki dinsel anlamda mutlak itaat  edilecekse ve dinsel ifadeler mutlak doğru ise biribirine zıt olan iki görüşten biri yanlış ise o zaman Allah mı insanları kandırıyor , insan mı düşüncesi ortaya çıkar, Allah insanları kandırmayacağına göre kandıran insandır. Peki o zaman dinsel alanda da kandırma olacaksa Allah adına mutlak itaat hangi hakla istenmektedir? ve bu politik sürece dinin sokulması,alet edilmesi  yanlış değil mi? bu durum ,dinin tertemiz bir yer olan vicdanlarda saklanması, onun asla politik oyunlara, siyasete alet edilmemesi zorunluluğunu açıkça göstermez mi?( devam edecek)

  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40