• BIST 108.392
  • Altın 143,183
  • Dolar 3,5328
  • Euro 4,1224
  • Rize 27 °C
  • İstanbul 22 °C
  • Ankara 23 °C
  • Trabzon 29 °C
  • Samsun 23 °C

BİZE ve RİZE GÜNLERİNE DAİR

Bilge FIRAT

Uzun bir zaman önce, sabahın erken bir vaktinde gördüm onu. Üzerinde ona en az iki beden büyük olan paltosu vardı, kollarını kıvırmış, ellerini açığa çıkarmış, sandığını sıkı sıkı kavramıştı. Her halinden işinde yeni olduğu belliydi, hiç istekli tutmuyordu sandığını. Beresini de, paltosunun yakasını da yüzünü örtsün diye şekilden şekle sokuyordu. Olabildiğince kapatıyordu soğuktan, belki birazda öfkeden morarmış dudaklarını, gözyaşlarının ıslattığı yanaklarını…

Dua etme konusunda cimri bir insanım sanırım. Zira o gün, o minik için ettiğim duaların daha önce hiç etmediğim kadar çok olduğunu hissettim. Allah duasız bırakmasın yüreklerimizi, zira dilimize en çok yakışandır hayır dua.

Paltosunun içine iyiden iyiye gömmüştü bedenini, utanıyordu besbelli, dedim ya her halinden belliydi işinde yeni olduğu. Zoraki mi gönderilmişti bilemedim, fakat adımlarının onu ileriye götürmeyeceği, geriye dönse koşar adım gideceği açıktı. Sessizdi, yinede gözyaşları içindeki hıçkırıkları duyuruyordu onu fark eden herkese. Zaten kaç kişiydik ki! Bir o, birde ben varmışız gibi hissetmiştim o an. Çok kısa bir süre gördüm onu, içini çekmesi dikkatimi çekmiş, sonrasında gözyaşlarına şahit olmuştum, o kadar. Fakat çok uzun bir zaman gibi geldi bana o birkaç saniye, aklımdan o kadar çok şey gelip geçti ki, ona dair zihnimin ucuna dokunan ilk şeyden sonra çok çok uzun yollar aldı, yüreğime dokundu o kısacık zaman dilimi.

Kaç zaman geçti üzerinden, o miniğin yanaklarından süzülen yaşları hatırladıkça içim ağrıyor. Unutabilen bir insan değilim, bu yüzden nerede bir çocuk görsem, nerede bir boya sandığı görsem, nerede bir ayakkabı boyası görsem,  nerede çalışan bir çocuk görsem, içim ağrıyor…

Pişmanlık yaşıyorum, o gün durup o minikle konuşmadığım için. İyi gelecek miydi bilmiyorum. Fakat küçük bir tebessümünü görseydim, aklımda gözyaşları kalmayacaktı. Belki iyi olduğunu düşünecektim. Anlatacaktım ona; “Ben de 9 yaşımdayken abimle küçük bir sandıkta sigara satardık” diye. O’na “Böyle böyle büyüyorsun küçüğüm, bil istedim…” demek isterdim.

…………

“Doğduğunuzda kulağınıza okunan ezanın namazı ne zaman kılınır?” diye sormuştu bir hocamız. Lise yıllarındaydık, o zamanlar ölümü pek düşünmediğimiz için, verememiştik cevabını. Şimdi ise biliyoruz ki, kulağımıza okunan ezanın namazı, biz musalla da yatarken kılınacak. Helalliği istenecek cemaatin, kim bilir kaçının canını yakmış olacağız, kaçının vebali boynumuzda olacak, ne kadar günahı sırtlayıp varacağız huzura.

Hesap günümüz çetin geçmesin diye, ibadetler ediyoruz, türlü iyilikler yapıp, sadakalar veriyoruz… Kendimizce “ölüme hazırlık” yapıyoruz. Oysaki…

“Her şekilde ölüme hazırlandığımızı söylesek de mezarımızı hep başkaları kazıyor!”

………

“Sen Kimsin!” sorusu bir merak ardından sorulan bir soru değildir çoğu zaman. Soru ifadesi gibi görünür fakat içinde bir insanı yermeye dair ne varsa barındırır. Yeri gelir bir büyüğün küçüğünü, yeri gelir bir amirin elamanını, yeri gelir bir tartışmada taraflardan birinin diğerini ezmek için sarf ettiği kalıplaşmış bir ifadedir bu. Aslında hadsizliktir, ben “ne oldum” hastalığının belirtisidir. Kendini beğenmişliğin en şaşalı göstergesidir. Tarafıma olmasa da birçok kez başkalarına söylendiğine şahit olmuşumdur bu ifadenin. “Sen kimsin ki…” diye başlayan bir cümle duyunca hep tiksinmişimdir insanlığını kaybetmiş olan insan görünümlülerin bu hallerinden.

Yeri gelir bir anneye, yeri gelir bir babaya, bir evlada, bir yetime, öksüze… Karşısındaki canlıyı “insan” olarak görmeyen zihni bozuk, yüreği kirlenmiş insanların söylemi olmalı bu. Zira bir anne bilir kim olduğunu, bir baba, bir evlatta bilir kim olduğunu… Kendini bilmeyenin, egosunu tatmin etmek isteyen fikir fukaralarının, özünden hızla uzaklaşan kalıpçıların, dünyalık mevkilere makamlara tapanların tavrıdır bu. Zira herkes bilir kendini, herkes bilmeli acziyetini, kulluktan öteye gidemeyeceğini...

 Vatan, millet, din deyip koltuğuna tapan insanlardan Rabbim cümlemizi uzak etsin inşallah. Egosunu gömemeyen insan, özünü gömüyor! Ne acı…

Ayette miras bırakılana bakmalı bir de; “Allah katında sizin en üstün olanınız, takvaca en ileride olanınızdır.” Üstünlük mü istiyorsunuz, koltuğuna, sıfatına, ırkına, soyadına bakmıyor yüce yaradan. Üstünlüğü takvalarımızdaki samimiyetimiz belirleyecek, o samimiyeti de Allah’tan başka kimse bilemez.

Demek ki; gökyüzüne doğru hızla kalkan burunlarımız, yere düşmeli. “Sen kimsin” demeden şunu söylemeli “Ben kimim ki…”

……

08-11 Mart tarihleri arasında Ankara Atatürk Kültür Merkezinde düzenlenecek olan 4. Rize Günleri için aylardır çalışmalarda bulunan, emek harcayıp, alın teri döken ve dökecek olan herkese şimdiden kolaylıklar diliyorum. Ankara’nın göbeğinde Rize’yi yaşamak… 4.Rize Günleri tüm Rizeliler ve vatandaşlarımızın bugünlerde katılabileceği en güzel etkinlik olsa gerek. Haberlerden ve sosyal paylaşım sitelerinden takip edebildiğimiz kadarıyla çok geniş kapsamlı günler beklemekte meraklılarını. Oralardaysanız yahut yakınlarındaysanız, ya da uzaktaysanız bile gidebilecek durumdaysanız bu güzel etkinliği kaçırmayın. İş dolayısıyla gidemeyeceğim, şahsımıza göndermiş oldukları nazik davet için teşekkürlerimi iletmek isterim. Her ne kadar gidemeyecek olsam da, 8-11 Mart tarihleri arasında bir Rizeli olarak kalbimin orada atacağından eminim…

  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40