• BIST 100.607
  • Altın 140,845
  • Dolar 3,5179
  • Euro 4,0143
  • Rize 27 °C
  • İstanbul 31 °C
  • Ankara 29 °C
  • Trabzon 26 °C
  • Samsun 27 °C

BİZİ AĞLATABİLİR AMA ÇÖKERTEMEZSİNİZ

D. Ali TAŞÇI

 

            “ İncecikten bir kar yağar / Tozar Elif Elif diye,

            Deli gönül abdal olmuş / Gezer Elif Elif diye.”

            Karacaoğlan’ın bu deyişi, aynı zamanda halk irfanının da bir simgesi durumundadır. Karacaoğlan 17. Yüzyılda yaşamış bir halk ozanıdır ve halkının dilidir, gönlüdür. Karın yağışını Elif’e, yani “ Ak elleri kalem tutan.”  bir sevgiliye benzetse de, asıl sevgili Yaratan’dır. Elif, İslam alfabesinin ilk harfidir ve dümdüz bir çizgidir; eğrisi büğrüsü yoktur. Bütün harfler, Elifin kıvrımlarından doğmuştur; bu nedenle Elif, aynı zamanda Tevhidi, yani birliği simgeler.

            Karın yağışı da mucizevî bir manzara oluşturur; kar taneleri asla birbirine değmeden yere bir Elif kimliğiyle iner. Her kar tanesinin ayrı şekli vardır ve birbirine asla benzemez; çoğul içinde tekildir/özeldir. Bu varoluş, bu güzellik gönlü adeta delirtir ve “abdal” ederek çöllere düşürür. “ Abdal” bedel ödemiş, çile çekerek kendini bulmuş Hak aşığı demektir.

            Yazanı veya söyleyeni bilinsin, bilinmesin; anonim / laedri olsun, olmasın şiirlerimiz, türkülerimiz, kendi medeniyet dünyamızın kodlarıdır; onları anladıkça, çözdükçe geçmişimizle konuşur, anlaşırız ve devamlılığımızı sürdürürüz. Bazen bir türkü, sayfalarca yazının anlatamayacak olduğu duyguyu sizde uyandırır:

            “ Gel otur konuşalum / Dizum dizune değsun,

            Öyle bir sarılalum / Akan dereler dursun.”

            Bu Karadeniz türküsünün anlattığı derinliğe inmek kolay değildir. Bu nasıl bir sevgidir ki, akan dereleri durdurabiliyor?

             “ Yunus gibi perişanım deryada / Mevlâ’yı sevenler yetin imdada

            Yedi yıl Mecnun’u çölde sahrada / Leyla’ya kul eden aşk ateşidir.” ( Âşık Şenlik )

            Her türkünün işaret ettiği bir anlam, deştiği bir yara vardır. Şairler, ozanlar; şiirler, türküler halka ve yöneticilere sunulan birer dilekçe olduğu gibi, insanları düşündüren ve terbiye eden birer mürebbiye gibidir.

            “ Şu dağlar, garip dağlar / İçinde garip ağlar,

            Kimse garip ölmesin / Garip için kim ağlar.

            Ağlarsa anam ağlar / Küsürü yalan ağlar.”

            “ Ateş düştüğü yeri yakar.” Garibin arkasından ağlayacak olan anadır, o unutmaz; ama gerisi unutur gider.

            Sevdiği kızı alamayan ve onun bir başkası tarafından “yar” edildiğini gören âşık ne yapar? Mecnun gibi kendini çöllere vurur, Kerem gibi yollara düşer, Ferhat gibi dağları delmeye kalkar.

            “ Söğüdün yaprağı narindir narin

            İçerim yanıyor, dışarım serin.

            Zeynep’i ettiler bu hafta gelin,

                                      Zeynebim Zeynebim anlı Zeynebim

                                      Üç köyün içinde şanlı Zeynebim.”

            Bedri Rahmi Eyüboğlu boşuna dememiş:

            “ Şairim,

            Zifiri karanlıkta gelse şiirin hası / Ayak seslerinden tanırım.

            Ne zaman bir köy türküsü duysam / Şairliğimden utanırım.”

            Yaradılışın sırrı olan sevgiyi en güzel dile getirenler elbette şairler, ozanlardır. Aşk ateşi düşünce gönüllere, dil feryat etmeye başlar.

            “ Âşık olan maşukunun kuludur / Leyla sevdakârdır, Mecnun delidir.

            Dertli Kerem, Han Aslı’nın külüdür / İşte şu savrulan kül kara kara.” ( Ruhanî )

            Bir toplum türküleriyle, şiirleriyle, manileri, ninnileriyle; atasözleri, ağıtları, feryatları, üzüntüleri, neşeleriyle ortak paydasını yakalar ve topluluk olmaktan kurtularak toplum seviyesine erişir. Kederlerini paylaşamayan toplumların zevklerini, neşelerini paylaşabilmeleri görülmemiştir.

            Fabrikalar, barajlar, kuleler, apartmanlar bizi birleştiremiyor; ama bir türkü, bir deyiş; halkın içinden kopan ortak bir duygu, bir ağıt bizi bütünleştirebiliyor, bir ve biz yapabiliyor.

            “ Bu güzellik baki kalmaz sevdiğim / Âşıkı ağlatan gülmez sevdiğim,

            İyilerden kemlik gelmez sevdiğim / Hakkı bir bilirsen ağlatma beni.”  ( Kâtibî )

            Bir toplum çok ağlayarak yok olmaz, aksine gözyaşları onu kamçılar, kendine getirir; sevinç ve üzüntü gözyaşlarını aynı kaba dolduramayan toplumlar yok olup gider.

            “ Sevgidir parasız deveyi güden / Sevgidir Celâl’i Mevlâna eden,

            Sevgidir Yunus’tan Taptuğa giden / Bektaşi Veliyi Piran sevgidir.”  ( Ruhanî )

                                            D. Ali TAŞÇI (dalitasci@hotmail.com) Twitter:@DAliTasci

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 532 474 76 40