• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • Rize 19 °C
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 20 °C
  • Trabzon 18 °C
  • Samsun 18 °C

BİZİ ALKIŞLADILAR; FAKAT SEVDİLER Mİ?

D. Ali TAŞÇI

 

 

Geçen gün, birkaç arkadaş, ziyaret maksadıyla ortak bir arkadaşımızın evine gittik. Bizi karşılayanlar arasında evin üç dört yaşındaki çocuğu da vardı.

 

Oturmadan önce ben çocukla hayli ilgilendim; adını sordum, yakışıklı olduğunu söyledim. Sevdiği yemeklerin adlarını saydırdım, arkadaşlarından söz ettirdim ve okşayarak ondan ayrıldım.

 

Salona gelip koltuklara oturunca, beraber geldiğimiz arkadaşlara, evin çocuğunun yanıma geleceğini ve benden ayrılmak istemeyeceğini söyledim. Onlar bu sözüme pek bir anlam veremediler. Çocuk birkaç dakika sonra yanıma gelerek koltuğun kenarına yerleşti ve benden ilgi bekledi; ben de bu ilgiyi ondan esirgemedim. Uzun zaman da benden ayrılmadı.

 

Bunu niçin anlattım?

 

Hayvanların, hatta bitkilerin ilgi ve sevgiye karşı nasıl duyarlı olduklarını zaman zaman okuyoruz, bu tür olaylara tanıklık da yapıyoruz.

 

Hangimiz, gülümseyen bir yüze karşı kayıtsız kalmışız ki?

Hangimiz, bize gülümseyen bir yüzün ince liflerinde kendi ruhumuzun titrediğini görmedik?

 

Günlük yaşantımızda unuttuğumuz veya askıya aldığımız bazı değerler var ve bizler bunları pek de önemsemiyoruz.

 

Gülümsemeyi unuttuk, mesela. “Ağır ol, molla desinler!” tavrını ciddiyet sanarak öyle hareket ettik. Sonunda ne oldu? Bizi alkışladılar, ama sevmediler.

 

Alkışlayan ellerden çoğu zaman kalbe bir yol gitmez; fakat tebessümden kalbe doğru uzanan derin dehlizler vardır.

 

Bırakalım mutluluğunuzu, felaketinize gözyaşı dökebilecek kaç insan tanıyorsunuz? Dostun bakışından sevgi lazerleri fışkırır ve muhatabının yüzünde mutluluk izleri bırakır. Tebessüm, ruhun derinliklerinde nebevi izler bıraktığı için fıtri ve kutsal.

 

Şunu da kendimize sormamız gerekiyor:

 

Kaç insanın ruhunu sarsacak, kalbini yerinden hoplatacak davranış sergilemişiz?

 

Bizim için akan gözyaşları, başkalarına borç olarak vermiş olduğumuz sevginin ve davranışın karşılığıdır. Böyle bir alacağımız yoksa ödemenin de zamanı gelmeyecek demektir.

 

Yeryüzünde bir sevgiliniz yoksa işte o zaman yetim kaldınız.

 

Sevgili, tene düşkün olan değil, cana can katandır. Tenle cana giden yolları tanımak ve ayırmak bir irfan işidir.

 

Nefisleri için paralarını harcayanlar, ruhunuz için neyinizi harcadınız?

Nefisleri için paralarını, varlıklarını harcayanlar; biliyor musunuz, nefis sizi harcamaktadır!

 

Bugünün uygarlıkları nefs imparatorluğundan oluşmuştur. Ruh medeniyetimiz için hangi çabayı sarf ettik? Oysa ruh medeniyeti kurulmadıkça insan hiçbir zaman özgür olmayacaktır.

 

Çocuk baygın gözleriyle hep gözümün içine baktı; çünkü benden tatlı sözler, hoş bakışlar ve ilgi bekliyordu.

 

Allah aşkına hepimiz birer çocuk gibi değil miyiz?

 

Karı, kocasından, evlat ebeveyninden; öğrenci öğretmeninden, memur amirinden, işçi patronundan, halk yöneticisinden sadece ilgi bekliyor, sevgi, merhamet bekliyor.

 

Halkını sevmeyen, onları küçük gören hangi oluşum ağız tadıyla iktidar olabilmiştir?

 

Evet, sevgi vermek zorların zoru bir iş. İçinde cehennem kaynayan bir kanlı kalpten sevgi fışkırmaz ki! Olmayan neyini versin?

 

Çocuklarımız evde vurgun yedi, öğrencilerimiz okulda kişilik kazanamadılar (ki eğitim, kişilik kazandırmaktır.), işçimiz patronun nefs putunun altında ezildi, halkımız yöneticilerine kul olmayı marifet saydı(rıldı).

 

Derdim eleştiri değildir; fakat bir gün sormayacak mıyız kendimize, biz kimiz diye?

Hayatı gırgır olan, kahkahayı yurt edinenlerin dünyalarına bir bakınız, güneşi görebiliyorlar mı? Ruhunun güneşini göremeyeni, dünya güneşi ışıtamaz mirirm!

 

Charlie Chaplin’in (Şarlo) – dünyaca ünlü bir komedyen- bir sözünü hatırlıyorum:

“Yetmiş yıl insanları güldürdüm, ama bir kerecik olsun ben gülemedim!”

 

Kahkaha, sığ denizin sahildeki hışırtısı gibidir; derinliği yoktur; fakat tebessüm okyanuslara benzer; zamanı gelince dünyayı sarsabilir.

 

Yüzlerinde tebessümden güller açtırmayanların ruh bahçeleri çoraktır. Bahçeniz yoksa kuşlar niçin ötüşsün dallarınızda (dudaklarınızda)?

 

 

Yüzünüz hep çiçek açsın, bülbüller konsun dudaklarınıza!

 

    D. Ali TAŞÇI (dalitasci@hotmail.com) Twitter:@DAliTasci

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 532 474 76 40