• BIST 83.048
  • Altın 146,881
  • Dolar 3,7605
  • Euro 4,0391
  • Rize 2 °C
  • İstanbul 5 °C
  • Ankara -8 °C
  • Trabzon 5 °C
  • Samsun -1 °C

Bozulan toplumları evrensel çığlıklar ayağa kaldırabilir

D. Ali TAŞÇI

 

                Sürekli başarı sanatçıyı veya siyasi oluşumu tökezletir, durağanlaştırır hatta öldürebilir. Başarı ve onun getirdiği alkış ve maddi kazanım, sanatçının / siyasetçinin derûnu gören gözünü kör edebilir; çünkü o, kendisini zirvede hayal eder; bu da onun en büyük yanılgısıdır. Bu durumda da başarı durur; sizi başarılarınızdan dolayı sevenler karşınıza geçer ve hatta düşmanınız olabilir.

            Hayat sürekli doğurur/ yenilenir. Yenilenmede bir duraksama varsa hayatla çelişme söz konusudur. Hayat, kendisiyle çelişenleri diskalifiye eder; bu bir doğa yasasıdır. Sürekli yenilenmeyen hiçbir şey yaşam içerisinde kalıcı izler bırakamaz. Ölüm, hayatı yenilediği için hep gündemdedir ve eskimez bir duruş sergilemektedir.

            Bunalım (bireysel ve toplumsal), zihnen bir tünelin içine girildiği görüldüğünde, bu tünelden çıkışın asla mümkün olmadığına kendilerini inandıranların düştüğü kuyunun adıdır. Oysa zihin dünyasını bu tünelin dışında hayal ederek, bulunulan zamanın kıskacından kurtulmak pekâlâ mümkündür ve bu sağlıklı bir yol ve kurtuluşun adıdır. Yani mekânsal zamandan zihinsel zamana geçebilmelidir. Ancak bu, iç dünyasında sonsuzluğa çıkış bulunan bir beynin yapabileceği iştir.

            İbadetlerde bile bir kanıksama varsa, onun gözden geçirilmesi zorunludur; çünkü bu durumda ibadet geleneğe dönüşerek aslı işlevini yitirir.

            Sanatçı veya siyasetçi tatmin olduğu zaman sanatından veya siyasetinden feragat eder. Bu yorgunluk, zihni bir yorgunluktur ve arkasından maddi çöküntüyü de beraberinde getirir. Bu nedenle sığ su balıkçılarını, derin okyanusların balıkçısı yapmamak gerekir. Aklında âlemleri mantı gibi dürüp, gönül sayfalarında derin suların sırlarını okuyamayanlar, bir toplumun lideri konumuna gelmişlerse, orada zihinsel bir kıyamet başlamış demektir. Bu kıyamet esnasında toplumsal birliktelik yara alır, herkes kendi can derdine düşer ve dağılma kaçınılmaz olur.

            Bir toplumu acılar bitirmez; zenginliğin bölüşülmemesi, savurganlık, değer bilmemek, sığ su balıkçılarının madrabazlıkları, halkı yalanlarına inandırmaları ve siyaset adına palyaçolukları o toplumu bozabilir. Acılar, aslında sağlam bir toplum olabilmenin tohumlarıdır. Acı görmemiş toplumların dağılması çok daha kolaydır. İnsanın yaradılış boyutunun tümüyle tanıştırılamamış toplumların çocukları nemelazımcılığa, yani uyuşturucuya teslim olmaktan kurtulamazlar. En büyük uyuşturucu sorumsuzluktur, kayıtsızlıktır, ciddiyetten uzak olmaktır ve iğrenç bir komedi bataklığında debelenmektir.

            Gülümseyiş vardır, onun altından hüzün dereleri akar. Gülümseyiş vardır, çağlayan köpükleri gibi bembeyaz. Ve gülümseyiş vardır, küllerin altında saklanmış kor gibi dokununca yakan. Bütün bunları kendinde toplayan biri vardır: İNSAN!

            Bu insanı, yaşadığı toplum, kendi kodlarıyla tanıştıramamışsa, o toplumun bunalımdan kurtulabilmesi zordur, imkânsızdır. Tebessüm, hayatın artı ve eksilerini görerek içindeki ışığı yakabilmektir. Değil mi, zıt uçlar olmadan ışık yanmıyor.

            Ürpermeniz korkudan ileri gelen fiziki, sathi bir ürpermeyse, bunun adı yüce ürperme olamaz ve bulunulan yerde yükseliş sağlanamaz. Sanat veya siyaset, ruh ürpertisinin çocuğudur; çünkü karşınızda kitleler/insanlar vardır ve o çocuğu ancak evrensel çığlıklar büyütür.

            Ruhun gözüyle hayal ettiğimiz insanlar iç dünyamıza musiki ile doğarlar. Bedenin gözüyle hayal ettiklerimiz ise resimleri ile karşımıza gelirler. Biri kalıcı izler bırakır, öbürü silinip gider. Ülkeyi yönetenler, toplumu ekonomi ile çekip çevirirken, bireylerin duygularını, iç dünyalarını kanatlandıramazlarsa, ekonomik silindir bir kavga unsuru olarak ortaya çıkar ve nesilleri iğdiş eder.

            Kimler kazançlı çıkacak? Hareket edenler. Bu hareket iyi de olabilir, kötü de. Dileriz ve umarız iyiler daha erken davransınlar ve harekete geçsinler.

                                D. Ali TAŞÇI ( dalitasci@hotmail.com) Twitter:DAliTasci

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 532 474 76 40