• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Rize -2 °C
  • İstanbul 3 °C
  • Ankara -6 °C
  • Trabzon 6 °C
  • Samsun 1 °C

Bu gençler neden canlarını verdiler?

Seyfullah FIRAT
Kara Eylül öncesini ve sonrasını yaşamış bir insan olarak, geçmişi ve o acılı günleri her ne kadar hatırlamak istemesem de, bazen öyle anlar olur ki, geçmiş bir anda bütün berraklığıyla tekrar hayal dünyamızı kuşatır ve buna engel olacak gücü kendimizde bulamayız. Bu duruma çoğu kez geçmişi birlikte yaşadığımız arkadaşlarla yıllar sonra yeniden karşılaşmamız ve konuşmamız arasında istemesek de geçmişi hatırlatacak türden konulara dalmamız sebep olur. Geçmişini bilmeyenler geleceğe bakamazlar sözü benim için ne kadar inanılır bir söz olsa da, ben yinede bahsettiğim dönemi ve çektiğimiz acıları hatırlamaktan pek hoşlanmam. Çünkü, kara Eylül diye hafızalarımıza kazıdığımız darbe öncesi yıllarda çektiğimiz acılar, darbe sonrasında yaşadığımız işkenceler, daha sonra ki süreçte içerisine çekilmek istendiğimiz tezgahlar, uğradığımız iftiralar, kucağımızda yetiştirdiklerimizden gördüğümüz vefasızlıklar bakımından, o günlerin yeniden hatırlanması pek de zevk alınacak türden güzelliklere ne yazık ki sahip değildir.
İki gün kadar önce bir dostum ziyaretime geldiler. Yıllarca yurt dışında kalmış, neyi var neyi yok bu dava için cömertçe tüketmiş bir gönül insani bu arkadaş. Yaşça benden birkaç yaş büyüğüm olduğu için kendisine ben her defasında ağabey diye hitap ederken, bu güzel insan da, almış olduğu teşkilat terbiyesi gereği bana hep ağabey diyerek karşılık verir. Yıllar sonra buluşmuş olmamızın hasretiyle sohbete daldığımızda gündemimiz yine geçmiş yıllardaki hatıralardan oluştu. Daha doğrusu kaçmak istediğimiz, hatırlamamak istediğimiz anılardan kaçamadık ve tekrar geçmişin acı hatıralarına tutsak düştük.
Yatılı okullarda okurken devletin bana verdiği Sümerbank marka ayakkabılarımı ve kışlık paltomu satarak dernek kirası verdiğim günleri hatırlattı bana. Türkiye’nin bir iç savaşa sürüklenmek istendiği yıllardan 1979 yılının Haziran ayında teşkilat görevim sebebiyle Çorum’dan Ankara’ya döndüğümde, Ankara eski terminalinde günlerce yemek yememiş, uykusuz geceler geçirmiş olmam sebebiyle baygın düştüğümde, etrafıma toplanan insanlar arasında yıllar önce Bolu Öğretmen Okulundan hocam olan Samsunlu Mustafa Yılmaz Öğretmenim ve muhterem eşlerinin tesadüf etmesi ve beni yan tarafta bulunan kafeteryada bir sandalyeye oturttuklarında, hocam karnım aç dediğimde, hocamın eşi Fatma hanımın koşarak bir bardak süt getirip gözyaşları arasında sütü bana içirmelerini hatırladık. Sırtımdaki pembe gömleğim terden ve kirden renk değiştirdiğinden, yine değerli hocamın muhterem eşi Fatma hanım yolculuk çantasını açarak, eşinin en iyi gömleğini sırtıma giydirmesini ve cüzdanlarında bulunan harçlıklarının kendilerini Samsun’a kadar getirecek miktarını kendilerine aldıktan sonra, ceplerinde kalan bütün yol paralarının hepsini bana zorla nasıl verdiklerini hatırladık ve gözlerimiz dünyanın en anlamlı gözyaşlarıyla dolup taştı.
Misafirim Ömer beyin de çok ilginç hatıraları vardı. Almanya’ya ilk gittikleri yıllarda sayıları bir elin parmaklarını aşmayacak sayıda olan yürekli insanların, Rahmetli Başbuğun vermiş oldukları görevleri eksiksiz yapabilmek için nelere katlandıklarını da bu güzel insandan bir defa daha dinledim. Kısa bir süre sonra sözümüz o dönemde kızıl kurşunlara hedef olup hayatlarının baharında bizden ve bu dünyadan koparılan şehitlerimize geldi. Bu konuda hatırladıklarımızı burada yazabilecek yüreğe sahip olmadığım için beni lütfen hoş görün. Beş bin tane genç insan o yıllarda bu dava için ölüme koştular ve hayattan koparıldılar. Niçin öldüklerini biz bildik belki ama, halen bilemeyenlerin, anlayamayanların ve onların hangi amaç için öldüklerini idrak edemeyenlerin şuursuzlukları, acıların en dayanılmazını yaşatıyor bize şimdi.
Genç bir Öğretmen kardeşimiz vardı. Henüz yeni mezun olmuştu. Tayını Güney doğuya çıktığı için gitmesine izin vermemiştik. Bu arkadaşımız o günlerde benim Rize’ye gelmemi, mutlaka köyümde durmam gerektiğini, Rize de ikamet etmem halinde, Teşkilat başkanı olduğum için, kızılların hedefi olacağımın muhakkak olduğunu söylemesi üzerine kendisine sitem etmiştim. Aradan bir hafta kadar bir zaman geçmişti ki, bu kardeşimizin kendisinin saldırıya uğradığını, acilen Ankara Hacettepe’ye kaldırıldığı haberi bize ulaşınca, derhal Ankara yolculuğuna çıkmıştık. Ne yazık ki ben ve arkadaşlarım Mustafa Toptan, Şükrü Karadağ ve Mustafa Alperen Ankara’ya ulaştığımız da şehidimizin sıcak yüzünü son defa göremeden arkadaşımız bu âleme veda etmişti. Yanımda bulunan arkadaşlarımızdan Topaloğlu boynuma sarılarak; “Ağabey, İlyas sizden önce çağrıldı, o sizi geçti, o bizden önce gitti” demesini yıllardır hiç unutamadım ve unutamıyorum. Yol arkadaşlarımdan olan Şükrü ve Alperen kardeşlerim de ciğerleri yırtınırcasına ağlayıp gözyaşı döküyorlar ve fatiha okuyarak son görevlerini yapmaya çalışıyorlardı.
Daha nice kardeşlerimizin cenazelerine şahit olmuştuk. Şimdi soruyoruz ve düşünüyoruz. Bu gençler o günlerde neden canlarından odlular acaba? Biz o yıllarda neden kelle koltukta gezmeyi tercih etmiştik. Neden onbinlerce arkadaşımız okullarından olmuş ve ceza evlerinde ömür tüketmek zorunda bırakılmışlardı? Ceza evlerinde yıllar sonra tahliye olan kır saçlı insanlar üzerinde hangi şerefsizler tuzakların en kahpece olanlarını kurmuşlar, daha sonrada mafya karalamasıyla bu hareketi lekelemek istemişlerdi. İşte dostlar, hatırlanması kahredici de olsa hatırladık işte ve sizlerle geçmişten küçük bir kesiti paylaştık bu şekilde.
Sözü daha fazla uzatmadan, yürekleri daha fazla dağlamadan, bütün şehitlerimizin aziz ruhları önünde huşuyla eğilirken, onlara yüce Allah’ın en sonsuz merhametini niyaz ediyorum. Yerleri cennet olsun. Bugün halen dimdik ayakta durmayı başaran sağ kalabilmiş gerçek kahramanlara da bir defa daha saygı ve sevgilerimi sunuyorum. Emaneti devretmek üzere olduğumuz genç kardeşlerimize de, geçmişten dersler çıkararak bu ülke için ellerinden geleni yapmalarını salık veriyorum. Bahtınız açık olsun sevgili genç kardeşlerim.
  • Yorumlar 17
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40