• BIST 83.067
  • Altın 146,538
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Rize -6 °C
  • İstanbul 4 °C
  • Ankara -3 °C
  • Trabzon 4 °C
  • Samsun -2 °C

Bu insanlar bu hale nasıl geldiler?

Seyfullah FIRAT
Belki biraz tuhaf gelecektir size ama benim internetle tanışıklığım henüz bir iki yıl kadar bir zaman öncesine dayanır.
Bazı dostlarımın yardım ve teşvikleriyle bazı sitelerdeki sohbet odalarına bir süre misafir oldum.
Benim anlayıp yorumlayabildiğim kadarıyla veya bu günkü haliyle, benim şahsıma ait yorumumla bir çöplük olan internet ortamı ıslah edilmeye ve kontrol altına alınmaya mecburdur.
Kontrol altına alınamadığında Atom bombasından bile tehlikelidir diye düşünüyorum.
Çok büyük bir kirlilik ve ahlaksızlık kol geziyor.
Elbette bu kirlilik ortamında çiçek tohumu ekmeye çalışan siteler de vardır. Allah onlardan razı olsun.
İşte benim tanıyabildiğim kadarıyla bir çöplüğe benzettiğim internet çöplüğünde gül dikmek iddiasında olan insanların sohbet ettikleri bir odaya bir akşam davet edildim.
İnternetin müdavimleri olanlar bilecekler, reelde tanışmayan, ancak sanal ortamlarda kurulan dostluklar sayesinde tanışıp dostluk kuran nice insanlar vardır. Elbette dostluklar amaç ve gayeye göre değişmektedir. Şeytanı dostluklar olabildiği gibi, rahmanı olan dostluklar da kurulabilmektedir.
Değişik vesilelerle sanalda tanıştığımız bir kardeşimiz bir gecenin saat ikisinde ta Hollanda’dan telefonla arayarak beni bir odaya davet etmesi üzerine biraz da kendimi mecbur hissederek katıldım. Sanalda tanıştığımız, gerçek hayatta yüz yüze henüz gelemediğimiz bu kardeşimiz oldukça idealist bir insan. Kendileriyle tanıştığımız zaman kendilerine bu ortamların bir çöplük olduğunu söylediğimde aynen şunu söylemişlerdi; “Hocam; bizim görevimiz bu çöplüğü farelere terk etmemek olmalıdır. Biz bu çöplüklere gül tohumları atmalıyız. Belki de o bahsettiğim sitelerde uzunca kalmama bu arkadaşımız sebep olmuştu.
Her neyse, şimdi esas konumuza girerek başımdan geçen ve beni şahsen derinden yaralayan bir olayı sizlerle paylaşmak ve dersler çıkarmak istiyorum. Arkadaşımızın isteği üzerine çağrıldığım odaya misafir olarak katıldım. Misafir olduğum odanın isminden anlaşıldığı kadarıyla, İslami ve inanan insanların, özellikle yurt dışında yaşamakta olan bizim insanlarımızın toplanıp buluştukları ve dini konularda sohbet ettikleri bir odaydı.
Odaya ilk giriş yaptığımda müthiş bir tartışma vardı. Aynı odanın çatısı altında toplanmış ve inanmış insan oldukları iddiasında olan bu insanların sert tartışmaları beni ciddi anlamda etkileyince işin içine balıklama daldım.
Şahsımı başka odalardan tanıyan gönül dostlarım “Evliya çelebi” ağabeyimiz geldi, lütfen bekletmeyin, mikrofonu ikram edin şeklinde talepleri de olunca görevli arkadaşlar mikrofonu bize takdim ettiler. Selam verdikten sonra selamlaşmanın anlamı üzerine bir süre durduktan sonra, sanal ortamda kavga etmenin, sert tartışmalara girmenin anlamsızlığı üzerine de kısaca söz ettim. Daha sonra bazı özel tavsiyelerimde oldu. İnsanların bu ortamlarda yalnız seslerini duyarak insanları yeterince tanımalarının mümkün olamayacağını, beden dilinin de görülmesi gerektiği husus üzerine durarak sert tartışmaların gönül dostluklarına zarar verebileceğini söyledim. İnanan insanların yönteminin tartışma yöntemi olmadığını, aynı inanca ve millete mensup insanların metotlarının istişare metodu olması gerektiğini de nazik bir dile anlatmaya çalıştım.
Selamlaşmayla imzaladığımız kardeşlik sözleşmemizi yanılgılarımıza kurban etmememiz gerektiğini ifade ederek selamlaşmanın anlamı üzerine uzunca bir konuşma yaptım. Bu konuşmam sonrasında hiç beklemediğim veya her insani kibre taşıyabilecek ölçülerde biraz abartılı bir alkış ve takdir aldım. Konuşma yaptığım odadaki dinleyici sayısı her dakika hızla artıyordu. Her yeni gelen arkadaşımız da tıpkı diğer dinleyiciler gibi bolca çiçek takdim ediyorlar ve hayırlı dualarını bolca gönderiyorlardı. Hatta bazı dinleyiciler hiç tanımadıkları “ Evliya çelebi” takma adıyla konuşma yapan bendenizin dilediğim kadar konuşma yapmamı, konuşmama süre sınırı konulmaması gerektiğini site yöneticilerinden talep ediyorlardı.
Mükemmel bir dostluk ortamının oluşmasına vesile olmuştum, sert tartışmalar dinmişti ve hoş bir ortam oluşmuştu.
Bundan son derece mutlu olduğum dakikaları yaşarken, tam bu sırada bir arkadaşımız benim siyası görüşümün ne olduğunu merak ettiklerini, açıklarsam mutlu olacaklarını dile getirdiler ve bunu üzerine mikrofon tekrar bana ikram edildi. Tekrar söz alınca şu hususu özellikle ifade ettim. Aynı Allaha, aynı kitaba, aynı Peygambere inandığımızı, aynı milletin evlatları olduğumuzu, siyasi görüşlerimizin farklı olmasının bizi bu ortak paydalarımızdan koparamayacağını anlattım ve siyası görüşümü söylememe ısrar etmemelerini, ısrar etmeleri durumunda aramızdaki muhabbet ve kardeşlik bağlarımızın zarar görebileceğini, selamlaşarak imzaladığımız kardeşlik sözleşmemizin şeytana yem olacağını söyledim.
Bu ifadelerime rağmen ısrarla siyası görüşümün ne olduğunu açıklamam istendi. İstemeyerekte olsa bu yoğun ısrarlara dayanamayıp tekrar mikrofonu alıp” Milliyetçi, Türkçü ve Turancı” bir siyası görüşü taşıdığımı ifade edince bir anda oda karıştı ve az önce beni göklere yükselten o sevimli dinleyicilerim bir anda yok oldular ve hepsi bir anda bana düşman kesilerek en ağır hakaretlerle şahsıma karşı saldırıya geçtiler.
Bir süre dinledikten ve atılan spotları takıp ettikten sonra mikrofonu tekrar talep ettim. Bu defa oda yöneticileri pek cömert davranmadılar. Israrlarım ve özellikle bazı dinleyicilerin ısrarları üzerine mikrofonu tekrar bize lütfettiler. Mikrofonu aldım ve şunu söyledim. “Bakın sevgili kardeşlerim. Az önce beni şımartacak şekilde alkışlıyordunuz. Şimdi ise şeytan sizi tırnakladı ve selamlaşarak karşılıklı olarak imzalamış olduğumuz sözleşmemizi tek taraflı olarak bozdunuz. Az önce ağabey deyip bağrınıza bastığınız beni şimdi kefere, zındık diyecek kadar karalıyorsunuz. Bu tutumunuzun her ikisi de yanlıştır. Fazla takdir insanı kibre boğabileceği gibi, aşırı tenkitte bağnazlığa taşır” dedim.
Daha sonra hakaretler artınca ve tahammül edilemez noktalara tırmandırılınca, tekrar söz alıp bazı arkadaşlarımın yanlış yaptıklarını, günaha düştüklerini, yalnız sesimi duyarak beni yeterince tanıma imkânları olmadığını ve şu anda içine düşmüş oldukları biz daha iyiyiz illetinin dinimizin haram kıldığı “Ucup” illeti olduğunu izah etmeye çalıştım. Bu sebeple benden helallik istemelerini ve onlara hakkımı helal etmek istediğimi söyleyerek konuşmama devam ettim.
Yüce Allah’ın hiçbir kuluna başkalarının günah envanterini tutma gibi bir görev vermediğini, her kul musalla taşına gidene kadar tövbe edebileceğini, hiçbir kulun Allah in her hangi bir kulu hakkında Allah’ın vereceği kararı veremeyeceğini, hâşâ hiçbir kimsenin kendini Allah ilan edemeyeceğini münasip bir dille anlattım. Bütün sabrımı zorlayarak kimseyi kırmamaya çalışarak beş on dakika içerisinde kaybolan dostluğumuzu yeniden inşa etmeye çalıştım. Üzülerek ifade ediyorum ki, beşyüzün üzerindeki dinleyicimden on beş veya yirmi kişi bana hak vererek benden helallik istediler ve etmiş oldukları hakaretlerden dolayı pişmanlık duydular. Geri kalan diğerlerine gelince, reel hayatta yakalasalar hiç acımadan beni linç ederlerdi. Benden özür dileyen kardeşlerimizin hemen hemen hepsi de yurt dışında yaşayan insanlarımızdandı.
Bu olay beni çok düşündürdü. Siyaset denilen illetin inanan insanlar arsındaki bağları nasıl çözdüğünü, hak yolda olduğunu zannedenlerin bir anda nasıl küfre düştüklerini bir kez daha görmenin acısını ogün bugündür yaşıyorum. Bu olayın başka bir benzerlerini de ne yazık ki reel hayatta da yaşıyoruz. Vahdetin kulelerini dikecek olan bu milletin evlatları arasına siyaset uğruna düşmanlık tohumları ekiliyor. Bu büyük günahı ne yazık ki dindarlık adına işleyenler de var. Nasıl olurda inanan bir insan başka bir kul adına ahkâm kesip onu dinsiz ilan edebilir. Nasıl olur da inanan bir insan siyaset uğruna yalan söyleyebilir. Nasıl olur da bir insan başka bir insani kafir diye niteleyebilir. Nasıl olur da bu memlekette az Müslüman, çok Müslüman tahlillerine gidebilir. Bütün bunlar Allah korusun insani dininden etmez mi? İşte bu fotoğraf bizim manevi iklimimizin fotoğrafı olamaz. Bu fotoğraf inanan insanların resmi hiç olamaz. Siyaset uğruna hiçbir inanan insan bu delalete ve gaflete düşemez. İnandığını söyleyen hiçbir insan bu şekilde şeytanın değirmenine su taşıyamaz. Allah’tan dileğim insanımızı şuur sahibi kılmasıdır. Şeytan değirmencilerinin şerrinden korumasıdır. Yüce Mevlam; cümlemizi selamın anlamında olduğu gibi ebedi kardeş kılsın. Allah yolunda ki dostluklarınızın ebedi ve sonsuz olması dileklerimle Allaha emanet olun aziz okuyucularım.
  • Yorumlar 5
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40