• BIST 97.533
  • Altın 145,969
  • Dolar 3,5805
  • Euro 3,9998
  • Rize 17 °C
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 13 °C
  • Trabzon 17 °C
  • Samsun 19 °C

BUGÜNÜ VE YARINI BİR DE BÖYLE OKUYALIM

D. Ali TAŞÇI

 

                Kur’an ayetlerini okuduğumda bazen içime bir ateş düşüyor; onları sanki bir yetimmiş gibi, öksüz gibi görebiliyorum. Herkesin bir “pir”i var, sözü de özü de onlardan alıyor; ama ayetlere sıra gelince, onları boynu bükük gönderiyor!

                Ben bir ayetle başlayayım söze:

                “ Böylece sen batıl olan her şeyden uzaklaşarak yüzünü kararlı bir şekilde (Hak olan) dine çevir ve Allah’ın insan bünyesine nakşettiği FITRAT’a uygun davran (ki) Allah’ın yarattığında bir bozulma ve çürümeye meydan verilmesin; bu, salih (bir) dinin gayesidir; ama çoğu insanlar onu bilmezler.”  (Rum: 30)

                FITRAT kavramı üzerine ne kadar durursak duralım, az gelir; çünkü hayatın ve insanın kodu oradadır. Maddenin nasıl ki atomu vardır, insanın da fıtratı vardır. Atom parçalanınca ortalığı cehenneme çevirir, hayatı karartır; fıtrat parçalanınca ne olur? Maddeyi kutsallaştıran insan, onu hem silah olarak kullanırken hem de ondan korunmanın yollarını arar. Fıtrat insanın özüdür, onun insanlık kodudur. O parçalanınca, nelerin olabileceğini bugünki dünyaya bakarak görebiliriz; insanın kendisi cehenneme dönüşmüştür. İnsan “olmak” için değil de “sahip olmak” için bir çabanın içine girerse, işte orada fıtrat bozgunculuğu ve hüsran vardır.

                Fıtratıyla barışık olan insan, yani terbiyeli, eğitimli insan, dünyayı fanilik yurdu olarak görür ve kendisinin de fani olduğunu bilir. İnsan ayrılık ateşiyle dünyaya düşmüştür ve arayıcı olarak dünyaya gözlerini açmıştır. Bu temel duygu bilinmeden sergilenecek olan hiçbir iş, davranış insana insanlık kimliğini veremez.

                Fıtrat bir tohumdur ve nötrdür. Onun hangi bahçede ve ne şekilde, kim veya kimlerin elinde yetişmesi, büyüyüp gelişmesi önemlidir; çünkü o, terbiyecisinin elinde kimlik kazanır. Maddenin atomunu enerjiye dönüştürüp insanlığa hizmet etmek de var, onu patlatıp canlıları yok etmek de var.

                İnsan fıtratı, Hak katından gelecek olan haberlere açık ve eğilimlidir; sonsuzluğa karşı bir sevdası, yürüyüşü vardır. Ne var ki, fıtratın gelişimi tamamlanamamışsa veya özü bozulmuşsa, bu durum onu fani olanın içinde adeta boğar. Mutsuzluğun adı işte budur; gidilmek istenen menzilden alı konulmak!

                İnsan arayan bir varlıktır; çünkü asıl vatanı burası değil, ötelerdedir. Bunu bilinçli veya bilinçsizce arar durur. Bilinçli aradığı zaman faniliğini hatırlayarak yürür ve dünyayı amaç değil, araç edinir. Böylece dünya sıkıntısından kurtulur. Bilinçsiz arayışın adı, dünyayı amaç edinmektir ve fıtrat bozgunculuğu işte burada yatmaktadır. Bu durumda, yani amaç dünya olduğunda,  dünyadaki her varlık kutsallaşır, onu elinden almak isteyenlerle savaşa girişilir. Vahyi ışık olarak algılamayan insanların, sahip olmak adına kurmuş oldukları, fıtrat bozgunculuğu temeline dayalı ve sonsuzluk endişesi taşımayan sitelerin adı UYGARLIK’tır ve kanlı ayak izlerine her yerde rastlanır. “Allah’ın yarattığında bir bozulma ve çürümenin” olduğu yerde insanlığı aramak, mutluluğu hayal etmek –haşa- Allah’a iftiradır.

                Arayıcı olan insan, vahyi ışık olarak önüne alıp yürürse, yürürken de faniliği hep hatırlarsa, bu insanların dünyada kurmuş oldukları sitelerin adı da MEDENİYYET’tir ki, bütün peygamberler işte bu sitelerin öncüleri olmuşlardır. Burada mutluluk kendiliğinden hayat bulur; çünkü fıtrat tohumu fanilik yurduna düşmüş ve asıl toprağını bulmuştur. Medeniyet, dünyayı araç edinen insanların “olmak” için çaba sarf ettikleri ve bu amaçla oluşturdukları mekânların adıdır ki, bu yerlerin sonsuzluğa doğru bir çıkışı vardır. Vahyin yoğurmadığı zihinler medeniyet kuramaz, bunlar bozgunculuk için adeta yaşarlar ve bu zihniyetlerden medet ummak da en az onlar kadar tehlikeli ve zavallıcadır.

                Medeniyet yolunda insan fani ve yolcudur. Onun tüm eserleri bunların üzerine bina edilmiştir. Mimari (ahşap-geçici), müzik, edebiyat; yani sanatın her alanı fanilik üzerine kurulurken, fıtri olan da asla göz ardı edilmez.

                Uygarlık sitelerinde ise fanilik hissedilmez; insan adeta ilahlaşmış ve kimliğinden uzaklaşmıştır. Mutsuzluk, kimliğini bozan insanın ruh kanamasıdır ki, acısı ebediyyen dinmez. Uygar insanların içkiden vazgeçememeleri boşuna mıdır; bu acılar nasıl unutulsun? Uygarlık yapıtları, ölümden kaçan insanların acı çığlıkları gibi adeta dünyamızı kuşatmıştır.

                Uygarlık, nefs-i emmare imparatorluğu ve çığlık; medeniyet, nefs-i mutmainne dersaadeti ve huzur.

                Batı insanı fıtratıyla kavgalı, kendi kültürüyle barışık; biz fıtratımızla barışık; fakat kültürümüzle kavgalıyız. Bu durumda Batı’da sosyal olaylar az, bireysel travmalar çok; bizde sosyal olaylar çok, bireysel travmalar daha azdır. Medeniyetimizi yeniden, her ikisiyle de barışık olduğumuzda kurabileceğiz; henüz araftayız.

                İnsanın sonsuzluğu kavraması zordur, ancak gökyüzüne bakarak onu hayal eder. Uygar plazaların, kulelerin gökyüzümüzü kapatarak bizleri sonsuzluk duygusundan uzaklaştırmasına sevinebilmek ve o kulelerden mekân edinmek ne anlama gelir, düşünün!

                İnsan bünyesine nakşedilmiş fıtratı bozmadan yürüyenlere, büyüyenlere ve böylece bir topluluk oluşturup medeniyetleri kuranlara selam olsun. Önümüzdeki zamanlar mı? Medeniyetin nurlu ayak izleri gözükmeye başladı, görebilenlere ne mutlu!

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 532 474 76 40