• BIST 109.605
  • Altın 156,690
  • Dolar 3,8779
  • Euro 4,5897
  • Rize 14 °C
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 3 °C
  • Trabzon 13 °C
  • Samsun 16 °C

Bütün suç fırıncıda!

Hızır TONYALI
İlkokulda, muhtemelen Milli Eğitim tarafından tavsiye edilmiş bir hikâye kitabındaki anlatılanları hiç unutmam.
Baba, oğluna 1 lira verir ve 50 kuruşa ekmek, kalan 50 kuruşa da zeytin almasını ister.
Fırına giden çocuk 1 lirayı verip ekmek alır. Fırıncıdan da paranın üstünü ister. Fırıncı ise çocuğa zaten 50 kuruş verdiğini ve para üstü olmadığını söyler. Israrla paranın üstünü isteyen çocuğu da fırından kovar.
Elinde 1 ekmek ve cebinde olmayan parayla çocuk, baba korkusundan bakkala girip 50 kuruşluk zeytin ister.
Zeytin poşetini alan çocuk para vermeden dışarı çıkarken bu kez bakkalcı seslenir: “Evladım, Zeytinin parasını vermedin…”
Çocuk ise; “Ödedim amca. Kasaya koydun ya...” diye söylenerek yavaş yavaş bakkaldan çıkmaya başlar.
Bakkalcının, “Evladım ödemedin” lafını dikkate almadan seri adımlarla bakkaldan uzaklaşan çocuk dışarı çıkıp ellerini açar ve “Ey Allah’ım, fırıncıdan al bakkalcıya ver” der…

Bu, Milli eğitim tarafından önerilen hikâye kitabındaki tasvir, ilk bakışta, haksızlığa karşı, çaresiz kalan küçük bir çocuğun pratik zekâsını anlatıyor.
Koca bir kitaptaki onlarca hikâyeden sadece bu kaldı aklımda.
Diğerleri sadece sıradan şeylerdi sanırım.
Hikâyedeki düz mantık anında ilgiyi çekiyor.
Öyle ya, çocuğun ne günahı vardı? Fırıncı paranın üstünü vermemiş…
Zeytin parasını nereden bulsun çocuk?
Yüce Yaradan alsın fırıncıdan, versin bakkalcıya!
Gayet pratik ve adilane değil mi?

Biz hikaye okurken, bugünün Türkiye’sinin tohumları büyütülüyordu aslında o günlerde.
Bu hikâyelerle hırsızlık, arsızlık ve dolandırıcılığı nakşediyorlardı çocukların genlerine.
Şunu biliyorlardı ki; hikâye kahramanının yerine kendini koyan çocukların, büyüdüklerinde her çaldıkları için bir fırıncı bulacaktır vicdanları…
Hangi hırsız kabul eder yaptığı işin kötü olduğunu?
Soruyorum, var mı bildiğiniz, kendini kınayan bir sahtekâr?
İşi daha da ileri götürerek, zenginlerden alıp fakirlere dağıttığını söyleyen ve toplumsal bir hizmet sunduğunu iddia edenlerin hala bu tür hikâyelerin hipnozunda olmadıklarını kim açıklayabilir?

İnsanların genleriyle oynamadan 80 senede böyle bir mutasyon mümkün değil.
Ama bir milleti böyle hikâyelerle yoldan çıkardılar.
Eskiden insanlar kapılarını mandalla kapatırdı… Rüzgârdan açılmasın, kedi-köpek girmesin diye...
Şimdi evlerinize çelik kapılar yapsanız da, işyerinize alarmlar taksanız da, cezaları artırsanız da önüne geçemiyorsunuz suçların.
Toplum kendinden geçmiş bir paranoya ile hırsızlık, arsızlık bunalımında.
Müşterisine ‘Ben siftah yaptım, komşu dükkândan al’ diyen esnafın hikâyesi, tozlanmış raftaki, okunmayan, sayfaları birbirine yapışmış kitaplarda kaldı. Kimsenin kimseye güveni kalmadı.
İnsanlar komşusuna bile güvenemez bir şüpheyle yaşıyor artık kentlerde.
Arabanın çarptığı yaşlı bir amcayı kaldırıp hastaneye götürecek insanların olmayacağı günlere doğru gidiyoruz…
  • Yorumlar 6
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40