• BIST 82.300
  • Altın 148,344
  • Dolar 3,8298
  • Euro 4,0711
  • Rize 2 °C
  • İstanbul 4 °C
  • Ankara 0 °C
  • Trabzon 6 °C
  • Samsun 5 °C

Cumhurbaşkanlığı seçimi ve muhalefet

H. Basri CANCA


Konuyu bütün ayrıntıları ile ele almak bizim işimiz olmadığı için, cumhurbaşkanlığı seçimine düz bir vatandaş olarak kendi çapımızda bir yorumla katılmak istiyoruz.
Hiçbir yetkinliği olmayan bir vatandaş seviyesiyle, sadece oy verecek kadar yetkinliği olan biri olarak görüşümüzü ortaya koyma hakkımızın olduğuna inanıyoruz.
Kimseyi küçümsemek için değil ama bazı kesimlerin düşük kanaatlerinin ürünü olmadığımızı ortaya koymak için, haddimizi aşmadan yapacağımız yorumları gerekli gördüğümüzü belirtmek istiyoruz.
Cumhuriyetin kurulmasından bu yana ilk defa cumhurbaşkanını, cumhurun yani milletin, kendi başkanını kendisinin seçeceği bir oylamaya gidiliyor.
Elbette ki hiçbir milletin halkın tamamı, eğitim ve bilinç durumları olarak aynı seviyede olamaz. Farklı seviyeleri ile farklı yaklaşımları, farklı seviyelerden bakış açıları vardır. Demokratik bir sistemin gereği olarak böyle farklılıkların olması gayet doğaldır.
Farklı bakış açılarının olması, alternatif bulmak, kıyaslayarak doğru kanaatleri yakalayabilmek için önemlidir. Hem vatandaşa ayrıntılı bilgi vermek, hem de halkın karşısına çıkan adaylar arasında en iyi tercihi yapabilmek için aslında gereklidir de.
Saygın bir başkan seçerken ne seçimi yapanlara ne de seçime giren adaylara kimsenin saygısızlık yapma hakkı yoktur. Çünkü bütün insanların bilinci aynı seviyede değildir. Bilinç durumlarının aynı seviyede olmadığı yerde algı farklılığının olması, kanaatlerin oluşması ve kendi kanaatleri doğrultusunda seçim yapmaları kaçınılmazdır. Yoksa hiç bir doğru eylemi desteklemeden, inadına, körü körüne hamasetle yaklaşıp sonra da halka bu görüşü satmaya kalkıp, halka saygısızlık yapanların oy alabilmeler mümkün olamazdı. 
Mütedeyyin bir vatandaş olarak hangi bilinçle ve bilincimizin hangi seviyesiyle kriterler oluşturup liyakatli bir seçim yapacağımızı kendimize soralım.
Boş yavan sözlerin kısır eylemlerine göre mi, evrensel iradeye bağlı olmayan, aklın yanına mantık koymayan, basit söylemleriyle kanaat oluşturmaya çalışanlara göre mi, yoksa eylemi ile söylemleri birbirlerini destekleyen, idealist insanlar da dâhil halkın büyük kesiminin hayallerini inşa eden, teorik olmanın pratiğe dönüştürüldüğü canlı örnekleriyle karşımıza çıkanlara göre mi seçim yapacağız?
Kriterleri ortaya koymak, bu kriterlerle olguları okumak o kadar kolay değildir. En zor kısmı ise, ayırt etme erdemini ortaya çıkarmakta zorlanmaktır.
Bu kriterleri okumak ve ayırt edebilmek için bulunduğumuz kültürel, ekonomik, sosyal ve siyasal atmosferin belirleyici rolü de dikkate alınmalıdır.
Özgünlüğe atılan adımlara çelme takan, özgürce başlayan diriliş hareketinin zihniyetini körleştirmeye çalışanlar, ciddi konuları değerlendirecek olan merkezlere gelecek olanları belirlemeye alışık idiler.
Kritik merkezlere gelecek olanların zihinsel durumları önceden nasıl yönlendirildiğini fark edemeyenler, hangi senaryolarla şartlandırıldıklarını, nasıl zihinsel engellere takıldıklarını, oluşturulan algı kalıplarıyla nasıl bir sisteme dâhil edildiklerini anlayamamaktadırlar.
Bilinç durumlarını incelediğimizde, mevcut siyasi sosyal ve kültürel yapıların nasıl oluştuğunu anlamak aslında zor değildir. Oluşan zihniyetlerin arkasındaki planları anlamak da zor olmaz. Bu sonuçların günümüze gelebilen olgularının temel nedenlerini incelediğimizde, binlerce sonuçlarla uğraşmamıza gerek kalmadan anlayıp tanımlayabiliriz.
Aynı hantal yapının imkan merkezlerini ellerinde tutanlar ve bu merkezlerinden beslenenlerin, kendi statükolarını korumak adına şuursuz söylemlerine ve birçok insanların bilinçlerinin önüne önyargı duvarları ördükleri de ortaya çıkmıyor değil. Nesillerden nesillere taşınan şuursuzluklarla ördürülen önyargı duvarlarının yenilerini örme çabası da tutmamaya başladı.
Şartlanmış şuurların sarsık, laçkalaşmış gıcırdayan söylemler ile yeni yönlendirme çabaları karşısında sergilenen diriliş neslinin şuurlu, erdemli ve iradeli duruşunun, karşısındakileri nasıl bir duruma düşürdüğünü görememek ayrı bir eksiklik olur. 
Hatta acınacak olan bu durumun insanları; kendilerini aydın, ilerici ve devrimci olduklarını bile söylediklerinde, onurlu duruşunu bozmadan dimdik duranlar seyredilmeye değer. 
Bu ve buna benzer olan düşük bilinç durumlarıyla her dönem karşılaşılmıştır.
Bu olguları dikkate alarak yüksek bir makamım etkin yetkinliğine gelmek için büyük nedenselliğin kökenselliğinden bakabilmeye ihtiyaç duyduğumuzu anlıyoruz.
En azından millete saygıyı bilgi ve bilmeye olan saygı ile aynı seviyeye getirmek gerektiğine, daha sağlıklı değerlendirmelere ulaşabilenlere de saygı gösterilmesi gerekliliğine inanıyoruz.
Herkesin kendi etrafına görüşlerini söylemesini saygı ile karşılıyoruz. Ama basitçe yavanlığın düşük kanaatler seviyelerine çekmeye çalışanlara, doğru kanaatlerimizle yapacağımız seçimlerin çok şeylere cevap vereceğin de inanıyoruz.
Büyük küçük partilerin başına gelmek kolay değildir. Büyük kitle partilerinin başına gelmenin büyük düşünmek gibi bir sorumluluğu olduğunu bilmemiz gerekiyor.
Bir siyasetçi hem kendini hem de ülke sorunlarını doğru tespit edip doğru ifade edebilmesi de önemlidir. Kendini doğru ifade edemeyen biri başkasının ya da ülkenin sorunlarını doğru ifade edebilmesi imkânsızdır.
Yetkin makamların etkin insanı olabilmenin temelinde bu gibi kriterler vardır. Yoksa sadece duyguların düşük seviyelerine dokunup dalgalandırmakla her şeyin elde edileceğini düşünmek doğru olmaz. Çünkü duygusal dalgalanmaların seviyesi ile zihinsel dalgalanmanın etkisi aynı değildir.
Yüksek makamları hedefleyenler, yüksek duygu durumlarıyla dalgalandırdıkları duygu denizinde, harekete geçirecekleri amiral gemisini aynı yüksekliğin ilkelerine bağlı çapa ile dinginleştirebilirler. Aynı zamanda, yüksek duygularla zihinleri desteklerken, zihinlerin de yüksek fikirlerle beslemesi gerekiyor.
Sıradan fikirlerle, sadece maddi ve duygusal seviyelere ait fikirlerin harekete geçireceğini, fikirlerin öyle bir sıradanlığıyla yüksek hedeflere varılamayacağının bilinmesi gerekiyor.
Sıradan olanları kendi zihinsel seviyelerinin sıradanlıklarıyla eşitlemenin gereği kadar, tekâmül etmedikçe eşitlendikleri ve bulundukları yerde tutabilmek, yetki karmaşası olmaması için, en az o kadar önemlidir.
Bir lider için, binlerce Yetkin’i olan makamların işini belli ana başlıklarla ele alması, o makamları harekete geçirmek ve konuya duyarlı olmak açısından önemlidir. Ama kendi işi imiş gibi ayrıntılarıyla ele alıp duygu sömürüsü yapmak, bulunduğu makamın binlerce işlerinin zamanını çalmak, eksik zamanın ihmalkârı olmakla eş anlama gelir.
Anne ve Babalara seslenip hiyerarşinin alt seviyelerindeki hatadan doğan, duygular ve tüm seviyelerde derin etkiler yapan önemli bir olayı rakibin kusuru gibi göstermek de adaletsizlikle ifade bulacak olan bir cehalettir.
Bu, olaylara sonuçlarından bakmak anlamına gelir ki böyle bir bakış, binlerce aynı olgu ve olay içinden birine değer verip diğerini görmemezlikten gelmek ve sıradan davranmanın adaletsizliği anlamına gelir.
Böyle söylemler büyük ve yüksek makamları hedefleyenlerin söylemlerine uygun düşmez.  
Böyle bir vahim olay elbette ki çok üzücü olaylardandır. Bu olaylarda çok erdemsizlikler de olabilir. Buna üzülmeyecek, tepki vermeyecek insanların da olmaması lazımdır. Fakat devletin yetkisini kendi nefsine uydurup öfkesi ile birleştiren, Erk’in yetkinliğinde kayrılmayı bekleyenlerle yönetimin en başını direk suçlu göstermek çok doğru olmaz.
Onun için bunlardan sadece bu olayı ele alıp bu ve buna benzer binlerce benzer olayları görmezden gelmek, ayrıntılarıyla ele almanın kendi seviyesinden uzaklaşmanın doğru olmayacağını söylüyoruz
Büyük hedeflere talip olanların, daha kapsamlı ve evrensel olan, temel nedenler üzerine akıl ve zihin yormaları gereğine inanıyoruz. 
Sonuçlardan nedenlere gitmek bir yoldur. Ama Nedenlerden sonuçlara gitmek basiret gerektiriyor. 
Binlerce görevlisi olan bir soruna, en yüksek seviyede bir tane olan görevlinin ayrıntılarına kadar müdahale eder olması, kendine atfedilen asil görevlerin aczine düşüldüğünü gösterir.
Herkes gibi ben de bizi yönetecek zihinlerin en azından beni ikna edecek fikirlere ve şuura sahip olmasını, yüksek ideallere yönlendirebilecek şuurda olmalarını isterim.
Yarım asırdan fazla bir zamanın insanı ve aynı zaman dilimiyle ülkenin vatandaşı olarak böyle basit söylemlerle yönlendirilenleri çok gördük. Ama yönlendirilenlerin hiçbirinin ideal sonuca ulaşabildiklerini hiç görmedik.
Çünkü yıllardır, yapıcı ve yıkıcı zihniyetlerin mücadelesi şeklinde geçen yıllarda kazanan hep yıkıcı zihniyet olduğunu gördük. Kutuplara ayırmak ve her iki kutbu çarpıştırdıklarında birbirlerini itecek güce ulaşabilecekleri seviyeye getirdiklerinde çarpıştırmayı başardılar. Çarpıştırmanın kıvılcımının enerjisiyle hareket alan farklı zihinlerin bir birilerine verdikleri acıyla beslenenleri de gördük.
Çeşitli dönemlerde aynı olayların farklı versiyonuyla Tanzimat, Meşrutiyet ve Cumhuriyet olmak üzere, lineer bir tarihsel süreci takip ederek hantal ve aktif zihniyet olarak günümüze kadar geldi.
Bu zihniyet çok eskidir. Her dönem vardı. Çok etkili olduğu dönemlerde belli kesimin tahakkümü şeklinde devam etti. Statükoyu korumak, imkân merkezlerini elinde tutmak, küçük bir azınlığın büyük imkânların içinde refahını sürdürmek ve bu uğurda hiçbir kural tanımamak, paylaşımı elinde bulundurmak ve tüm değerleri istismar etmekten çekinmeyen zihniyet her dönem kendini göstermeye devam etmiş ve bu zihniyet hiçbir dönem tamamen yok olmamıştır.
Bu zihniyeti hantallığından kurtarmak, erdemli, onurlu bir yönetimin hiyerarşik yapısında yer almak, hiyerarşinin önemli merkezlerine ve insanların menfaatleriyle birleşen bencil zihniyetlerine yerleşen anlayışı aşacak bir devrimi gerçekleştirmenin o kadar kolay olmadığını gördük. Fakat kötünün organize olduğu yerde iyinin iyi niyetine organize olan idealistlerini de gördük, görmeye devam edeceğimize inanıyoruz. 
1983 yılında merhum Turgut Özal ile başlayan diriliş hareketini halk destekledi. Fakat aynı hantal zihniyeti korumak, ülkenin ilerlemesini durduracak işbirliğinin dışa uzanan elini tutanlar organize olmayı başarınca, askeri güç dâhil tüm argümanları kullanılarak tekrar hâkim olup durdurmayı başardılar.
Bu mücadele kişisel bir mücadele değil, zihniyet mücadelesidir. 2002 yılına kadar durdurma başarılarını sürdürdüler. 2002 yıllarında ortaya çıkan diriliş zihniyetinin yetiştirdiği büyük lider Sayın R. Tayyip Erdoğan’a karşı binlerce plan ile durdurma yolunu denediler, denemeye devam ediyorlar.
İşte bir vatandaş olarak hiç de basit söylemlere pirim vermeyeceğimi, seçim yaparken ortaya koyacağımız kriterlerimizi nasıl ortaya koyacağımızın kısmi olarak ortaya koyuyoruz.
Sevgilerimle…

  • Yorumlar 17
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40