• BIST 89.955
  • Altın 145,546
  • Dolar 3,5984
  • Euro 3,9105
  • Rize 9 °C
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 9 °C
  • Trabzon 8 °C
  • Samsun 8 °C

DELİ KİM?

Bilge FIRAT

 

 

Sevmediğiniz şeyler nedir sorusuna “yalanı sevmem” cevabını vermeyen yoktur sanırım. Kimse sevmez yalanı, yalan söyleyemez, yalan söyleyen insandan soğur, falan filan…

Yalan aldatmadır, kişi bazen öyle olur ki en büyük yalanı kendine söyler, en büyük aldatmacayı kendine yapar. Kanar üstelik kendi yalanına, neredeyse tapar.

Yalanı sevmiyoruz fakat üzerine sitemkâr sözlerimizi yamadığımız, gelip geçicidir dediğimiz yalan dünyayı hayatımızın merkezine oturtmaktan da geri durmuyoruz. Sadece dünyayı mı? En yalancı tanıdığımızı sol yanımızda hep taşıyoruz. Kibirli bir “ben” her şeyi ve herkesi geride bırakıp yerini alıyor tüm varlığımızda.

Nankör diyoruz kedilere, sanki nankörlük insani bir özellik değilmiş gibi. Ne varsa insana dair, beğenmediğimiz, kendimize giydirmediğimiz, hep hayvanlara yamadık. Sadık olmayı bile beceremedik, sadık olabilme yetisini de köpeklere bıraktık! Kedi nankör, köpek sadık, karınca çalışkan, ağustos böceği çalışan karıncanın alın terinde gözü olan tembel… Her yaratılmışta bizler için bu kadar ders saklıyken, yalan dünyanın tek yalancısı da insanken… Bugün yüzümüze gülen insanın yarın sırtımızda nasıl yaralar bırakacağını tahmin bile edemiyoruz. Şimdi tekrar düşünmeli, nankör olan kedi mi? Acısı büyük, yükü ağır dünyanın(!), sırtında yalandan izler taşıyan ahmakları bizler değiliz de kim?

 İnsanları anlamak zor, insanları anlamaya çalışmak hayatınızda yapabileceğiniz en meşakkatli iş. Üzer, uzar, kafayı yedirtir. Tavsiye olsun; insanları dinleyin, anlamlandırmak anlık değil zamanın satırlarına serpiştireceğiniz bir durum olsun. Dinlediğiniz her ne kadar bir başkası ise de, anladığınız kendiniz oluyorsunuz, insan ömrü boyunca hep başkalarına anlam yüklemeye çalışır, oysaki ömrümüz özümüzü bulmamız için bizim değil mi? Kaldı ki anladım dediğiniz iki kelamda son bulabilir, bunu unutmayın!

“Neden konuşmuyorsun” diyor insanlar. Konuşmak güzeldir, söz söyleyebilmek konuşmaktan çok farklıdır, eften püften bir durum değildir, muhabbet etmek kalbin kapısını karşındaki insana aralamaktır, samimiyet ve saflık ister, doğruluk ister, en önemlisi güven ister. Kurduğunuz cümleler karşınızdaki insanın kuracağı cümlelerin omzuna rahatça başını dayamak ister. Eğilip bükülmemek ister, kaldı ki çok zordur eğilmemek bükülmemek, şekilden şekle sürülmemek. Dedik ya, insan sizi duyar, dinler belki ama bir nebze anlar, daha çok kendini yorumlar, anlamlandırır sözlerinizde.

Toplumumuzda ne yazık ki şöyle bir durum var; bir insan konuşmuyorsa ondan korkmak gerekir. Buradaki konuşmaktan kasıt, “boş işler peşinde koşmuyorsa” olarak da düşünülebilir. İlla belirlenmiş insan kalıbına sığmalıyız, içinizin nasıl olduğu önemli değil, kılık kıyafetinizle adama benzediyseniz “adam” sayılırsınız. Sözlerinizin çokta önemi yok, zira herkes söyleyebileceğiniz, sunabileceğiniz her fikri yutmuş durumda! “Konuşmuyorsun” da ki merak, “aktarabileceğin bir şey var mı” merakı değil. “Niçin lakırdı yarışında değilsin” merakı! Konuşmuyorsa; Delidir o, deli…

“İnsan” konuşmuyorsa, düşünüyordur aslında. Düşünen bir insana en az konuşan insana duyduğum kadar saygı duyuyorum, hatta saygının bir sınırı varsa o sınırın kapılarına dayanmış zorluyorum.

Düşünen insan kendiyle konuşur, bu demektir ki içindeki “ben” e güvenen, yalanı varsa kendine söyleyen, yalanı varsa kendinde boğan, yalan dünyaya sırtını çeviren bir insan oluşmakta. Düşünüyorsa, konuşuyordur da aynı zamanda. Düşünmek insan kalabilmenin sırrıdır, bunu hepimiz biliriz.

İnsana güvenmek, kendine güvenmeyle başlıyor. Birisine “sahtekâr” diyebiliyorsanız, sahtekâr kelimesinin sizde bir yeri olduğu içindir. Zira kendi iç lügatinde sahtekârlığın yeri ve tanımı olmayan bir insan, bir başkasına nasıl sahtekâr diyebilir. İçimizdeki lügate ne eklemişsek, karşımızdaki insana öyle hitap ederiz, öyle konuşuruz, dünyayı öyle görürüz. İçimizde “güven” varsa, önce kendimize güvendiğimiz içindir. Güvensizlikte öyle değil mi, bunu bilmeseydik, bizde yeri olmasaydı başkalarına da güvensiz olmazdık. Yalan mı?! Evet, sanırım konuyu başına yeniden bağlayabildim.

Şunu da söylemeden geçmeyeyim; düşünen adam insanlık tarihini o kadar etkilemiş ki, heykelini dikmişler. Konuşan adamın adı dahi kalmıyor!

Şimdi deli kim?

  • Yorumlar 6
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40