• BIST 89.113
  • Altın 146,730
  • Dolar 3,6439
  • Euro 3,9308
  • Rize 13 °C
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 14 °C
  • Trabzon 10 °C
  • Samsun 15 °C

Deprem öldürmez

Ali GÜNAY

Görevde iken uhdemde bulunan kamu binası ve çevre düzenlemesi ile ilgili onarım inşaatı esnasında karşılaştığım bir anımı sizinle paylaşmak istiyorum.

Yapılan iş duvar inşaatı. Gerekli ihale işlemleri yapıldı. Kâğıt üzerindeki tüm işlemler bitti. İnşaata başlandı. İnşaat işlerinin yarısında gördüğüm bir eksikliği ve hatayı ilgili taşerona sözlü olarak uyarma gereğini duydum. Sanki ona söylemiyorum. Beni dinlemedi. İnşaatı bırakmasını söyledim. Bırakmadı. Üstlerime bildireceğimi, yazı yazacağımı bildirdim. Elini “Aman… Nereye şikâyet edersen et” anlamında şöyle bir salladı. En yakın üstüme durumu açıkladım. Üstüm gerekli, müdahaleyi yaptı. İnşaat durdu. Ertesi gün baktım inşaat kaldığı yerden devam ediyor. İçimden dedim ki; gerekli uyarıyı yaptılar. Bir baktım telefon çalıyor. İlden beni arıyorlar; “Ali bey! Anlamadığın, teknik olarak bilgi sahibi olmadığın işlere burnunu sokma. Bayındırlığın işine karışma” cevap verme fırsatı vermeden telefon kapandı. Taşeronun uyarılmasını beklerken fırçayı ben yedim. İnşaat da kaldığı yerden aynı şartlarla devam etti. Bitiminde taşeron önüme bir sürü kâğıt ve belge koydu. Onları imzalayacağım, inşaatı teslim alacağım ki parasını alsın. İmzalamadım. İle gitti. Bana teslim edemediği inşaatını onlara teslim edip, parasını aldı.

Türkiye’de işler hep böyle gitti. İşleri sağlam olarak bir kerede yapmak yerine devamlı getirim getirecek fırsat olarak görüldü.

Gelelim başlıktaki konumuza.

Evet, insanları deprem değil bina öldürür.

Toplum olarak bir sürü acı deneyimimiz vardır. Nice deprem felaketlerini anımsamak için çok daha eski tarihlere bakmaya gerek yok. Erzincan, Varto ve 17 Ağustos Düzce depremlerinin acı hatıraları bir enkaz gibi hala ortada duruyor. Ne yazık ki ders almıyoruz.

Biz toplum olarak başımıza gelmeden anlamıyoruz. Kaza yapmadan trafik kurallarına uymayız. Yangın sel gibi afetler gelmeden tedbir almayı bilmeyiz. Deprem olmadan sonuçlarını tahmin etmeyiz. Afet olmadan felaketin derecesini anlamayız. Anlasak da hemen unuturuz.

Bana göre bir toplumun gelişmişlik düzeyi felaketlere karşı aldığı tavır, uğradığı can ve mal kaybı gibi durumlarda çıkış yolunu belirlediği çözümlerle ölçülür.

Deprem enkazlarında bazı binalar un ufak olurken bazılarının çatılarından bir kiremit bile düşmemesi ve dimdik ayakta durabilmesi, 4–5 şiddetindeki depremlerde telafisi mümkün olmayan zararlar, acılar yaşanırken 9 şiddetindeki depremden Japonya’da hiç kimsenin burnu kanamaması düşündürücü değil midir?

Haksızlık da yapmayalım. Bizim bu durumlarda en iyi yaptığımız iş; birlikteliğimiz, yardımlaşmalarımız ve dayanışmamızdır. Felaketlerin sonunda harcadığımız bu enerjiyi; tehlike gelmeden, tedbir alırken ve en başında kullanmayı öğrenebilirsek hayli yol kat etmiş olacağız.

Deprem öldürmez, bina öldürür.

Hatalı yapılaşma, proje ve plansız uygulamalar, eksik malzemeli inşaatlar, jeolojik inceleme ve zemin etüdü yapılmayan arsa, arazilerin üzerine yapılan binalar öldürür.

Tek yapacağımız iş depremle uyumlu, depreme dayanıklı yapılar inşa etmek ve depremle yaşamayı öğrenmektir.

  • Yorumlar 5
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40