• BIST 82.363
  • Altın 147,033
  • Dolar 3,7764
  • Euro 4,0385
  • Rize 5 °C
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 0 °C
  • Trabzon 9 °C
  • Samsun 5 °C

Din üzerine analizler (1)

Osman KAYA
BİR GERÇEKLİK OLGUSU OLARAK DİN
Din en çok tartışılan, üzerinde en çok söz söylenen, en çok düşünülen konulardan biridir.
Din insanların ve toplumların yaşamına yön veren ‘pusula’ niteliğinde konulardan biri.
Dine nasıl bakıyorsanız, hayatınız öyle şekillenecektir.
Dinle ilgili olarak nerede duruyorsanız, hayatınıza da o şekilde yön vermiş olacaksınız.
Sadece herhangi bir dinin yandaşı olduğunuzda değil; karşısında olduğunuzda, hatta ilgisiz olduğunuzu zannettiğinizde bile din ile bir bağ kurmuş olursunuz.
Ateist ve dinsizlik tavrı hem çökmüştür hem de kendi içinde tutarsızdır.
Çökmüştür çünkü bütün bu içeriğiyle devasa bir külliyat olarak karşımızda duran İslamiyet’i reddetmek felsefi olarak mümkün değildir.
Kendi içinde tutarsızdır çünkü dinsizlik iddiasında bulunanlar ‘dinsizlik’ diye iman ettikleri hususlara bir müddet sonra mistifike ederek dinleştirmeye başlarlar. Ve böylece dinden ‘kurtulamazlar’.
Dinsizlik ve ateizm insanlığın felsefi bir ihtiyacı olmaktan çok belli bir coğrafyada yaşayan insanların tarihsel bir kesit içinde yaşadıkları ‘denize düşen yılana sarılır’ misali düştükleri bir süreçtir.
İleride ele alacağımız gibi din bazen sömürü çarkının en önemli enstrümanı olarak işlev görmüş bir olgudur. Bu durumun içinde bulunan bazı bireyler alternatif dinler ve çözümler aramak yerine çözümü (sonradan çok daha çetrefilli sorunlar yaratacak olan) dinsizlikte görmüşlerdir.
Tarih boyunca elbette ki her toplumda kendilerini ‘dinsiz’ olarak nitelendiren insanlar olacaktır. Ama dinsizlik iddiasında bulunan toplumlar daha çok Rönesans sonrası ve sanayi devrimi sonrası Batıda öngörülmüştür.
Ama yukarıda belirttiğimiz gibi gerçekte ne dinsiz ne de ateist yaşamak mümkün değildir.
Dinsizlik ve ateizm, gerçekleşmesi imkânsız bir fantazya olabilir ancak.
İnsan ve toplumların dinsiz olamayacaklarının bazı sebepleri vardır. İnsanların güvenebilecekleri çok güçlü, hiçbir şeyin onu alt edemeyeceği, her şeyden üstün olan bir varlığa ihtiyaçları vardır.
Dinleştirilmiş bilim anlayışı asla bu ihtiyacı karşılayamaz. Çünkü bilim her zaman için evren karşısında küçücük bir nokta olarak kalacaktır.
Bilim 19. ve 20. yüzyıl başlarındaki vaatlerinden artık vazgeçmiş durumdadır. Bilim adamları gittikçe daha fazla mütevazı bir hale geliyorlar. 19. yüzyıl başlarında etkinliğini sürdüren scientizm, ölümsüzlüğü, her şeyi açıklayabilecek teorileri ve yeryüzü cenneti olgusunu savunuyordu.
Bugün ölümsüzlük Sümer ve eski Yunan mitolojilerinde kalmış asılsız bir hayal.
Günümüzde bilim, bırakın her şeyi açıklayabilecek teoriler oluşturma iddiasını, gün geçtikçe bize ne kadar cahil olduğumuzu anlatma misyonunu üstlenmiş gibi gözüküyor.
Yeryüzünü cennete çevirme ya da dinlerin vaadi olan ölüm sonrası cenneti yeryüzünde kurma mitine günümüzde alaycı bir tebessümle bakılıyor. Artık İsmet Özel’in şu sözünü paylaşanların miktarı gittikçe artıyor:
‘Bilim benden aldıklarını geri versin, ben bilimin bana verdiklerini geri vermeye hazırım.’
Ayrıca bilim geliştikçe secular bir paradigma ile (yani, din dışı bir değer sistemi ile) doğaya bakmasına rağmen doğadaki mühendisliği, tasarımsal yapıyı daha fazla ortaya koymakta, bu da ‘yaratıcı’ fikrini daha da güçlendirmektedir.
İnsanların dinsiz olamayacaklarına zemin teşkil edebilecek en önemli unsurlardan biri de ölümdür. Ölüm ötesi yaşama, yani ölümle ölünmeyeceğine imanın vereceği mutluluğu başka hiçbir materyal olgu ya da unsurla elde etmek mümkün değildir.
Ölüm insanı yalnızlaştırır. Çünkü her insan yalnız ölür. Ölüm insanı yalnızlaştırmaya devam ettikçe insanlar dine yönelmeye devam edeceklerdir.
Çağımız insanı yabancılaşmış bir insandır. Yabancılaşma kavramı özellikle Filozof Karl Marks’la çok belirgin bir teorik çerçeve kazanmıştır. İnsanın sahip olduğu her şey kendisini kendisinden uzaklaştırır.
Bazen insan içinde bulunduğu şeyden kopar. Bazen insan kendi ortaya koyduğu şeyin esiri olur.
İşte bütün bunlar yabancılaşma olgusunun göstergeleridir.
Her ne kadar Marks dini de insanı yabancılaştıran olgulardan biri olarak belirtmişse de gerçekte insanın yabancılaşmaya karşı kullanabileceği en etkin silahı hala din olgusudur.
İnsanları dine yönelten unsurlardan biri de yaşamın anlamı sorunudur. Modern zamanların insanı, ‘Yaşam bana neyi anlatır? Niçin yaşıyorum? Nereden gelip nereye gidiyorum?’ sorularına, kendisini ikna edebilecek cevaplar bulamamıştır.
Bir düşünür şöyle der: ‘Eğer yaşam Tanrı tarafından bize verilmiş bir unsur değilse, yaşamak gece ve gündüzün birbirini kovalamasına tanık olmak, siyah ve beyaz farelerin birbirini kovalamasını izlemekten öte hangi anlamı taşır?’
Din bu soruya en tutarlı en deruni cevabı veren bir olgudur.
‘Ondan( Allah’tan) geldik, ona( Allah’a) döneceğiz.’ şeklindeki yol haritasına sahip olan insan, yaşam yolunda kuvvetli bir dayanağa sahip demektir.
Alman Filozofu Friederich Nietczhe, yoksulların korunmasını öneren ahlaki köle ve din ahlakı diye eleştirip faşist bir ahlak teorisi geliştirmiştir.
Nietczhe, doğru teşhis koymuş ama yanlış bir tutum geliştirmiştir.
Gerçekten de ezilen insanlardan yana bir ahlaki temellendirmenin en etkin mihenk taşı din olgusudur.
Ünlü Rus Romancı Dostoyevski ‘Karamazov Kardeşler’ adlı ölümsüz eserinde şunu belirtir: ‘Eğer Tanrı yoksa her şey mubahtır’
Dostoyevski’nin dile getirdiği şeyi pek çok filozof paylaşmaktadır. Felsefi açıdan bakarsak eğer ahlak ilkelerine referans yapabileceğimiz Transandantal (aşkın), Paramaterial (madde ötesi) bir unsurunuz yoksa ne kadar insan varsa o kadar çok doğru olacaktır. Ki bu da kaotik bir ahlak anlayışını beraberinde getirecektir.
Ahlak olgusuna en fazla vurgu yapan din İslam’dır.
‘Ben güzel ahlakı tamamlamak için geldim’
‘Eşlerinizi malı ya da güzelliği için değil, güzel ahlakı için tercih edin’ diyor bu dinin peygamberi.
Önerdiği ahlak ise zulme karşı boynu bükük bir duruş değil, aktif ve muhalif bir duruştur.
Özetle din, insan ve insanlık için bir gerçek ve ihtiyaçtır. İnsan, insan kaldıkça bu olguya duyulan ihtiyaç sürecektir.
Ama bu madalyonun bir yüzü.
Bir de diğer yüzü var.
Olayın bu boyutunu da ‘Bir sömürü aracı olarak din’ konulu gelecek yazımda işleyeceğim.
İyi bayramlar.
  • Yorumlar 7
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40