• BIST 82.363
  • Altın 146,538
  • Dolar 3,7764
  • Euro 4,0385
  • Rize 8 °C
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 0 °C
  • Trabzon 11 °C
  • Samsun 7 °C

DİNE SANSÜR UYGULAYAN ŞEYTANLAR

Seyfullah FIRAT

Dini konularda yazı yazmaya pek cesaret edememem…
Belki şeytana uyup haddimi aşarım diye de korkarım. 
Birileri gibi inanan insanların inanç dünyalarına girerek onlara din pazarlamacılığına soyunamam... 
Değerli okuyucularıma, doğru olmayan bir bidat yüklerim endişesiyle dini konularda yazı yazarken kelimelerimi özenle seçmeye gayret ederim.
Bazı şarlatanların kendilerini din uzmanı olarak gördükleri gibi ben kendimi asla din uzmanı olarak göremem. 
Kendimi din uzmanı olarak göremem ama şükürler olsun ki; neyin şeytanı veya neyin rahmanı olduğunu ayırt edebilecek kadar da bilgim var.
Her inanan insan gibi ben de inanmış ve İslam’ı yaşayan bir ailenin kucağında yetişip şekillendim. Rahmetli babamın yönlendirmeleri sonucu küçük yaşta hafızlık eğitimi almıştım. Maalesef tam hafız olamadan işi yarıda keserek ilkokula gittim ve daha sonra da devlet yatılı okullarından eğitim alarak öğretmenlik mesleğini seçtim.
Meslek hayatım boyunca öğrencilerimin iyi bir insan olarak yetişmeleri için elimden gelen gayretleri sergilemekten bir an için de olsa uzak kalmadım. Birçok öğrencim bugün bu ülkede çok üst düzey görevlerde bulunmaktadırlar. Onlarca savcı, doktor, öğretmen talebem var. İki öğrencim bugün parlamentoda milletvekilidir. Öğrencilerimle bir kaçı hariç her zaman iftihar etmişimdir ve onları tek hayat sermayem olarak görmüşümdür. Öğretmenlik yıllarımda suç olmasına rağmen her çalıştığım köyde cami imamı olan arkadaşlarımızı din derslerine çağırıp öğrencilerime eğitim verdirmeye özel bir önem verirdim. Söz konusu imam arkadaşlarımızın nezaretinde öğrencilerime tahta sıralar üzerinde uygulamalı namaz kılma dersleri verdiğimizi geçen gün Mehmet Çetin adlı öğrencim hatırlattılar bana.

O zamanlar bile Camı ve mescitler dışında din eğitiminin yeterince verilemeyeceğine inanmama rağmen zamanın şartları böylesi bir uygulamaya bizleri mecbur ederdi. Bu bakışımdan dolayı olsa gerek, televizyonlardaki dini sohbetlere de pek rağbet etmem. Camilerde ve mescitlerdeki ortak payda zenginliğini veya frekans benzerliğini buralardaki dini sohbetlerde pek bulamıyorum. Her renkli camda sözde binlerce din uzmanı ahkâm keserler ama hepsi de ben derler. Hiç birisinin bugüne kadar ben deme yerine bizler dediğine bendeniz şahsen pek şahit olamadım. Ortada bir rahatsızlığın olduğuna, dini konular malzeme edilerek bir takım şeytan sofralarının kurulduğuna dair ciddi şüphelerim var.
Söz konusu çevrelerin sözde din alimleri hep ben veya bizimkiler derler. Her nedense her kesimi kucaklayacak şekilde biz diyemezler. Her zümrenin kendilerine oynaması elbette hoş bir şey değildir. Her ne kadar bizler aynı üniversitenin değişik fakülteleriyiz deseler de yinede aralarında hizmet yarışından daha çok alan kapma savaşının olduğunu yaşayarak görüyorum.
Bu çevreler dini kendi tekellerine alarak adeta çıkar metasına dönüştürmekten zerre kadar ürpermezler. Aralarındaki ortak payda eksiklikleri için şeytanca fetvalar üreterek uyanmaya meyleden gönülleri yine din adına kilitlemekten de uzak durmazlar. Nasıl ki her meslekte mesleğin ahlakıyla uyum sağlayamamış ahlaksızlar varsa maalesef dini çevrelerde din adına ahkâm kesen hayâsızlar da vardır.

Ellerinden gelse insanımızın dini öğrenmesine bile müsaade etmeyecekler. Siz Kur-an’dan anlamazsınız söylemlerine sığınarak insanımızın kuranı okumasına ve anlamasına en ağır sansürü asırlardan beri hayâsızca uygularlar. Hâşâ din sadece onlara inmiştir, dini meseleleri yalnız onlar anlarlar veya onlar pazarlayabilirler. Ferdin kendi gayretleriyle yaratanına ulaşma yolları üzerine kimi yerde sözüm ona falan tarikat, kimi yerde de cemaat adı altında bin bir çeşit tuzaklar ve bentler kurarlar.
Son günlerde rahmetli Özal’ın mezarının açılması ve sonrasında basına servis edilen ve tek merkezden organize edildiğine inandığım haberleri medyada görünce emin olun ki ürperdim. En ufak bir fırsatı bile toplumun dini kimyasını bozmak görevlerini ustaca bir şekilde yapan malum çevreler yine tam mesai iş başındaydılar. Ben şahsen rahmetli Cumhurbaşkanımızı siyasete girmeden önce de çok iyi tanırdım. Gerçek bir inanan insandı. Belki de birilerini çokça da aşmıştı ama onun vasıtasıyla İslam’a bidat sokmak için çalışan kötü niyetli çevrelere karşı da onu seven birisi olarak sessiz kalmak doğru olmazdı sanırım.
Adamlar şöyle bir hava pompalamaya çalıştılar. Özal’ın bedeni çürümemişti ve kesin evliya idi. Evliya olabilir ama çürümemiş olmasını malzeme ederek onun değişmez bir adres haline getirilmesi gayretleri insanlarımızı gerçek adresten koparma bağlamında değerlendirmeye alınması gereken bir husustu. 

Firavunun cesedi de çürümemiştir. İnananlar olarak biz şimdi bu ölçüye göre hâşâ Firavuna da evliya mı diyecektik?  Estirilmek istenen havayla yapılmak istenen şey; insanlarımız bir şey talep edeceklerinde talep mercii olan gerçek adresten koparak kenar adreslere gitmesi yanlışıdır. Emin olun ki birkaç aya kalmaz, bu hava sebebiyle çocuk isteyen annelerin, paraya ihtiyacı olan garibanların, çeşitli hastaların durağı merhumun mezarı. Ortaya çıkacak olan bu muhtemel manzara İslam dinine sokulacak olan en büyük hurafelerden yeni bir tanesi daha olacak elbette.
           Bu havayı estirenlere göre kulun derdi olduğu zaman bu âlemde hâşâ Allahın kapısından başka gidebilecekleri değişik kapıların da olduğu inancını insanımıza yüklemektir. İşte bu gayretler asırlardan beri İslam’ın içini boşaltmaya çalışan İslam düşmanlarının perdelenmiş düşmanlığından farklı bir şey değildir.

Söz konusu din tüccarlarına göre, kulun dinini kendisinin öğrenmesinin yolları kapalıdır. Kendileri de insandır ama kendileri hâşâ Allahtan torpilli olduklarından olsa gerek onlar rüyalarında ilham alırlar. Saf Müslümanlar da bu şeytanlara maalesef kanarlar. Hazreti Ömer in hatırasının yanından geçmeyenler Hz. Ömer’i rüyasında gördüğü yalanını korkusuzca söylerler. Bazıları da rüyasında gördükleri şeytanı Cebrail zannederler.

Meseleyi şu noktaya getirmek isterim. Yüce Allah peygamberler ve onların varisleri olan gerçek alimlerden başka hiçbir kimseye dinde bozulma ve yozlaşmaları düzeltme görevi vermemiştir. Yüce Allah dini koruyun derken dini yaşayarak yaşatın demektedir. Dinin hiçbir kimsenin koruyuculuğuna veya yeniden keşfedilmesine ihtiyacı yoktur. Bizim onu keşfetmemize ve bizim onunla kurtulmaya ihtiyacımız vardır.

Her insan dinini öğrenmek ve yaşamak zorundadır. Öğrenmek için kaynaklar bellidir. Kuran, sünnet ortada dipdiri dururken hiçbir şarlatanın şeytanı rüyalarına şahsen benim ihtiyacım yoktur. Nasıl ki herkes atom âlimi olamayacağına göre herkesin de din uzmanı olması kolay değildir. O zaman, kul nasiplendiğince dinini yaşar ve bilip de yapamadıklarının hesabını da yalnız Allaha verir. Bu dünya da hâşâ Allah adına din ölçümü yapan şeytan kırıntılarından Allaha sığınırım.

Kendisini din uzmanı ilan eden zavallıların bilmesi gereken ilk mesele uzman olanlar uzman olmayanlara çalım satmazlar terbiyesidir. Gerçek uzman sade ve oldukça mütevazı olurlar. Hiçbir sözde din uzmanının başkalarına siz kendi başınıza dininizi öğrenemezsiniz telkininde bulunmaya hakkı yoktur.

Daha fazla ileri gitmeden ve şeytanların tuzağına düşmeden sözümü tamamlamak isterken diyorum ki; yüce dinimize sansür uygulama hakkını kendilerinde görenler, dini yalnız biz biliriz ve biz pazarlarız diyen çağımızın deccallarından uzak durunuz. Unutmayın ki deccal yezitten çok daha tehlikelidir. Çünkü bir fitne milyonlarca yezit peyda edebilir. Allah cümlemize gönül aydınlığı nasıp etsin dua ve niyazlarımla hoşça ve Türkçe kalın diyorum aziz okuyucularım.

  • Yorumlar 8
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40