• BIST 97.533
  • Altın 145,969
  • Dolar 3,5805
  • Euro 3,9998
  • Rize 17 °C
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 13 °C
  • Trabzon 17 °C
  • Samsun 19 °C

Düşünüş tarzları arasında bilimsel düşünce ve önemi

Osman KAYA

‘’Akla mağrur olma Eflatun-i vakt olsan eğer
Bir edib-i kamili gördükte tıfl-ı mektep ol’’
NEFİ

İnsanın sahip olduğu pek çok şey vardır… Bunların her biri paha biçilmez değerdedir. Örneğin duyu organlarımız, sistemlerimiz, baştan sona bütün vücudumuz, sonra ailemiz, doğa, yiyecek ve içeceklerimiz, her biri bizim için çok üst düzey anlam taşır ve önemlidir. Ama bunlar arasında özellikle biri son derece önemlidir.. Tahmin edebileceğimiz gibi bu unsur ‘’ AKIL’’dır. Akıl, insanın sahip olduğu en yüksek değerdir. Çünkü başka bütün değerler buna dayanır. Eğer akıl yoksa diğer değerlerin çok fazla anlamı kalmaz. Bu tıpkı şuna benzer:
Siz çok üstün teknolojili bir bilgisayar alabilirsiniz. Ama bu bilgisayarı kullanacak hiç kimse yok.Bu durumda o üstün donanımlı bilgisayarla , boş bir zeytinyağı tenekesi arasında hiçbir fark kalmaz.

İşte vücudumuzu ‘’ boş zeytinyağı tenekesi’’ olmaktan kurtaran şey aklımız ve düşünebilme gücümüzdür.

Yalın ve basit düzeyde akıl, insanların dışındaki canlılar aleminde de mevcuttur.
Mesela, köpekler, fareler, tilkiler, filler, balinalar, yunus balıkları, kargalar, şempanzeler ve ayılarda zeka vardır.Çok düşük düzeyde de olsa akletme mekanizması vardır.
Fakat bu sadece kendi yaşamlarını biyolojik düzeyde sürdürmeye yarayacak niteliktedir.
Eski Yunan Filozofu Aristoteles e göre iki tür akıl vardır:
PASİF AKI-, AKTİF AKIL…
Pasif akıl duyuları saptayarak bilgilerimizin içeriğini, malzemesini sağlar… Aktif akıl ise pasif aklın sağladığı duyuları işleyerek, biçimlendirerek doğru bilgiye ulaşır.
Pasif akıl denen şey işte insanın dışındaki varlıklarda da var olan akıl türüdür.
(mesela bir ineğin önüne taze ve eski otlardan oluşan iki bağ ot koysak inek taze olanın hangisi olduğunu seçer ve onu yer… İşte Aristoteles e göre ineklerde taze otu eski ottan ayırabilmeyi sağlayan mekanizma pasif akıldır.)

Dolayısıyla gerçekten ‘’ akıl’’ dediğimiz şey sadece insanlarda mevcuttur.
Akıl beraberinde düşünebilme gücünü getirir. Düşünme tek kimlikli, tek boyutlu bir şey değildir. Tek bir düşünme tarzı toktur. Çok sayıda düşünme biçimi vardır.
Düşünme biçimlerinin doğru olması, insan için hayati önem taşır.
Yani aklın kendisi bazen en büyük imkân, en büyük değer iken , ( yanlış kullanılması halinde )bazen en büyük zarar kaynağı haline gelebilmektedir.
O halde aklın kendisi kadar onu doğru kullanmak ta önemlidir.
Fransız filozofu Descartes ( Düşünüyorum, o halde varım)derken kastettiği unsurlardan biri de budur. Düşünmek hem varoluşun temel taşıdır, hemde var kalmanın.
Ama aklı doğru kullanma şartıyla..
Peki, nedir doğru düşünme? Nasıl düşünüldüğünde doğru düşünülmüş olur?
Bana göre doğru düşünce, insanı tüm evrenlerde mutlu edecek ve ileriye götürecek bit tavra katkıda bulunacak düşüncedir.
Bu bazen oldukça zordur. Çünkü evrenler bazen mutluluk kriterleri açısından paradoksal bir durum içerebiliyorlar. Yani demek istediğimiz şudur:
İnsan öyle davranmalı ki hem biyolojik yaşam evreninde hemde metafizik yaşam evreninde mutlu olacak bir tutumun içinde olmalıdır.
İşte doğru düşünce bizi bu tutuma yönlendiren düşüncedir ama bu her zaman için mümkün olmuyor. Çünkü bazen biyo yaşamın gerekleri ile meta yaşamın gerekleri çatışabiliyor.
Doğru düşünmenin en temel yolu bilimsel düşünebilmektir.
Çünkü bilim, ( bütün eksiklik, yanlışlık ve yanlılıklarına rağmen)hala daha gerçekleri kavrayabilmemizin en ikna edici yoludur. Örneğin doktorlarda hata yapar. Ama tüm hatalarına rağmen hastalıkların teşhisinde doktorlardan daha güvenli bir yol var mıdır? Elbette ki yoktur. Mühendislerde hata yapar. Ama bir binanın projesini mühendislerden daha güvenli çizebilecek başka birileri var mıdır ki?
Bilimi anlamaya çalışırken bilimle şarlatanlığı birbirinden ayırmak gerekir. Bilimi şarlatanlıklardan ayıran en önemli iki kriter, SINANABİLİRLİK VE MANTIKSAL AÇIDAN HİÇBİR BOŞLUK BIRAKMAMACASINA KANITLANABİLİRLİKTİR.
Bilimsel düşünce ezber konuşmaya, sloganlara karşıdır. Ezber yerine anlamayı esas alır. Çünkü evrendeki her şeyde, ezbere dayalı değil, anlamaya dayalı bir bağlantı vardır. İşte anlamak evrendeki bu bağlantılı yapıyı çözmektir.
Bilim bir aştır. Aşkların en güzellerinden biridir bilim aşkı. Biz, sahip olduğumuz pek çok şeyi bilime borçluyuz. Özellikle bildiklerimizi…
Düşünelim… Bizi biz yapan beynimiz…
1400-1500 gram ağırlığındadır… Günde ortalama 100-120 gram şeker ve kanımızın % 20 oksijeniyle beslenip 24 saatlik faaliyetini hiç durmadan sürdürür… Her insan beyninde 10 ile 120 mikron büyüklüğünde çeşitli şekil ve görevi olan 100 milyar nöron vardır.
Ve, 1 trilyon civarında Nöroglia isimli hücreler bulunmaktadır. Bu hücreler incecik ağlarla birbirlerine bağlıdırlar ve işlevleri çok boyutludur. Beynimizi ne kadar kullanırsak kullanalım o kadar fazla yeni bağlantılar oluşmaktadır. Bu olay her yaştan insanlarda gerçekleşmektedir.1 trilyon nüfuslu muazzam bir beyin parlamentosundaki hücreler ve hücre gurupları neredeyse ışık hızında birbirleriyle nasıl görüşüp anlaşıyorlar, nasıl kesin kararlar alabiliyorlar, çoğunluk nasıl kazanılabiliyor? Henüz somut olarak belirlenebilmiş değil. İnsan beyni yanlış bir yaklaşımla bilgisayara benzetiliyor. Bilgisayarlar ikili sayı sistemi ile çalışırken her nöronun 10-15 bin bağ aracılığıyla çok boyutlu çalışabildiği düşünüldüğünde karşımıza aklın alamayacağı, sonsuz bir hesap çıkmaktadır.
Bu hesap dışında bir de doğada var olan, henüz açıklanmayan bir mantık vardır.
İşte bu enteresan bilgileri ve bundan sonraki elde edilecek bilgileri bize verecek olan, bilimdir
Bilimin iki işlevi vardır:
1-Bilinmeyeni bilinir kılmak
2- Yaşamımızdaki sorunları çözüp, yaşamsal süreçleri her zaman için daha yaşanabilir bir hale getirmek.
Bilimi diğer bilgi türlerinden ayıran en önemli özelliklerden bir de şudur:
‘’ Bilim yalnız NEYİ BİLMEDİĞİMİZİ değil, NEYİ BİLEMEYECEĞİMİZİ de bilmektir.’’
Bu da ‘’ ehl-i imi gayet edeb-i erkân ehli yapan sihirli bir akidedir.’’
Bilimsel düşüncenin en temel ilkelerinden biri de ,

‘’Bir şeyi apaçık olarak kanıtlamadan onu asla yanlış ya da doğru olarak kabul etmemektir’’
Bu ilke sayesinde bilimsel kafa yapısına sahip olan biri asla hurafe batağının içine girmez.. Elbette bilimde bilimsel düşünen de yanılabilir…Zaten bilim tarihi birazda yanılgılar tarihidir.. Ama her şeye rağmen bilimsel düşünce sayesinde düşe kalka ama daima daha ileriye yürümesini biliriz…
Bilim ve bilimsel düşünce karanlık bir dünyanın ufkunda yanan uzaklardaki bir mum ışığıdır.
Bilimsel düşünmenin olmazsa olmazı kabul edilen temel önermeler ise şunlardır:
‘’* bir dış dünya vardır.
• İnsan dış dünya hakkında nesnesine uygun metodoloji geliştirdikten sonra bilgi edinebilir.
• Bilimsel çalışmalar yapılırken her bilimin kendine has metodolojisine dayalı KANITLAMA yı asla elden bırakmamak lazımdır.
• Bilimsel çalışmadan önce, bilimsel çalışma süreci içinde ve bilimsel çalışma sürecinin sonunda her aşamada mantığın rehberliğini ve mantıksal düşünme biçimleri olan TÜMEVARIM, TÜMDEN GELİM, ANALOJİ vb türdeki düşünme biçimlerini asla elden bırakmamak lazımdır.
• Bilimsel bilgi tek başına hükümranlık süren bir alan değildir. Bu bilginin işlevsel olabilmesi için mutlaka diğer bilgi türleriyle tamamlanmalıdır.
• Bilim daima tartışmaya ve eleştiriye açıktır… En kesin olarak kanıtlandığı ileri sürülen bilgi bile onu eleştiriden muaf bir hale getirmez.
• Her türlü on yargıyı, taraflılığı bilimsel çalışmanın dışında tutmak(bu noktada Luis Pasteur un şu sözü anlamlıdır:’’ Ben her türlü bilimsel çalışmaya başlamadan önce tüm inanç ve önyargılarımı elbisemi askıya asar gibi bir kenara bırakır ve öylece çalışmaya başlarım’’
• Bilim ahlakına sahip olmak..

Bilimsel çalışmalarda bütün faaliyetler iki ana başlık altında toplanır:
• Betimleme: Burada bir olgunun oluş şekli açıklanır.
• Açıklama: Burada ise bir olgunun oluş nedeni ortaya konulur.

Bilimsel çalışmanın basamaklarını ise şöyle sıralayabilmemiz mümkündür:
1- Araştırılacak konunun tespiti
2- Daha önce yapılan çalışmaların gözden geçirilmesi
3- Her bilimin kendine özgü metodolojisinde 1. Basamak çalışma
4- Varsayım(hipotez)
5- Ortaya konulan varsayımın rapor halinde ortaya konulması- eleştiriler ve değerlendirmeler
6- Her bilimin kendine özgü metodolojisinde 2. Basamak çalışma
7- Kuram(teori)
8- Teorinin gözden geçirilmesi, eleştirel kontrol
9- (Tüm eleştirilerin cevaplanması ve kanıtlamanın ortaya konulması anlamında )yasa
10- Yasalardan yola çıkarak, determinizm ilkesi doğrultusunda öngörü

Bilimsel düşünce yoluyla sadece bu günü anlamakla yetinmeyiz, bir de geleceği tahmin edebilme olanağımız da mevcut olacaktır. Bunun en önemli nedeni evrende var olan(determinizm) ilkesidir.(Burada yazıyı uzatmak istemiyorum, belki gelecek yazılarımızda değinme olanağı bulabiliriz, evrende indeterminizmin egemen olduğunu savunan görüşler de vardır.)
İnsanoğlunun geçmişten bu güne ve bu günden yarına seyahat ettiği bu evrende elinde bilim ve felsefeden başka bir ışığı yoktur.
Bu bağlamda, Hz Peygamberin,
‘’ Kıyamet gününde alimlerin mürekkebi, şehitlerin kanından daha ağırdır’’
Hadisi Ve Mustafa Kemal in,
‘’ Hayatta en hakiki mürşit ilimdir fendir.’’
Vecizesi, ne kadar anlamlı durmaktadır.

  • Yorumlar 3
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40