• BIST 89.843
  • Altın 145,566
  • Dolar 3,5962
  • Euro 3,9115
  • Rize 11 °C
  • İstanbul 9 °C
  • Ankara 7 °C
  • Trabzon 9 °C
  • Samsun 8 °C

EĞİTİM–3

Ali GÜNAY

Önyargı: Yani peşin hüküm, karşımızdakine olan olumsuz bakış açımız. Öyle olduğunu sandığımız ama aslında bulunmayan.
Önyargılar yüzünden kendimizi başkalarının açtığı savaşın içinde bulur, dostlarımızı düşman haline getirebiliriz. Sonunda yine biz yenik düşeriz.
Önyargı tavrı, kabalık tavrıdır. Ne akıl, ne de incelik vardır.
Farkında olmayı engeller.
Farkına vararak yaşamak bazılarına zor gelebilir.
Çünkü farkına varmak; üstünde durmayı, incelemeyi, araştırmayı gerektiriyor.
Kısaca, çaba gerektirir.
Önyargılarımız; kendimize olan güvensizlik, kibrimiz, başkalarını hor görme anlayışımız ve diğer olumsuz nefsi duygularımızdan beslenir.

* * *

Sosyal hayatta birçok önyargı örnekleri vardır:
Bunlar içinde en büyük payı öğretmenler alıyor.
“Öğretmen ne yapıyor ki…? Yat kalk günde 5 saat okut, yılda 3 ay tatil yap, gel aybaşında maaşını al. Sallabaşını al maaşını” gibi sözler duyarız. Öğretmenin okul dışında da çalıştığını, bir saatlik ders için en az iki saat hazırlık yapması gerektiği, öğretmen için mesai saati diye bir mefhumun olmadığı ve günün yorgunluğunu atmak için beyince zinde olması gerektiğini bilmez. En önemlisi de öğretmenin omzundaki o gözükmeyen sorumluluk yükünden haberdar değil.

Ana babasına göre çocuğunu, çocuğuna göre ana babasını değerlendiren sosyal içerikli toplumsal önyargılar da var.

Önceki yazılarımdan birinde bir yorum aldım. “Hocam eğitim adına çok güzel kaliteli şeyler yazıyorsunuz. Katılmamak elde değil. Zevkle yazılarını takıp ediyorum. Ama bu sefer siyasi bir yazı yazdınız. Size yakıştıramadım. Artık yazılarını okumayacağım.” diyerek aslında katılıp zevkle okuduğu eğitim konulu yazılarımı önyargıya kurban ettiğini ilan etmiş oldu.
Ön yargısı kendisini ne hale getirdi.
Okumaktan bile korkar hale geldi.
Önyargı bu kadar etkilidir.
“Demokrat ve solcu mudur; namaz kılmaz, oruç tutmaz, kurban kesmez, camiye gitmez ve Kuran okumaz.
Sağcı ve dindar mıdır; dincidir, laikliğe karşıdır. Tarihe mal olmuş şahsiyetleri sevmez, Atatürkçü değildir.”…v.b gibi.
Bir bakıyorsun arkadaşına; “sen geçmişte sağcı veya solcu idin, şimdi tam tersi; dönek misin?” türü yaklaşımlarla karşılaşırız. Peki ama kişi geçmişte bir görüşü savunuyordu diye fikrini değiştirme, kendini geliştirme gibi bir hakkı yok mu? Hep statik mi olacak?
Ya da ikisi arasında ılımlı, olumlu ve hep diyalogdan yanasın diye ”Aaaa.., Kişiliği daha oturmadı. Yönünü bulamadı” türü sözler de duyarız. Sanki kişiliğin ölçütü bu siyası saplantılardır. Kişiliğin psikolojik biliminin konusu değil de politikanın bir terimidir.
İşte böyle bir sürü politik önyargılar da vardır.
Bu memlekette, ne zaman profesörü, doktoru, mühendisi, öğretmeni, öğretim görevlisi, polisi, askeri, memuru ve diğer aydınlar aktif siyaset yaparsa” o zaman demokrasinin kalitesi artar.
Siyaset ya da politika yapmamak toplumsal sorumluluk almamak demektir.
Demokrasinin önündeki yasaklar bir an evvel kalkmalı, herkes siyaset yapabilmelidir.
Önemli olan bireyin topluma ne kattığıdır. Hizmetidir. Bizler önceliği buna vermemiz lazım.
Yoksa kim daha demokrat, ne kadar laik, ne kadar dindar, ne kadar milliyetçi ve ne kadar vatansever şeklinde kişilik ölçer terimlerle insanları derecelendirme lüksümüz yoktur. Dün “şucu” idin bugün” bucu” gibi insanları ayıramayız. İçte ve dışta bunca düşmanı olan aziz vatanımıza bu kadarı da fazladır. Aynı geminin içindeyiz. Geminin daha fazla su almasını önlemeliyiz.
İnsanları bilmeden, araştırmadan ve incelemeden yargılayan ön yargılara adeta esir oluyoruz.
Hepimiz biliyoruz ki bazı değerler insanın kendi içindedir.
Özgündür.
Siyaset başka, değerlere saygı başkadır.
İbadet ulvidir. Kişinin kendisi ile Allah arasındaki bir meseledir.
İbadetler de gizlidir. Alenen ve gösterişle yapılması; örnek olmak veya öğretmek amacı taşımıyorsa, şirktir.
Kişi demokrat, laik veya solcudur diye onun dinini yaşama, sağcı ve dindarsa Atatürk ve ulusal kahramanlarımızı sevme ve laik olmak gibi bir hakkı yok mudur?
Bizi biz yapan, milli birliğimizin çimentosu maddi ve manevi değerlerimiz hiçbir kesim ve kitlenin tekelinde değildir.
Bu değerler her türlü… loji ve… izmlerin üstündedir. İdeolojilerin dışında, ulvi ve kutsaldırlar.

* * *

Önyargılar gözlerimizi kör etmiştir. Gerçekleri göremez hale gelmişiz. Gerçekler belki de hiç sandığımız gibi değildir.
Kişileri ve olayları tarafsız bir gözle izlemek, neticelere ulaşmak için beklemeyi bilmek, insan olmanın değerine daha yakışır bir tavırdır. Araştırmanın, incelemenin, sormanın, sorgulamanın, dinlemenin belli bir çaba gerektirdiği muhakkaktır.
Biz insan olarak bu çabayı göstermekten kaçınamayız.
Bir iki olayın etkileri ne kadar büyük olursa olsun, hayatımızı şekillendirmesine, bizi hayatımız boyunca yönetmesine izin vermemeliyiz.
Önyargılardan uzak olmalı, her zaman duygudaşlık davranışı sergilemeliyiz.
Çünkü önyargılar özgür düşünmeyi önler.
İnsan ve toplum gelişimini engeller.
Atomu bulan bilim adamının; “önyargıları yıkmak, atomu parçalamaktan zordur” deyişi boşuna değildir.
Gerek sözlü ve gerekse yazılı olarak, düşüncelerimizi ifade ederken önyargısız doğru olanı savunmalıyız.
Çünkü insanı yine kendi doğruları kurtarır.
Amacımız; “yazarın çekinmeden yazdığı, politikacının korkmadan konuştuğu bir Türkiye yaratmak” olmalı.

  • Yorumlar 7
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40