• BIST 106.116
  • Altın 146,769
  • Dolar 3,5271
  • Euro 4,1394
  • Rize 29 °C
  • İstanbul 27 °C
  • Ankara 24 °C
  • Trabzon 28 °C
  • Samsun 29 °C

EĞİTİMDE MÜFREDAT; AMA NASIL?

D. Ali TAŞÇI

 

 

 Türk eğitim sisteminin büyük sorunları vardır. Elbette eğitim sorunsuz olmaz; fakat sorunlara zamanında ve bilinçli bir şekilde el atılamazsa, heba olup giden kavun-karpuz değil, nesillerdir.


Eğitim ciddi bir iştir. Belki de hayatın en ciddi işidir. O nedenle onun üzerinde düşünmek ve yeni yeni çözümler üretmek durumundayız; çünkü ülkelerin ve insanlığın geleceği ona bağlıdır.


Eğitim, sadece devletin resmi politikalarıyla da olacak bir şey değildir. Çağımızda artık ülkelerin, yalnızca kendi sorunları da değildir; bütün dünyayı ve insanlığı ilgilendirmektedir.


Öyleyse hepimiz bu sorunu derinden düşünmek durumundayız. Eğitimin temelinde “insan” vardır. İnsanı tanımayan, onun duygularını bilmeyen; insanî boyutun hiçbirinden haberi olmayan anlayışlar eğitimi yönlendirirse, dünya kaosa sürüklenebilir.


Uzun tecrübelerimle bir şeye tanıklığım vardır: Sınıfta ilgisi dağılan, hatta sınıftan kopan çocuklara, hangi kültürden ve inanıştan gelirse gelsin, onların özlerini hatırlatan, metafiziksel ürpertiler taşıyan cümleler, sözler söylendiğinde, kaval sesini duyan koyunlar gibi, suyun başına doğru yol almaya başlıyorlar. Zorla kitap okutamadığımız çocuklar, masaların altında gizli gizli “Harry Potter” ve benzeri kitaplar okuyorlarsa, bunun nedenlerini bilmemiz gerekmez mi?


Bir eğitim sistemi çocuğun ruhuna hitap etmiyorsa, orda çocuk masala yönelir; bu bir kaçıştır ve fakat kaçarken de masala sığınmaktır. Metafiziksel ürpertinin olmadığı yerde, masalın muhayyilesi kuşatıcı rol alır. Demek ki çocuklarımıza gerçek mânada metafiziksel ürperti verilememişse, onların sığınacak olduğu yer, masallardır. İnternet ortamını da masal gibi düşünebiliriz; çünkü orada da hayaller kanatlanıyor, kendi yalnızlığımız içerisinde gerçek dünyadan uzaklaşıyoruz.

 

Bütün bunların yanında asıl çocuklarımıza verecek olduğumuz en önemli, hatta hayati davranış biçimi özgüvendir.  Cumhurbaşkanımız, Antalya’da düzenlenen 19. Eğitim Şurası’ndaki konuşmasında şu can alıcı konuyu gündeme getirdi:

“ Biz, “biz” olduğumuz zaman, göreceksiniz, takip etmekten taklit etmekten çıkacak, öncü, lider, takip edilen bir ülke olacağız. Bu ülkenin cumhurbaşkanı olarak en büyük arzum, inanın bu milletin evlatlarının özgüvenli olmasıdır.”

 

Bir de Dr. Rıza Nur’un hatıralarına bakalım: (İttihad Terakki’nin at koşturduğu, örgütlendiği ve Osmanlı’nın mezarının hazırlandığı Askeri Tıbbiye’de neler oluyor?)

 

“ Talebelerden kimi “mektebin üstüne İngiliz bayrağı çekelim.” böyle türlü şeyler diyor, bağırıyorlardı. Zihniyetimiz ne yanlıştı. Ne cahildik. İngiliz hürriyet hamisi (koruyucusu), zalimleri kahreder, milletlere hürriyet verir zannederdik. İngiliz bayrağı çekersek, İngiliz gelip Abdülhamid’i indirir, Türklere hürriyet verir, fikrinde idik. Bu zan bizde değil, bütün millette, hattâ bütün dünyada vardır. Harbi umumi ile bu fikir bitti.” (Dr. Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım, 1. Cilt, s. 111)


Bir de günümüzde “bilgi kirlenmesi” var desek abartmış olmayız. Çocuklarımız bizden daha çok şey biliyorlar. Özellikle teknolojik dünyayı onlar daha yakından izliyor. “Yavrum şu telefonu, şu bilgisayarı bir hallet!” diyen ebeveyn ve öğretmenler az değildir. Bu durumda çocuklarımızın bilgiyi kullanma becerilerini geliştirmek zorundayız. Bunun için de onların fıtratlarına eğilmeliyiz. Fıtrat denilince, bunun irfani boyutu ele alınmamışsa, fıtratı bozmaktan başka bir işe yaramayacaktır. İrfan, undan, yağdan, şeker, tuz vs.den dengeli bir karışımla baklava yapmaktır. Bunu da iyi bir aşçı yapar, yani öğretmen.

 

Öğretmenlerimizin gündeminde “fıtrat” diye bir kavram yoksa, onların önüne böyle bir kavram konulmamışsa, kimi, nerede, niçin eğitmiş olacağız veya bütün bunların adına eğitim demek doğru olur mu? Adana’da çay yetiştirirsiniz!..


Bugün bir market kültürü ile karşı karşıyayız: Üreten değil, tüketen. Bunu da “çoktan seçmeli test”ler körüklemektedir. Test üretici bilgi olmadığından eğitim değildir. Test, çocuğu tüketen -adeta- bir mikrop gibidir. Neden?


Siz şimdiye kadar, yıllar önce gördüğü testlere bakıp duygulanan bir çocuk gördünüz mü? Ama uzun seneler sonra, yazmış olduğu bir günlüğe bakıp içi sızlayan veya öğretmeninin anlattığı bir olayı muhayyilesinde unutamayan insanlar çoktur. Çünkü testin duygusal (bilimsel de) bir yönü yoktur. Eğitimde duygu yoksa, orada zihniyet oluşmaz. Zihniyetin oluşmadığı yerde de eğitim gerçekleşmiş olmaz; eğitimin gerçekleşmediği diyarlarda da medeniyet kurulmaz.


Sadece zihni oluşturan (o da tartışılır), teknolojik gelişmeleri öne çıkarıp, zihniyeti oluşturacak olan sosyal bilimleri göz ardı ederseniz, ya da kendi medeniyet kodlarınız doğrultusunda değil de, bunun tam tersi, yalan-dolanla bir sosyal bilim oluşturursanız, bir gün bumerang gibi geri döner ve alnınızın tam ortasına çarpar! Köksüz çocuklar yetiştirirsiniz; en hafif bir rüzgârla göçüp giderler. Taklitçi, özgüvenden yoksun nesiller yığın olmaktan kurtulamazlar. Yığın; yani maruz kalan; etkileyen değil, etkilenen.


Bir araştırmada okumuştum; lise müfredatını kapsayan tüm kitaplar, yedi yüz elli kelimeyle yazılmış! Bu bir faciadır! Yedi yüz elli kelimeyle gençlik eğitilmez! Sanki üniversitelerimiz bundan farklı mıdır?


Köklü ve yeni bir müfredata ihtiyacımız vardır; fakat benim söylemek istediğim, bu müfredatın içini neyle dolduracağınızdır? Yine “klasikler”dir diye bu milletin manevi değerlerine saldıran (mesela imam tiplemeleri) eserler (romanlar, hikâyeler, şiirler) metin olarak okutulacaksa, sonuç değişmeyecektir.


Sefiller’deki “papaz” tiplemesi birçok Türk gencini Hıristiyan yapmış. “Batı klasikleri”dir diye hararetle okuttuğumuz kitaplar yerine; Mevlânalarımıza, Gazalilerimize, Yunuslarımıza, Sadilerimize... derinlemesine yer verilmeyecekse, ne değişecek? Amerika’da Mesnevi en çok satan kitaptır diye övünürken, Allah aşkına söyler misiniz, hangi okulumuzda Mesnevi okutuluyor, tanıtılıyor? Görünen odur ki, önümüzdeki zamanlar, metafiziksel açılımı olan eserlerin öne çıktığı zamanlar olacaktır, dünyada. Ülke olarak şimdiden buna hazırlıklı olmak zorundayız.


Market kültürüne devam edelim, tüketelim! Üç beş kelimeye ve argoya teslim olan kolaycı, bedavacı bir gençlik var elimizde! Hepimize, ama hepimize büyük görevler düşmektedir.

 

Türkiye’nin her sahada yaptığı değişim ve gelişimi, mutlaka Milli Eğitim’de de yapması kaçınılmazdır. Aksi takdirde yapılan her yenilik, sonunda enkaza dönüşür; çünkü eğitilmemiş insanların elindeki teknoloji en korkunç silahtır ve öldürücüdür.

 

19. Eğitim Şurası’nın hayırlara vesile olmasını diliyorum.

  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40