• BIST 82.300
  • Altın 148,344
  • Dolar 3,8298
  • Euro 4,0711
  • Rize 1 °C
  • İstanbul 4 °C
  • Ankara 0 °C
  • Trabzon 7 °C
  • Samsun 5 °C

ESKİLERİ ÖZLEMEK

Bilge FIRAT

Gözlerimi açtığım zamanlar her yer yeşildi, yemyeşil…
“Çimlere basmayınız” uyarıları içerisinde büyümemiştik hiç birimiz. Çünkü çimlerden kaçabilecek alanlarımız yoktu, her yer yeşildi, yemyeşildi… Gözlerimiz yeşildi, saçlarımız yeşil, baktığımız deniz bile yeşile çalardı mavisini. Takalar dahi yeşildi, belki de maviydiler ama biz yeşil görürdük her bir şeyi. Her gün yeni bir şeyler yeşerirdi içimizde, adı umuttu, rengi yeşile çalardı, diğer birçok şey gibi.

Şimdilerde herkes ayrı renkler seçmiş kendisine, galiba büyüdük. Farklı renklerin de var olduğunu gördük.

Binalar diktik o çok sevdiğimiz yeşilin tam ortasına, kalbini kanata kanata diktik kiremit rengi evleri. Yetinmedik asfalt yollar döktük, kıyılarına inceden inceye taşlarla sınır çizdiğimiz patikaların yerine. Şimdi toprağın kokusunu duya duya yürümek zor, belki yağmur yağarsa ve biraz da esinti olursa gelir dokunur o mis koku koklama duyumuza. Patikaları da kaybettik, sonrasında o güzelim toprak rengini, maviyi, sarıyı, kırmızıyı…

Ellerimiz cebimizde yürürdük her birimiz, en sağanak yağmurlarda dahi en azından birkaç dakika ıslanmayı seçerdik kendimize. Allah’ın rahmetiydi, kaçılmazdı ve bizler yağmurun çocuklarıydık; ıslanmaktan zevk alırdık. Şimdi, yaşlanmaktan mıdır bilemem, ya da zamana ayak uydurup çeşitli hastalıkları barındırdığımızdan mıdır, korkar olduk ıslanmaktan. Yağmur da yağsın istemiyoruz artık. Yağsa da yağmasa da ellerimizi cebimizden çıkaralı, dolaşmayı bırakalı bir hayli zaman geçmiş…

Düşenin elinden tutup kaldırılırdı o yıllar, şimdi üzerine basıp geçiyor insanlar. Daha yükseğe çıkmak için bedenleri basamak yapanlar, canları acıta acıta kendine meydan açanlar var. Oysa küçücük alanlarda kocaman kalabalıklar yaşatırdı ninelerimiz, mum ışıklarında birbirinin gözlerine baka baka konuşulurdu her şey. Eksik kalmazdı hiç bir şey, hep tamamdı, tastamam. Yalancının mumu ancak yatsıya kadar tüterdi. Devir değişmiş, mumlar çoktan atılmış kıyıya köşeye. Elektriğe bağlanmış lambalar, önlemini alıp jeneratör taktıranlar dahi var.

Ne yazık, herkes kendine saygı istiyor. Oysa ninenin torununa, torunun ninesine saygısı vardı o zamanlar. Şimdi yaşatılan o duygu her neyse, saygı denilemeyeceği kesin ama ona yakın bir şey var ortalıklarda dolanan ve 7den 70e herkes en büyük payı istiyor kendine. Hak etmediğini bile bile…

Kış geceleri “kar anası” hikâyeleriyle uyur kalırdık bir yerlerde, ya bir koltuk üzerinde, ya küçük bir yer minderinde yahut anamızın dizlerinin dibinde… Üşürdük kızgın kuzinelerin yanında. Üşürdük, çünkü korkardık kar anası denilen o hayalden. Şimdi gülüyoruz o yıllara, ama yine de korkuyoruz kötülüğün geleceği yollardan, insanlardan, kar gibi masum görünüp çığların altında benliğimizi almak isteyen canavarlardan.

Renkler değişti işte, kalmadı o eski yeşiller, pembeler, maviler… Gözümüzün zevkine bile bir GDO eklemişler.

“Abartısız yaşıyoruz” derken, en abartılı lafımızı ediyoruz bilmeden. Abartmamaya çalışın, sevgiyi, öfkeyi, hüznü, bilginizi, bilmişliğinizi…

Her şeyi göremezsiniz,
Her şeyi duyamazsınız,
Her şeyi bilemezsiniz,

Gördüğünüz kadar görmüşsünüzdür, duyduğunuz kadar duymuş, öğrendiğiniz kadar da bilmişsinizdir. Bu kadar görmek, duymak, bilmek de şımartmasın sizleri. Biliriz ki renkler dahi bildiğinizden hep biraz fazladır, yine de hepsi siyahta toplanır. İstediğiniz kadar benim rengim mavidir deyin, kendinize sahip çıkmazsanız gideceğiniz yer siyahtır, tıpkı sizden önce siyaha karışmış olan kırmızı gibi, sarı gibi…

Galiba büyüdük, küçük kalmışlığımız içerisinde ufacık devlere dönüştük. Siyaha yürüyen bu renk cümbüşünde, gökkuşağı kadar erişilmez renklerin var olduğunu gördük. Hep bir öteki renge imrendik, kendimize bakmadan, üzerimizdekine aldırmadan.

Ben ninemin nasırlı ellerini, kınalı saçlarını, ellerini özledim. Dedemin çayıma küp şeker atıp erimesini beklemeden onu kaşıkla ufalamasını özledim. Çocukluk oyunlarımızı özledim, büyükler çok hilebaz…

Dostluğu özledim, kardeşliği özledim. Özlemeyi bile özlemişim. Doğruluğu, dürüstlüğü, yiğitliği, gerçekliği, vefayı, yalandan dolandan uzak durmayı, düşene el uzatıp kaldırılmasını, ağlayanın gözyaşlarının silinmesini…

Ben eskileri özledim, o sağlam toprakları…

  • Yorumlar 10
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40