• BIST 97.533
  • Altın 145,969
  • Dolar 3,5805
  • Euro 3,9998
  • Rize 18 °C
  • İstanbul 22 °C
  • Ankara 14 °C
  • Trabzon 18 °C
  • Samsun 19 °C

FİLİSTİN BİZE NELER ANLATIR? (1)

Osman KAYA
“Seni de vururlar bir gün ey acı
uçuşup durduğun kanatlarından
sazın sözün türkülerin tükenir
ellerin koynunda kalakalırsın

Biliyorum
Hiç bir tarih yazmayacak ve bir
sır gibi kalacak yakılan kitaplarda
göbek bağı anasından henüz çözülmemiş
bebelerimize mitralyözlerin okyanus ötesinden
ayarlandığını

Seni de vururlar bir gün ey acı
Filistin’de sapan taşlı çocuklar
dalın, kolun, fidelerin, budanır
kuru bir kütükle kalakalırsın’’

1-BİR ALÇAĞIN İTİRAFLARI

Uzun bir zaman oldu köşeme yazı yazmayalı.
Sebebini merak edenlere anlatmaya çalışayım, dilim döndüğünce.
Bir bela çöreklenmiş Ortadoğu’ya, rezil bir bela çöreklenmiş, insanlık tarihinin yazıldığı bu topraklara.
Bir karabulut çökmüş insanlık tarihinin ilk mürekkebinin de ilk kanının da damladığı coğrafya olan Kudüs ‘e.
Bir bela ki, insani olan hiçbir şeyi değerlendirmek ve kale almak şöyle dursun, onlarla dalga geçiyor.
Bir bela ki operasyon değil, savaş değil, katliam bile değil, daha ötede, daha ötede bir şey, kelimelerle tanımlanmayacak kadar iğrenç ve aşağılık bir şey.
İşte bu durumda yazmayı, bu vahşeti dile getirme hususunda olsa bile, yazmayı onuruma yakıştıramadım.
Utandım…
Ölü sayısı bini aşarken ben bir şeyler çiziktirecektim ve bu mürekkep lekeleriyle bir şeyler yapmış olmanın sanal rahatlığıyla havalara girecektim.
Olmadı…
Yapamadım…
Yazamadım…

PEKİ, ŞİMDİ NEDEN YAZIYORUM?
Edebiyat tarihinde ‘itiraflar’ vardır. JJ Rousseau ve Tolstoy, bu türün iki belirgin örnekleridir. Hatta bu iki yazarın ‘itiraflar’ ve ‘itiraflarım’ adlı kitapları mutlaka okunmalıdır. Bu yazı da benim için bir itirafın manifestosudur.

Evet, itiraf ediyorum. Aciz, pısırık ve bencil bir alçağım ben.
Eğer birazcık adam olsam ben, o zavallı çocuklar bombalar altında can verirken, bir baba, melek gibi yavrusunun parçalanmış cesedine gözyaşları ile bakarken,
Ben,
Bir daha,
Çocuğumu,
Okşayamazdım…
İtiraf ediyorum.
Evet… Ben, alçağın biriyim.
Ve bu yazım da alçaklığımın haykırarak yapılan ilanıdır.

2- FİLİSTİN NEDİR?
Filistin, onurlu yüreklere, İsrail kadar büyük bir hançerle kazınmış bir yaradır.
Nice yiğitler bu onurlu halkın ezilmişliğine adadı kendini. Nice yiğitler namlu ucuna, nice yiğitler darağacına gitti gülerek.
Filistin; ‘İntifada, İntifada’ sesleriyle tertemiz bir tarihi yazanların bir beyaz sayfa kadar pak yurdu.

Selam olsun o yurda!
Filistin bir sembol…
Dünyanın mazlum insanlarının sembolü…
Filistin, ezen ezilen diyalektiğinde ezilenlerin dünya üzerindeki konumunu gösteren bir sayaç…
Filistin dava…
Filistin namus…
Filistin aşk…
Filistin, insanlığın doğduğu, kaybedilen insanlığın bulunacağı coğrafya…

Belki de insanlığın ölümünü ilan eden Gazze’deki mezar taşı…
Filistin, iyinin ve kötünün mücadelesi olan insanlık tarihinin özeti…

Filistin, barıştır, dostluktur…
Ve Filistin bombadır, makineli tüfek tarrakalarıdır.
Tank paletidir. Buldozer altında ezilen bebeklerin kemik çıtırtılarıdır.
Yüzü kanla boyalı bebedir, anadır, yardır Filistin…
Yüzü kanla boyalı,
Ananın,
Bacının,
Gelinin,
Babanın,
Dedenin
Ninenin,
Sevgilinin,
Fotoğrafıdır, bombalanan bir binanın enkazı altında belli belirsiz bulunan…
Filistin kokuşmuş bir medeniyet olan Batının foyasının ortaya çıktığı yerdir.
Filistin daha çook şeydir…
Örneğin,
Ölen, yok olan, yerin dibine giren insanlığımızdır, ölen insanlığın mezar taşındaki yazıdır Filistin…
Ve duyarsızlığımızla oluşturduğumuz cehennemimizin anahtarıdır…
Ve daha çok şeydir Filistin…

3-FİLİSTİNİN GÖR DEDİĞİ
Kapitalist emperyalizm, yenidünya düzeninin planlarını 1970’li yılların sonunda yapmış, 1980’lerde uygulamaya koymuştu.
1980’le birlikte dünyada pek çok ülkede darbeler yapıldı. Ve bütün antiemperyalist unsurlar tavsiye edildi.
A politik, daha doğrusu kapital politik bir insan tipi oluşturuldu. Amerika yanlısı ülkelerde, bu insan tipini geliştirecek siyasal iktidarlar başa getirildi. Bu iktidarları halk seçmiş olabilir ama halka başka seçim olanağı bırakmazsanız, halkın tercihinin özgür bir tercih olmasından bahsetmek haksızlık olur.

1990’da doğu bloğunun dağılmasıyla birlikte kapitalizmin akademik ve entelektüel dünyadaki temsilcileri zihinsel dünyada da körelmişliği ve kısırlığı, kısırlık ve körelmişlik üzerinden kapitalizme mutlak itaati sağlamak üzere kalem oynatmaya başladılar.
Örneğin Tarihçi Fukuyama, “Tarihin sonu” tezi ile kapitalizmin insanlığın son aşaması olduğunu işliyor ve bütün muhalif oluşumları beyhude olarak niteliyordu. 80’li yıllarda çıkış noktası olarak İslami görüşler olan Antiemperyalist bir muhalefetin yükseldiğini gören emperyalist güçler ılımlı İslam formasyonu ile entegrist bir dini anlayışı empoze etmeye başladılar. Ve bu anlayışın temsilcileri olarak lanse edilen mistifike edilmiş inanç önderleri halka şirin gösterildi.

Devlet kırpıldı, kırpıldı en sonunda kuşa çevrildi. Devletten yeterli destek alamayan yoksul kitleler kurtuluşu emperyalizm tarafından şişirilen sözde inanç önderlerine kul, köle olmakta gördü. Böylece bu yoksul milyonlar azıcık dünyalık elde etti ve öteki dünyalarını da kurtardıklarını zannettiler.

Oysa dünyalarını da ahretlerini de teslim ettikleri bu inanç önderlerinin kıblesi Washington’du. Biraz ağır konuşuyorum belki de ama doluyum. Bir hayli doluyum kimse kusuruma bakmasın.

Ve bunlar hep şu tezi işliyorlardı: “Amerika ile dost olmalıyız.”

Bu zihniyetin sahipleri Amerikan emperyalizmi ile dost olmayı adeta neredeyse imanın 7. şartı haline getirmişlerdi. Bu tezi işleyenlere göre Amerikan emperyalizmiyle dost olmak bize çok şey kazandırıyordu. Amerika’ya bu sayede pek çok şey yaptırılabiliyordu.

Al işte hodri meydan…
Amerika’yla dost olmanın getirdiği kredinizi kullanarak İsrail’i durdurun, PKK’yı durdurun.
Bre hey gafiller siz asla Amerika’yı ve İsrail’i ve emperyalizmin diğer güçlerini asla kullanamazsınız.
Size düşen güçlü bir Türkiye’yi tam bağımsızlık prensibi ile yeniden inşa etmek olmalıdır.
İslam ülkelerinde yaşayan halklar artık şu gerçeği görmelidir: “Domuzdan post, Amerika ve İsrail’den dost olmaz.’’
Ve şu kesinlikle kafalara kazınmalıdır: Amerika ve İsrail ve genel olarak emperyalizm karşıtlığı hiçbir zaman modası geçmiş bir fikir değildir. Vatanseverliğin ve tam bağımsız bir ülke özleminin olmazsa olmaz koşulu emperyalizm karşıtlığından geçer.
İşte örnek; Filistin. İkinci bir Filistin olmak istemiyorsak aklımızı başımıza alalım ve Atatürk’ün tam bağımsız ve çağdaş uygarlığa yönelmiş Türkiye ülküsüne sarılalım.

4- GAZZE BU KADAR MI DEĞERSİZ?
60 yıldır Amerikan Emperyalizminin en büyük tetikçisi İsrail, mazlum ve mağdur Filistin halkına kan kusturuyor.
Kore’ye asker gönderen zihniyet sahipleri, Gazze’yi Kore kadar bile değerli görmüyorlar mı?
Yazıklar olsun!

5- ÇARPIK MANTIĞIN BU KADARINA DA PES DOĞRUSU
Küçücük çocuklar hiç denenmemiş silahlarla katlediliyor. Bir baba düşünün ki 5 çocuğunu kaybetmiş. Bir çocuk düşünün ki tüm ailesini kaybetmiş. Bir ülke düşünün ki Amerikan emperyalizminin dayatmış olduğu uluslararası hukuk ve buna dayalı etiği bile takmıyor. Hasta taşıyan, yaralı taşıyan ambulansı bile bombalıyor, okullar bombalanıyor, uluslar arası hukukta suç sayılan silahlar çocukların üzerine ateşleniyor. BM yetkilisinin bulunduğu bir esnada BM’ye bağlı bir bina bombalanıyor. Tablo bu iken, bazı yazarçizer takımı hala daha HAMAS’ı suçluyor. Nasreddin Hocanın dediği gibi, “Bre densizler, hırsızın hiç mi suçu yok?’’

Ölen küçücük çocuklar Hamas militanı mı idiler ki öldürüldüler?
Bugün Hamas denilen oluşum İsrail’in onay verdiği bir seçim sürecinde halk tarafından seçilmiş resmi bir oluşum. Bu durumda Hamas bir katliam gerekçesi olabilir mi?
Bir başka rezil düşünce de sürekli tekrarlanan “Araplar bizi arkadan vurdu’’ tekerlemesidir.
Behey akıl, mantık, fikir ve izan fukaraları…
1-Araplardan bizi arkadan vurduğu söylenen kesim sadece “Şerif Hüseyin” ve taifesidir. Oysa Şerif Hüseyin’i ağızlarına sakız edenler Şeyh Sünnüsi Efendi ve benzeri düzinelerce Arap liderinin Mustafa Kemal’e yardımcı olup Kurtuluş Savaşı’nda bizden yana tavır alanları bir türlü akıllarına getirmezler. Arap halkından yüzbinlercesi bizim ordularımızın askeri olarak düzinelerce cephede şehit olmuşlardır.
2-Diyelim ki tüm Araplar bizi arkadan vurdu. Peki, biz 1947’de İsrail’i ilk tanıyan ülkelerden biri olarak ve başka pek çok politikalarımızla biz onları arkadan vurmadık mı?
3-Diyelim ki tüm Araplar bizi arkadan vurdu ve biz Türkler Arapları bir kez dahi arkadan vurmadık, bizi arkadan vuran dedelerin cezasını çarşıda pazarda gezen, evinde oturan, okuldan evine gelen zavallı çocuklar mı çekecek?
Bu düşünceyi taşımak, değil Araplara, tüm insanlara karşı işlenen ağır bir suç değil midir?

6-NEREDELER?
İnsanın sorası geliyor bazı soruları…
Bizim Nobelli yazarımız bu katliam karşısında neden suskun? Yoksa Nobel’i Lütfeden mahfiller bu böyyük yazarımızın ağzına bant mı yapıştırdılar?
Ya da Efendilerinden kelam buyurmak için henüz izin çıkmadı mı?
AB şövalyeleri?
PKK ile ilgili bir konuda insan hakları kaplanı kesilenler (ki ben çifte standardın esiri olmayan insan hakları anlayışına sonuna kadar taraftarım) Nerdeler? Beyler hala derin uykularından uyanamadılar mı?

Ermeni imzacıları? (ki ben Ermenilerin de Emperyalizm tarafından kullanılan ve ezilen mağdur ve mazlum bir halk olduğuna inananlardanım) niye yüzyıllık bir mesele için çığırtkanlık ediyorlar da şu an yaşanan bu insanlık dramına suskunlar?
Uzaydaki bir galaksinin adıyla kurulmuş bir televizyonda bastıkları kahkahalarla göbeklerini hoplata hoplata batıyı savunanlar neredeler?

7-ARTIK SÖZÜN BİTTİĞİ YERDEYİZ
PKK’lı katiller, Filistin meselesi ve diğer sorunlar…
Biz ezilenler, biz tarihin yetimleri, biz gün yüzü görmeyen insanlar, artık köşeye kıstırılmış kedi gibiyiz.
Sıkıştırmayın bizi. Bir kez, “Gayrı yeteeeeer!’’ demeyelim, ne yapacağımız belli olmaz.

8-BU ARADA AKLA GELEN ÇOK ÖNEMLİ BİR SORU
Sahi bu dinler arası diyalog muhabbetleri ne oldu? Hani artık bütün dinler, dinler bahçesinde buluşmuştu? Hahamlar, müftüler, papazlar gülücükler saçarak barış mesajı veriyordu tüm insanlığa?
Bölünme kaygıları, misyonerlik bedava dağıtılan kitabı mukaddesler birer vesveseydi? Birer paranoya belirtileri idi?
Amerika müttefikimizdi ve bu devlete karşı bayağı bir kredimiz vardı?
Diyalog yanlıları Siyonistlerle muhabbeti şimdi de geliştirseler ya?
Hani şair ne diyor, “Yalan söylüyorsa afişlerde çıplak baldırları kızların elleriniz çoban köpekleri gibi uysal olsun, bu harami saltanatı bitmesin diyedir’’

Aaah! Bir anlasak!
Gelecek yazımızda Filistin meselesini enine boyuna ele alacağım.
  • Yorumlar 4
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40