• BIST 89.270
  • Altın 146,969
  • Dolar 3,6543
  • Euro 3,9297
  • Rize 7 °C
  • İstanbul 13 °C
  • Ankara 12 °C
  • Trabzon 9 °C
  • Samsun 9 °C

FİLİSTİN MESELESİNE TARİHSEL BAKIŞ (1)

Osman KAYA
GİRİŞ:
Tarih bütün insan bilimlerinin temelidir. Çünkü insan tarihli bir varlıktır. Felsefi antropoloji açısından ele aldığımızda yeryüzünde geçmişi olan, geçmişinin farkında olan ve bugününü geçmişe, yarınını da bugününe dayandıran tek canlı türü olarak insan karşımıza çıkmaktadır.

Her şey bir evrim ve bazen de devrimler süreciyle geliştiğinden dolayı bugün geçmiş evrim ve devrimler göz önünde bulundurulduğunda sağlıklı bir şekilde anlaşılır. Ama maalesef bizde sağlıklı bir sosyal bilimler geleneği olmadığından, tarihinde bir bilinç olarak toplumsal hafızalarda yer ettiğini söyleyemeyiz. Oysa tarih bilinci toplumların var oluşunda ve geleceğe yönelik güvenli yol alışlarında vazgeçilmez bir olgudur.

Bu nedenle bir konunun sağlıklı anlaşılması onun tarihsel backraundunun da bilinmesini gerekli kılar. Filistin gibi kilit bir hususun, İsrail vahşeti gibi apaçık bir gerçeğin anlaşılabilmesinin en önemli sacayağı bizi bugüne getiren geçmişin bilinmesidir. Hem de mümkün olduğu kadar açık ve anlaşılır ve tarafsız bir nitelikle.

O zaman buyurun Filistin’in tarihsel açıdan ele alınışına:

Filistin’in bilinen 12 bin yıllık tarihi vardır. Filistin’e iskân paleolitik çağda başlamış, yerleşik hayata geçiş ise neolitik çağda tamamlanmıştır. İsrailoğulları M.Ö 14–13. yüzyıllarda Filistin’e gelmeye başlamışlar. İsrailoğulları’nın bu bölgeye gelişini takip eden yıllarda bölgede Mısır hâkimiyeti görülmüştür. Mısır firavunları nazarında Filistin gerek tarımsal zenginlikleri, gerekse Fenike ile Suriye nin güneyini savunmasında gözde ülke olmuştur. M.Ö. 12. yüzyılda İsrailoğulları Filistin’de yerleşik hayata geçmişlerdir. Hz. Davut İsrail kralı olduktan sonra 990’da bölgede İsrailoğulları birliğini sağladı. Hz Süleyman döneminde ülkenin sosyal ve ekonomik hayatı gelişti. Kudüs mabedi çevresindeki saraylar ve özellikle o dönemin biricik yadigârı ağlama duvarı yapıldı. Hz. Süleyman’ın ölümünden sonra İsrailoğulları zayıfladı ve ikiye bölündü. Daha sonra Asurluların bölgeye gelişiyle İsrailoğulları Devleti tarihe karıştı. Ve İsrailoğulları dünyanın dört bir tarafına yayıldı. Bölgeye daha sonra Fenikeliler, Fenikeliler’den sonra Büyük İskender hâkim olmuştur. M.Ö. 31–20 yılları arasında ise bölge Roma hâkimiyetine girmiştir.


FİLİSTİN’İN TEVHİDİ DİNLER AÇISINDAN ÖNEMİ

Daha önce belirtmiş olduğumuz gibi Filistin toprakları Yahudilik, Hristiyanlık ve İslamiyet açısından kutsal kabul edilir. İslam’ın doğuşundan bu yana Hıristiyanlık âlemi ile Haçlı seferleri, birinci dünya savaşı ve bugün yine Hıristiyanların yardımıyla ayakta duran Yahudilerle Müslümanların savaşı kutsal yerlerin çoğunun toplandığı Kudüs bölgesinde cereyan etmiştir. Celile, Museviler ve Hıristiyanlar, Heban da gömüldüğü kutsal kabir Hz Muhammet’in Kuran da bahsi geçen Miraç olayında Mescidi Haram’dan alınarak getirildiği Mescidi Aksa ile Kubbe üs sahranın bulunduğu Haremi Şerif ve Harem’in bir duvarının parçası olan Ağlama Duvarı Kudüs’ün ortaçağ duvarları içindedir. Belirtmiş olduğumuz nedenlerden ötürü Filistin vahye dayanan üçdin için kutsaldır. Bu kutsiyet Medine de kurulan İslam Devleti nin sınırlarını kuzeye doğru genişletmesine sebep olmuş ve Müslümanları Filistin topraklarına yöneltmiştir.

FİLİSTİN DE İSLAM HÂKİMİYETİ

Hz Ebubekir döneminde Filistin üzerine 633 te iki küçük birlik gönderilmiş ve bu birlikler önemli başarılar göstermişlerdir. 634 te İslam ordusu Kudüs ün dışındaki bütün Filistin topraklarını fethetmiştir. Kudüs ün Fethi 638 yılında 2. halife Hz Ömer döneminde gerçekleşmiştir. Bu fetihle Kudüs, Müslümanların eline geçmiştir. 1097 ye kadar da Kudüs ve çevresi Müslümanların hâkimiyetinde kalmıştır. 1097 yılından sonra Haçlı orduları Kudüs ü 40 gün boyunca kuşatma altında tutarak bu mukaddes beldeyi ele geçirmiştir. Şehri işgal eden Hıristiyanlar bu günkünü aratmayacak katliamlara girişmişler ve bu katliamlarda 70 bin Müslüman’ı öldürmüşlerdir. Bu katliamlarla birlikte 1100 yılında Kudüs ta Latin Krallığı kurulmuş, bölgedeki Hıristiyan hâkimiyeti yaklaşık 90 yıl sürmüştür. 1186 Hıttin Savaşı da Haçlıları ağır bir yenilgiye uğratan Selahattin Eyyübi, Filistin de yeniden İslam sancağını dalgalandırmıştır. 1243 yılında Mısır Hükümdarlığı yapan İsa El Kamil in Kudüs ü kendisine ve kardeşine yardım eden Bizans İmparatoruna hediye etmesiyle yeniden bölgeye Bizans hâkim olmuştur. Ancak hediye alamayacak kadar kıymetli ve kutsal olan bu topraklar, bu büyük hatanın üzerinden birkaç ay geçmeden Necmeddin El Eyyübi nin zaferiyle Müslümanların eline geçmiştir. 1516 yılında Osmanlı Hükümdarı Yavuz Sultan Selim Han in Memluklar üzerine sefere çıkmasının sonucunda Kudüs ve Filistin toprakları Osmanlı hâkimiyetine girmiştir. Bölgede derin izler bırakan Osmanlı, 1. Dünya Savaşı nin sonuna kadar Filistin ve çevresini elinde tutmuştur. Osmanlı nin hoşgörü politikası gereğince Yavuz Sultan Selim Han in bu bölgeyi ele geçirince Kudüs teki Ermeni ve Rum Patriklerine, kendilerine Hz Ömer tarafından tanınan ayrıcalıkları vermiş ve bölgede huzur ve güveni sağlamıştır. Ayrıca Osmanlı arşiv belgeleri Filistin deki idarenin orada yaşayan Yahudileri dini vecibelerini ifa konusunda ne kadar serbest bıraktığını açıkça göstermektedir.


YAHUDİLERİN FİLİSTİN DE KURUMSALLAŞMASI

Osmanlı nin belirtmiş olduğumuz sistemi sayesinde 19.yy dan dan itibaren Kudüs ta yoğun olarak Hıristiyan ve Yahudiler kurumsallaşmaya gitmiştir. Filistin toprakları gerek üç din için kutsal olması nazarıyla, gerekse Avrupalı güçlerce çok önemli stratejik konumda görüldüğü için bölgede kiliseler, dini okullar, misyoner cemiyetleri kurmuşlardır. Bu gelişmeler ise ta o zamandan itibaren kutsal yerlerde ve bu yerlere hâkim olmak için yoğun çıkar çatışmalarına neden olmuştur. Görüldüğü gibi Filistin in önemi başlangıçtan itibaren anlaşılmış, başta Yahudiler ve Hıristiyanlar olmak üzere bu bölge için kıyasıya mücadele etmişlerdir. 19. yy ın sonlarına doğru çeşitli ülkelerde dağınık durumda olan Yahudiler arasında kutsal kitaplarına göre yerleşmiş olan ‘’ siyan ‘’ a ( Dünyada Cenneti sembolize eden topraklar, Filistin) dönemlerinde savunan Siyonizm doğmuştur. Yahudilerin Filistin de bir ana vatana sahip olmaları yani Siyonizm hareketi 1880 larda Rusya da ortaya çıkan Yahudi aleyhtarlığı karşısında Rusya Yahudilerinin Filistin’e göç etmek zorunda kalmalarıyla başlamış ve Budapeşteli Yahudi Gazeteci Dr. Teodor Herlz in 1896 da yayınladığı ‘2 Yahudi Devleti ‘2 adlı eseriyle hız kazanmıştır. Hertz, 1897 de Dünya Siyonist teşkilatını kurmuş ve programının ‘’ Yahudi Halkı için Filistin de Kamu Hukukunun güvencesi altında bir yurt kurulmasını sağlamak ‘2 olduğunu açıklamıştır. Bu açıklamayı takiben 1882 – 1903 yılları arasında Filistin e ilk Yahudi göçü gerçekleşmiştir. İkinci büyük Yahudi göçü ise 1905 -1914 yılları arasında olmuştur. Yahudiler, Filistin e ayak bastıktan sonra sahiplerinin ellerinden arazilerini alma yoluna gitmişlerdir. 1898 yılında ‘2 Yahudi İstimlâk Bölgeleri Bankası ‘2 ı yine aynı yıl Filistin i vatanlaştırma Kurulu nu ve 1901 de Milli Yahudi Bankası ne kurdular. Her şey açık ve net olarak belli olduğu gibi Yahudiler, bölgeye yerleşmeye başladıktan sonra Müslüman Filistinlileri göz ardı ederek kendi yurtlarıymış gibi sahiplenmeye başlamış ve bölgede kurumsallaşmışlardır.

YAHUDİLERİN İSKÂN İZNİ FAALİYETLERİ

Bu bölgeyi elinde bulunduran Osmanlı Yönetimi Filistin de bulunan Yahudi halkının varlığını tanımış, zaman göçlerine izin vermiştir. Siyonizm hareketi ortaya çıktığı zaman Filistin in Osmanlı Yönetiminde bulunması Siyonistlerin bütün girişimlerinin Osmanlı Devleti üzerinde yoğunlaşmasına neden olmuştur. Siyonist Liderleri önce 2. Abdülhamit’le, daha sonra iktidarı ele geçiren İttihat ve Terakki ile müzakerelere oturmuşlardır. Filistin de bir Musevi yurdu kurulması için izin isteyen Siyonistler ilk defa Osmanlı Hükümetine belirli bir meblağ karşılığında Filistin i almayı teklif etmişlerdir. Theodore Hertz başkanlığında bir heyet iki defa 2. Abdülhamit nezdinde girişimde bulunmuştur. Ve Hertz 1901 de Sultan 2. Abdülhamit ile görüşmüştür. Sultan 2. Abdülhamit, zulümden kaçan Yahudilere Osmanlı Topraklarında yerleşme müsaadesi vermekle beraber Filistin de toprak satın almalarını yasaklamış, hac maksadıyla Kudüs ü ziyaret edeceklere sadece geçici izin vermiştir. Ve bunlara vize uygulaması getirmiştir. 2. Abdülhamit ten istedikleri tavizleri alamayan Siyonistler 1908 ihtilalinden sonra başa geçen İttihat ve terakki ile münasebete geçmiş, İttihat ve terakki nin olumlu yaklaşımları sonucu 2. Abdülhamit in Kudüs ü ziyaret edeceklere geçiliş olarak uyguladığı kırmızı tezkere denilen izin belgesi kaldırılmıştır. Filistin de toprak satın almayı serbest bırakmıştır. 31 Mart vakasından sonra Siyonistlerin Filistin de kolonileşme yönünde planlı bir şekilde hareket etmeleri İmparatorluğun bütünlüğünü tehlikeye soktuğu iddiasıyla ittihatçı genç Türkler yanlış kararlarından dönerek bu yeni uygulamalara kısıtlamalar getirmişlerdir. Bölgeden toprak vermeyen 2. Abdülhamit in kararlı tutumuna rağmen 1901 de toprak alımı temel maksadıyla kurulan Yahudi Milli Fonu gibi çeşitli Siyonist kuruluşlar Filistin e para akıtmış, paranın cazibesine kapılan, Yahudilerle hısımlık ve akrabalık bağı bulunan bazı vatan haini ve işbirlikçi Araplar ellerindeki toprakları Siyonistlere peşkeş çekmişlerdir. ( Bu noktada Türkiyede pek çok Siyonist işbirlikçisi zihniyet sahipleri İsrail i haklı çıkarmak ve Filistin i suçlu duruma düşürmek için Arapların topraklarını sattığını ve bu yüzden İsrail in haklı olduğunu savunurlar. Filistinliler topraklarını satmamıştır. Topraklarını satanlar Avrupa ile daha önceden bağlantılı olan Yahudilerle çeşitli şekillerde bağları bulunan Araplardır. Ve Siyonistler İngilizlerin gücünü arkalarına alarak, Mazlum ve mağdur Filistin halkını ezerek bunu gerçekleştirmişlerdir. Ve burada en büyük suçlu yine İttihat ve Terakki dır . Çünkü toprak satışlarına yönelik kapıları açan İttihat ve terakki dır dır.)Yahudilerin bölgeden toprak satın almaya başlamasından sonra bazı noktalar dikkat çekicidir. Yahudi cemiyetlerinin 1882 den sonraki dönemlerde elde ettikleri araziler genellikle değeri yüksek olan üretim ve yerleşmeye çok müsait büyük ve düz ovalardır. 1911 senesine kadar Yahudi Mülkiyetine geçen arazilerin % 93 ü, 1- Merkez şehirlerde Yahudi Nüfusunun arttırılması 2- Şehir çevrelerindeki ve stratejik noktalardaki yerlerde Siyonizm zirai gelir kaynakları ve yerleşim bölgeleri oluşturulması usulüyle gerçekleştirilmiştir. Belirtmiş olduğumuz toprak ele geçirme politikasını daha iyi görebilmemiz için aşağıdaki tabloya göz atmamız yeterlidir:

Yıl Yahudi mülkiyetindeki arazi hacmi

1882 25000 dönüm
1890 107000 dönüm
1900 220000 dönüm
1914 420000 dönüm
1922 594000 dönüm

YAHUDİLERİN EMPERYALİZM DESTEKLİ DEVLET KURMA GİRİŞİMLERİ VE İNGİLİZ İŞGALİ

1. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı karşısında yer alan Avrupalı güçler savaş meydanlarında olumsuz şartlara rağmen kolay bir lokma haline getiremedikleri Osmanlı yi her zaman uyguladıkları içten çökertme politikasını kullanarak başta Siyonistler olmak üzere Osmanlı Devletinde Türk olmayan unsurları devlete karşı kışkırtacak politikalarında başarılı olmuşlardır. Bu politika gereğince, gerek Araplara gerek Yahudilere yaptıkları taahhütlerle Filistin in durumunu daha da karmaşık bir hale getirmişlerdir.

Avrupa ve Amerika deki nüfuzlu ve zengin Yahudiler, büyük devletler nezdinde teşebbüslerde bulunarak Filistin de bir Yahudi devleti kurmak için çalışmışlardır. 1. Dünya Savaşı esnasında, 2 Kasım 1917 de İngiliz Dış İşleri Bakanı Balfour, Filistin de yurt edinmek isteyen Siyonist dernekleri federasyonu adına Balfour Bildirisini yayınlamıştır. Bu bildiriye göre İngiltere, Filistin de bir Yahudi Anavatanının kurulmasını kabul ettiğini resmen bildirmiştir. Bu bildiri 1918 yılı içinde sırasıyla Fransa, İtalya, ABD tarafından kabul ve destek görmüştür. 1918 de İngiltere, Filistin topraklarını işgal etmiştir. İngiliz işgali 24 Temmuz 1922 tarihinde bu günkü Birleşmiş Milletler konumunda olan Kavimler Cemiyeti tarafından onaylanmış ve Filistin Toprakları resmen İngiliz vesayeti altına girmiştir. Balfour Bildirisi doğrultusunda Yahudi göçünü düzenleyen bir program uygulamaya konulmuş, İngiliz Mandası altında Filistin de Yahudi varlığı ekonomik toplumsal ve kültürel bakımından hızla gelişmiştir. Bunun yanı sıra işgaller, işgallerle katliamlar, sürgünler ve haksızlıklar da başlamıştır. İngiliz işgalciler bir yandan Müslümanları öldürerek mülklerini ellerinden alırlarken diğer yandan da Yahudilerin mülk edinmelerini ve buraya yerleşmelerini sağlamışlardır. Burada dikkat edilmesi gereken bir husus da Kavimler Cemiyetinin de de onaylamasıyla artık bölgede 400 yıl süren Osmanlı hâkimiyeti son bulmuştur. 400 yıl boyunca Filistin topraklarında bayrağını adaletle dalgalandıran Osmanlıdan sonra bu bölgedeki huzur ve adaletin yerini adaletsizlik, kıyımlar ve gözyaşı almıştır.

Kavimler Cemiyetinin manda yönetimleri için öngördüğü şartlara tamamen aykırı olan yönetim, Filistin de hukuk dışı bir gelişmenin de başlangıcı olmuş, bu olaydan sonra Yahudi göçleri hızlanmış, 1925 ta Yahudi nüfusu 104 bine ulaşmıştır.
  • Yorumlar 2
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40