• BIST 106.736
  • Altın 141,095
  • Dolar 3,5210
  • Euro 4,0955
  • Rize 25 °C
  • İstanbul 24 °C
  • Ankara 22 °C
  • Trabzon 24 °C
  • Samsun 19 °C

FITRATI TANIMAYAN BİR EĞİTİMDEN NE BEKLENİR?

D. Ali TAŞÇI

 

            Her çocuk fıtrat üzere doğar. Yani hayatı anlayacak, algılayacak ve anlamlandıracak kapasite, o doğarken potansiyel olarak ona verilir. Bundan sonrası almış olduğu eğitimle ilgilidir; çünkü eğitim, fıtratın gelişim sürecidir.

            Seküler/ laik toplumlarda din hayata sokulmadığından, yani dinin hayatla bir ilişkisi bulunmadığına inanıldığından, böyle toplumlarda yetişen çocuklar dinden uzak büyümektedir. Bu, aynı zamanda insanın kendi özünden de uzaklaşması anlamına gelmektedir. Aslında bu durum şunun da göstergesidir:

            Bir tohum bahçeye atılmakta ve buna, “Sen tohum olarak kal, ama sakın dışarıya çıkma, filiz verme, hayata karışma!” gibi anlamsız emir ve uygulamalar yüklenmektedir. Bu durumda da o tohum, toprak içinde çürümekte ve etrafı çamur deryasına dönmektedir. Aynen böyle, fıtratı gelişmeyen insan, çürümüşlüğe terk edilmiş demektir ve artık o, insanlık vasfından uzaklaşmış demektir.

            Her insanda Allah tarafından takdir edilen bir ilahi kişilik, yani fıtrat vardır. Buna “ Allah’ın boyası – sibğatullah” denilebilir. Bu boya silinmez bir mürekkep gibidir; üzeri toz, toprakla kaplanabilir, fakat yok olmaz. Bir insanı eğitmek/ terbiye etmek işte bu özü kaplayan şeyleri temizlemekle başlar. Oysa seküler/ laik eğitim, insandaki bu fıtratı/ özü temizlemek şöyle dursun, onu daha çok dünya toz ve dumanlarıyla kaplamakla meşguldür ve bunun adına da “eğitim” demektedir!

            İşte insanın isyanı bu noktada başlamaktadır: Kendi özüyle tanışamayan insan “çalış, ye, uyu, cinsel tatmine ulaş, eğlen…” tarzında bir algıyı toplum ona dayatmakta ve o da bu dayatmanın kurbanı olmaya teşne görünmektedir. Evet, kendi özünü/ fıtratını geliştirmeyen her hareket isyandır ve bunun faturası da bizzat insanın kendisine kesilmektedir. Bu açıdan bakıldığında her haram olan şey isyandır; bu isyan önce insanın kendisine ve ardından da topluma yansımaktadır. Bir toplumda bozulma varsa, orada fıtratı bozukların egemenliğinden söz edilebilir.

            Seküler/ laik toplumlar, kişiyi dinden haberdar etmemektedir. Yani fıtri olarak insana verilen öz/ tohumun hayata açılmasına adeta izin verilmemektedir. Böyle olunca da o tohum toprağın içinde çürümeye terk edilerek insan kendisine yabancılaştırılmaktadır. Asıl dert işte burada başlar; kendisine yabancılaşan insanların kurduğu bir dünyada her değer saldırıya muhataptır; hayat saldırıdır ve saldırı hayattır! Bunun ardından da savaş kaçınılmaz bir olgudur; çünkü her şey “ben” üzerine kurulmuştur ve bu “ben/ego” asla tatmin olmamaktadır. Tıpkı deniz suyunu içmeye benzer; içtikçe susanır, susadıkça içilir ve bunun sonu hüsranla biter!

            “Din” özellikle gençleri tatmin etmemekte ve onlar da hayatı sorgulamaktan geri kalmamaktadır. Din artık “vicdani” bir olgudur ve onun sosyal hayata çıkmak gibi bir durum söz konusu değildir. Vicdan, insanın asıl boyasıyla tanışabilmesi sonucu onda uyanan duygunun adıdır. Oysa bu boya/ sibğatullah çoktan toz duman olmuş ve insanın davranışlarıyla arasında bir iletişim sağlamamaktadır. Her durumda da insan bir aldanış içindedir. Geleneksel olarak bazı dini ibadetler yapılsa da, yapılan o ibadetler mabedin dışına çıkmamakta ve hayata karışamamaktadır. Mesela, adam namaz kılıyor, ama şu şu günahları da işliyor. Oruç tutuyor, ama oruç onun davranışlarını hiç etkilemiyor. Çünkü fıtratla hayat arasında bir iletişim söz konusu değildir ve insan ne yaptığının da farkında olmamaktadır.

            Gençler çoğu zaman isyan yüklü bir zihinle büyürler; çünkü daha çocukluklarında onlara bir fıtrat bahçesi kurulamamıştır. Bu durumda önce anne ve babalarına, yakın çevrelerine ve topluma karşı isyan etmek onlar için adeta varoluşsal bir duygu haline gelir. Normal yollardan toplumun benimsediği bir hayat tarzına genç isyan halindedir ve ondan intikam alabilmek için çeşitli kılık ve kıyafetlere, gruplara girebilir. Bunu giyim kuşamıyla, yaşam tarzıyla dile getirir ve bundan da şeytani bir zevk alır. İşte bu genç, esen her türlü rüzgârın artık savurduğu bir yapraktan farksızdır; çünkü kişiliği yoktur. Kişilik, fıtratıyla tanışan insanların ortaya koyduğu bir davranış biçimidir ve özgündür, fıtratın mührünü taşır.

            Bir (Hıristiyan) muhtedi genç şunları söylüyor:

            “ Kur’an okumaya başladım. Kur’an şunu yapma, bunu yap diyordu. Bunu kim yazdıysa beni seyrediyor olmalı, dedim. Benim yaptığım yanlış işleri not almıştı. Bu benim için bir şoktu. Gizli yaptığımı zannettiğim şeylerin hepsi burada anlatılıyordu.” ( Neden İslam’ı Seçiyorlar? Pof. Dr. Ali Köse, sayfa, 51)

            Bir isyandan bıkan genç, başka bir isyana doğru koşmaktan kendini alamıyor; çünkü o isyanla beslenen bir “eğitim”den geçmiştir. Fıtratı temel almayan hiçbir eğitim sistemi insanlığa huzur ve mutluluk getirmemiştir, bundan sonra da getirmeyecektir.

            Fıtratıyla tanışamamış insan eğitilmiş olmaz. Fıtratıyla tanışamamış insan, Allah’ıyla tanışamamıştır çünkü. Allah’ı bulamamış insanların içinde her zaman bir çatışma vardır.

           D. Ali TAŞÇI (dalitasci@hotmail.com) Twitter:@DAliTasci

NOT: Ak Parti kongresinin hayırlar getirmesini ve gençliğin fıtratına bahçe kuracak bir atılıma vesile olmasını Allah’tan diliyorum.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 532 474 76 40