• BIST 97.533
  • Altın 145,781
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • Rize 20 °C
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 14 °C
  • Trabzon 16 °C
  • Samsun 18 °C

GEÇ KALMIŞ BİR 28 ŞUBAT YAZISI

Osman KAYA

Darbeler herkes bunda hemfikirdir ki insanlığın en iğrenç yüzkaralarından biridir. Silahlı insanın dediğinin silahsız insanın dediğinin üzerinde değer taşıması demek olan darbeler her ne gerekçe ile olursa olsun insanlık onurunun iğrenç bir biçimde ayaklar altına alındığı şanssız süreçlerdir.

Tarihte bazı olaylar vardır, insan bu olayları değerlendirirken hayretler içinde kalır. Bu olaylar yaşandı mı? Bunlarda mı oldu? Bunları gerçekleştirenler hangi akla hizmet ediyordu diye... Örneğin Eski Roma’daki Gladyatörler. Yine Cahiliye dönemi Arapları, kızlarını diri diri toprağa gömerken aynı saçmalığın içinde bulunmaktaydılar. Eski Roma’nın yemek adetleri (örneğin yenilen yemekten sonra hemen kusup tekrar yeniden yemek yemek) bu bağlamda olaylardır. Bu liste daha çok arttırılabilir. Dünyanın en iğrenç, en insanlık dışı ve en yanlış olaylarının en başında bana göre askeri darbeler gelir.
Askeri darbeler özgürlüğün en büyük düşmanlarıdır.
Askeri darbeler hesapsız katliamların, hesapsız cezalandırmaların arenasıdır.
Askeri darbeler milletin kendisini korumak için aldığı silahların, milletin özgürlüğünü elinden alma pahasına ona döndürülmesidir.
Askeri darbeler millet evladı olan askerin bir oligark sınıf haline gelip, milletin başına ezen bir sınıf olarak geçmesidir.
Bütün askeri darbeler böyledir. Ne adına yapılırsa yapılsın, bütün askeri darbeler önce insanlığı yakalarlar, insanlığa işkence yaparlar, insanlığı ipe götürürler. Askeri darbelerde olan hep insan onuruna, insanlık onuruna olur.
Silahlı Kuvvetler, ülkeyi korumak için var olmuş, var edilmiş toplumsal bir aygıttır.
Bu aygıt darbe yaptığı andan itibaren ülkeyi koruyan bir aygıt olmaktan çıkar, ülkeye eza ve cefa çektiren bir unsur haline gelir.
Darbecilerin elindeki silahın halka yaptığı zulmün anlamı ile ormanda odun kesmek için aldığı motorlu testere ile ev halkının kafasını kesen orman işçisinin elindeki testerenin anlamı aynıdır…
Çünkü iki araçta anlamı dışında kullanılmakta, iki araçta mahiyetindekilere zulmetmek için kullanılmaktadır.

Halk, askerinin eline namusunu korumak için silah vermişken, darbeci askerin elindeki silah halkın namusunu tehdide yönelmiştir.
Bu nedenle darbeci de darbeler de namus düşmanlarıdır.
Darbelerde darbeciler bir sorunun çözümünden çok, yapay olarak oluşturulmuş bir sorun üzerinde fırsattan istifade ederler. Yani önce ateş yakıp ya da var olan ateşi üflerler, onun üzerinde de tabiri caizse yemeklerini pişirirler. Her darbe, provokasyonlarla beslenir. Kitle çatışmaları, faili meçhul cinayetler, belli kişilere ve guruplara mal edilen ya da bunların aracı olarak kullanıldığı katliamlar… darbe ortamını pişirir ve kitlelerin gözünde meşrulaştırır. Bu haliyle bütün darbeciler katildir. (çünkü en azından katliamlara göz yummuşlardır.)

Darbeciler halkın bir kısmına baskı yapıp bir kısmını da kendi arkalarına alma hasebiyle birlik beraberlikten çok bölücü düşünceye hizmet ederler. Darbeciler her türlü şeffaflığa karşı olduğundan dolayı açık toplum düşmanıdırlar…

Darbeciler seçme ve seçilmeyi imha ettiklerinden dolayı demokrasi düşmanıdırlar.
2. meşrutiyet, 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül alabildiğine zulüm yapmıştır. Burada hemen hemen herkes hem fikir. Peki ya 28 Şubat?

Çenesindeki top sakalından ve medyayla beslenmiş Prof. unvanından cesaret alan şişe dibi gözlüklü adam her ne kadar ‘’28 Şubat demokrasinin önünü açmıştır’’ dese de bu darbe en az diğerleri kadar iğrençtir…

Halkın verdiği yetki ve silahlarla halkı korumakla görevli bir kesim, bırakın bu görevini yapmayı Erbakan gibi değerli bir insanı, halkın oylarıyla seçilen bu değeri, hiç utanıp çekinmeden alaşağı edebilmiştir.
Halkın verdiği yetki ve silahlarla donanmış, halk evlatlarından oluşan orduya komuta eden generallerden biri Erbakan gibi değerli bir şahsiyete, “Adam olan o krala gidip…’’
Diyebilecek kadar halk iradesine saygısız davranabilmiştir.

İşte 28 Şubat bunun adıdır. Bu saygısızlığın, bu hiçe saymanın adıdır.

Tarih, evrenin en büyük ironisidir. Dalga geçer tarih… 28 Şubatçılarla dalga geçmiştir.
Erbakan Kaddafi’nin yanına gitti diye eleştirenler, hizmet ettikleri Amerika’nın, kendilerini buruşturulmuş kese kâğıdı gibi çöpe attığını görünce 1 gecede – sözde- Amerikan düşmanı oldular ve Kaddafi’yi herkesten fazla savundular. İşte 28 Şubat bu kepazeliğin adıdır.
Şiirine çok değer verdiğim bir şair ‘’ 28 şubat’ın gerekçesi nedir?’’ sorusuna, “Bir başbakan esselamu aleyküm diyemez’’ şeklinde bir cevabı verecek kadar düşünce fukaralığına düşer..
İşte 28 Şubat, bir ülkenin şairini bu derecede düşünce fukarası yapmanın adıdır.
28 Şubat yeryüzünün en büyük katilinin çocuğu ile ‘tank anlaşması’ yaparak onun katliamına hız vermenin adıdır.
28 Şubat, başörtüsü örtmekten başka suçu olmayan bu ülke kızlarını hem üniversite kapılarında bekletmenin, sonra da ‘biz bu ülke kızları neden okumuyor anlamıyoruz’ şeklinde deli saçması soruları sormanın adıdır.
28 Şubat bir tiyatroyu bahane ederek tank paletleri ile ülke topraklarını çiğnemenin adıdır.

28 Şubat şiir okumaktan başka suçu olmayan bir siyasiyi kendisinin yazmadığı şiirin mısralarını tokmak gibi kafaya indirip ‘sen bu sözlerle ne demek istiyorsun?’ diyerek derdest edip cezaevine gönderme ucubeliğinin adıdır.

28 Şubat Atatürk’ün gösterdiği yüce istikametin tam tersi istikamete gidip sonra da ‘Biz Atatürkçü düşünce adına balans ayarı yaptık’ tarzında açık bir yalancılığın adıdır.

28 Şubat ortaçağ karanlığına dönüştür.
28 Şubat faşizmin ayak sesi, iğrenç bot kokusudur.

28 şubat bir daha asla olmaması için tüm insanlığın el ele vermesi gereken bir karanlık, bir rezil, bir utanmaz süreçtir ki bu sürecin bu ülkeye verdiği darbeyi 100 düşman ordusu veremez.

28 Şubat bu ülke insanını bu ülke topraklarından soğutmak için kurulmuş bir tuzaktır.
28 Şubat emperyalizmin yeni dünya düzeni projesine göre bu ülkeyi ‘’ ılımlı İslam’’ çerçevesinde yeniden yapılandırmanın adıdır..

PEKİ… ERBAKAN VE ÇEVRESİNİN HİÇ Mİ SUÇU YOK?
Elbette var… Çünkü Erbakan şu hataya düşmüştür:
‘Başında ben varsam hataları, yanlışları görme gitsin’’

Örneğin hatırlarız… ‘Sürekli aydınlık için bir dakika karanlık’’ eylemine yönelik olarak bu çevrelerde ‘mum söndü oynuyorlar’’ şeklinde çok iğrenç tabirler yükselmekteydi… Bu çok büyük bir hatadır…

Yine Erbakan, belediyecilik modelinde geçmişe yönelik bazı ciddi reformlar yapmış olmasına rağmen son tahlilde çözümü sermayenin güçlenmesinde görmüş… Belediyecilik alanında önemli bazı başarılar görülmesine rağmen belediyeler yeşil sermayenin yükseldiği yerler haline gelmişlerdir.

Yine sermaye düzenine karşı, karşı sermaye düşüncesiyle ortaya koyduğu ‘Anadolu kaplanları’ doktrini mazlum Anadolu insanının derdine ilaç olamamış, sadece sermaye el değiştirmiş, sermayeye abdest aldırılmıştır. İslamcı feminizm dediğimiz Anadolu aile yapısının köküne kibrit suyu döken bir oluşum başlamıştır.

Yine Erbakan, generallere yüzlerce dolarlık saat hediye etme hatasına düşmüştür ki bu hatayla ‘askeri oligarşi’yi dolaylı bir şekilde kabul etmiş oldu.
Ve Erbakan çevresinde gelişip büyüyen, yağcı, yalaka, fırsatçı, hurafeci taifeyi ya görmemiş ya da görse bile bunlara güç yettirememiştir ki bu taife İslam ümmetinin başına yüzyıllarca baş belası olmuştur. Bu çerçevede Erbakan; Atatürk ve Atatürkçülüğe de yeterince vurgu yapamamıştır.’’Türk siyasi hayatında en Atatürkçü Lider ‘’olarak da niteleyebileceğimiz Erbakan, derdini bir türlü tam olarak anlatamamıştır. Bu süreçte din tacirlerinin de Kemalist tacirlerin de çok büyük etkileri vardır.

İşte bunlar ve buna benzer unsurlar Erbakan’ın hatalarıdır. Ama bunlardan hiç biri için ya da hiçbir gerekçe için darbe yapılamayacağı halde halkın iradesiyle başa geçmiş bir başbakan çok büyük bir haksızlığa maruz bırakılarak görevden el çekmek zorunda bırakılmıştır. 28 Şubat süreci denen bu berbat sürecin faturasını millet olarak hala daha çekmekteyiz.
Kötü olan, daha önce darbeye maruz kalan ve mağdur olan pek çok çevrenin ‘karanlıkta kalmama’ adına 28 Şubat darbesine sahip çıkmaları hatta hala darbeden medet ummalarıdır.

Ilımlı İslam denen Amerikancı İslam’ın kökenini şurada ya da burada aramaya gerek yok. Takvimlerin Şubat 28’ine bakmak yeterlidir.
28 Şubattan çıkaracağımız en önemli ders bir daha asla darbelere sessiz kalmamak olmalıdır. Her darbe halkın tümüne çok zarar verir ve halkı aşağılar. Sen kendini yönetmekten acizsin ifadesi saklıdır darbelerde…
Bu nedenle darbelere tavır almak ve onlara karşı çıkmak insanlık onurunun açık ve net gereğidir…
 

  • Yorumlar 27
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40