• BIST 97.713
  • Altın 144,195
  • Dolar 3,5669
  • Euro 4,0007
  • Rize 18 °C
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 21 °C
  • Trabzon 17 °C
  • Samsun 17 °C

Geliyorum diyen afet; deprem

Osman KAYA

Türkiye siyasi olaylara kilitlenmişken önemli konulardan birini unuttu; deprem!
Deprem Türkiye’nin bir gerçeği.
Deprem her yerde kendini gösterebilir. Benim üzüldüğüm nokta şu: Türkiye açılıma veya seçime, şuna ya da buna bu kadar kilitlenmişken 45 saniye içinde resmi 25-30bin, gayri resmi 50–60 bin kişinin ölümüyle, milyarlarca dolarlık maddi zarara sebep olan deprem gerçeği ile gerektiği kadar ilgilenmiyor, gereken tedbir alınmıyor.
Bugün ilimiz ve ilçelerimizde ihtiras sahibi insanlar yüzünden gelişigüzel inşaatlar yapılmış ve hala daha yapılmaya devam ediyor.
Bu güzelim kıyı kasabaları; ‘küçük dağları ben yarattım’ zihniyetiyle hareket eden ve kurdukları bağlantılarla kanun ve nizamı alüminyum bir tel gibi eğip büken insanlar yüzünden mahvolmuş bir betonarme çöplüğü haline dönmüştür.
Bir afet olması durumunda inanıyorum ki pek çok yere kurtarma araçları giremeyecektir. Toplumumuzun pek çok zaafları vardır. Bunlar arasında ‘hep bana’cılık en önde yer alıyor.
Daha sonra ‘vurdumduymazlık’ ‘düşüncesizlik’ ‘ileriyi görmemezlik’ toplumsal zaaflarımızın içinde yer alıyor.
Bütün bu zaaflarımız yüzünden problemlerimizi çözemiyoruz.
Ve başkalarının çok az kayıpla kurtardığı afetlerden biz çok büyük kayıplar vererek zarar görüyoruz.
Sonra da faturayı Allah’a çıkarıyoruz, kader diyerek.
Gerekli tedbirleri almıyoruz. Başımıza bir iş geldiğinde aklımız çalışmaya başlıyor.
İşimizi iyi yapmıyoruz. Ondan sonra Japonya’da 7,9 deprem olur 50 kayıpla kurtulur Japonlar, bizde 7,4 deprem olur en az 30 bin kayıp veririz.
Al işte bugünde öyle, deprem geliyorum diyor. Cayır cayır yazıyor bunu Marmara’da fay üzerinde araştırma yapan Fransız bilim adamları.
Ne yaptık? Ne yapıyoruz?
Birilerimiz etnik milliyetçilikten dem vuruyor.
Birilerimiz darbecilikten medet umuyor.
Birilerimiz başörtüsü düşmanlığı yaparak cep dolduruyor,
Diğerlerimiz ise din ticaretinden.
Manzarayı görüp de şöyle haykırmamak mümkün mü: ?
‘Beyler, aklınızı başınıza devşirin, ufak tefek konuları bir tarafa bırakın. Depreme bakın depreme.’’
Türkiye’nin her yeri deprem bölgesi, her taraf özel önlem alanı olmalı. Ama özellikle İstanbul çok önemli. İstanbul bugün yaklaşık 15 milyon. Ve İstanbul dünya kenti. Bir sanayi merkezi, bir kültür merkezi, bir finans merkezi İstanbul. İstanbul’un zarar görmesi; Türkiye’nin çökmesi, en azından büyük, çok büyük zarar görmesi demektir. Bu açıdan muhtemel İstanbul depremine ayriyeten hassasiyet gösterilmelidir.
Ama İstanbul depremine yönelik alabildiğine bir vurdumduymazlık var.
Bu vurdumduymazlık devam ederse en iyimser tahminlerle 60–70 bin kişinin ölümünden, 200–300 milyar dolarlık zarardan bahsediliyor.
Bu gerçekse hala daha ne diye gelecek olan muhtemel depreme; trene bakar gibi bakıyoruz?
Gerekirse İstanbul depremi için seferberlik ilan edilsin. Özel koşullar oluşturulsun.
Bakın İran bile yaşadığı yoğun depremlerden bıkmış Tahran ve İsfahan kentlerini kısmen ya da tamamen taşıma kararı almış. Biz de taşıyalım mı İstanbul’u?
En değerli şey insan hayatı olduğuna göre eğer başka çare yoksa bunu da yapmalıyız.
Çünkü bir tek insanın hayatının kurtulması pahasına ne gerekiyorsa o esirgenmemelidir.
1999 da büyük Marmara depremi oldu. Uzmanlar bu tarihten sonra 30 yıl içinde 7 ve üzerinde bir deprem olma ihtimalinin % 60’ın üzerinde olduğunu söylüyor.
Şu ana kadar İstanbul’da muhtemel bir depremde zarar görecek binaların ancak % 10’u onarıldı. Daha yapılacak çok iş var. Bugün pek çok beyhude konu yüzünden zaman kaybediyoruz. Oysa büyük bir facia bizi bekliyor. Bir an önce milletçe aklımız başımıza gelmeli.
Palyatif tedbirler değil köklü tedbirler almalıyız.
Bana göre bilim adamları onun bunun bıyığıyla sakalıyla örtüsüyle eteğiyle uğraşacağına depreme, kansere, gribe nasıl çare üretiriz diye kafa yormalılar.
Kürt meselesi diyerek avaz avaz bağıranlar, büyük İstanbul depremi olduğunda onbinlerce Kürdün enkaz altında kalacağını bilmiyorlar mı?
Neden bu konuyu dile getirmiyorlar? Neden bu konuda ciddi eleştiriler getirmiyor, projeler üretmiyorlar?
Neden bir Kürt açılımı dile geliyor da ( Kürt açılımı doğrudur yanlıştır falan demiyorum, bunlar ayrı tartışma konularıdır, belki bazılarına göre aşağıda yer alan konuları açılım bağlamında ele almamak gerekebilir, ama ben aşağıdaki konularda da açılım getirilmesi gerektiğini düşünüyorum) bir deprem açılımı, bir domuz gribi açılımı, bir kanser açılımı, bir trafik açılımı dile gelmiyor?
Siyasi meselelerde ölenlerin canı can da hastalıktan, afetten, kazalardan, belalardan, ölenlerin canı patlıcan mı?
Biz epeyce azdık, millet olarak.
Azmayalım, toplayalım kendimizi.

Ve unutmayalım:

‘Kula bela gelmez Hak yazmayınca,
Hak bela yazmaz kul azmayınca’

Not: Açılım yazısı hala tamamlanmadı. Haftaya inşallah.

  • Yorumlar 3
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40