• BIST 106.736
  • Altın 141,095
  • Dolar 3,5210
  • Euro 4,0955
  • Rize 23 °C
  • İstanbul 22 °C
  • Ankara 18 °C
  • Trabzon 22 °C
  • Samsun 18 °C

Gezi Park’ındaki yeşillik cennet yeşilliğine çıkıyorsa

D. Ali TAŞÇI

                Tarihte ilginç olaylar vardır; örneğin Birinci Dünya Savaşı’nın çıkış nedeni. Avusturya Arşidükü Franz Ferdinand’ın, eşiyle Sırbistan’ı ziyaret ederken, 1914’ün 28 Haziran günü Sırp suikastçı Gavrilo Princip’in saldırısına uğramasını, tarihçiler Birinci Dünya Savaşı’nın nedeni olarak sayarlar. Ondan sonra da paylaşımlar, ölümler ve yeni paylaşımlara ve ölümlere gedikler açılarak bugünlere gelindi.

                Bir kişinin yapmış olduğu bir eylem sonucu Dünya Savaşı çıkar mı? İşin bahanesi bu olabilir, ama yeni paylaşımlar, sahip olmalar aysbergin dibinden geldiği için pek göze çarpmaz. Enerjinin dünya gündemine oturması ve elde etme savaşı mıdır, zayıflayan Osmanlı’yı ve esas olarak onun misyonunu dünyadan silme savaşı mıdır veya bir sürü arka plan?

                İnsanın fıtratı sonsuza göre ayarlanmıştır, bu insan ister Müslüman olsun, ister başka dinlerden, fark etmez. Ne var ki, ölümsüzlüğe dünyada bir çare bulunamamaktadır. Oysa onun emelleri, hayalleri adeta sınırsızdır. Bütün bu hayallerine tam ulaşacak olduğu bir sırada ölüm, onun bu emellerini ve hayallerini silip süpürmektedir. Bu bir paradokstur, onun için; adeta bir gaz sıkışmasıdır ve her an patlamaya hazırdır. Bu paradoksunu çözemediği sürece hem kendi iç çatışması alevlenecek ve hem de dünyayı, kendi dışındaki varlıkları alevlere sarmaktan çekinmeyecek, adeta bundan sadistçe bir zevk duyacaktır.

                İnsanın en büyük ve belki de tek büyük problemi, iç dünyasından sonsuzluğa kendi elleriyle bir pencere açamaması ve sürekli bir kaygıyı ve hırçınlığı hep içinde taşımasıdır. Bu nedenledir ki, kavgacıdır, zaman zaman zalimdir, bencildir. Başkaları, onun hayallerine ve emellerine hizmet ettiği veya paralel yürüdüğü sürece makbuldür ve savaş nedeni değildir. Aslında fıtratı sonsuza kapalı insanın dostu yoktur; çünkü onun dostluğa tahammülü bulunmamaktadır. Cennet hayalinin, ölümsüzlüğün ve ebedi mutluluğun dünyada gerçekleşeceğini sanan ve uman insan ölümle, yaşlılıkla ve sıkıntılarla bu duygusunun alt üst oluşuna adeta isyan etmektedir. Bu iç ateş, zaman zaman intiharlardan küçük çatışmalara, savaşlara, dünya savaşlarına neden olabilmektedir.

                “Gezi Parkı” olayı elbette ki bir savaş unsuru değildir, ama birikmiş ve sıkışmış “sahip olma” duygusunun bir dışa vurumu sayılamaz mı?  Bir kısım Türk medyası ve dünya medyasındaki yazılıp çizilenlere bakıldığında, topyekün bir ruh sıkışmasının patlaması olarak görülemez mi? Sahip olunan şeylerin elden kayıp gitmesi ve bunların görünürde bir daha ele geçme şansının gözükmemesi, cenneti dünyada kurmak isteyenlerin bütün hayallerini cehenneme çevirmek değil midir ve buna dayanabilmek kolay mıdır?

                3 Haziran Pazartesi günü Cemal Reşit Rey’de bir ödül törenindeydim. İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile Ensar Vakfı Değerler Eğitimi Merkezi’nin ortaklaşa düzenlediği ödül töreninin adı “Değerler Olimpiyatı” idi. İnsanlığın ortak değerlerini konu alan yarışma, İstanbul’daki tüm okulları kapsıyordu ve her dalda derece alanlara ödülleri verildi. O kadar ilginç projeler, ürünler, eylemler ortaya konulmuştu ki, duygulanmamak ve gelecek adına ümitlenmemek mümkün değildi. Evet, çocuklarımız ve gençlerimizin hayalleri ve emelleri ne yetişebilmek zorlaşmıştı. Ama bütün bunlara rağmen bir öğretmene ihtiyaç duydukları da bir gerçekti.

                Tören bitiminden sonra CRR’den Beşiktaş’a doğru yaya inmeye koyuldum. Dolmabahçe Sarayı’nın önünden İnönü Stadı’na doğru yürüyen epeyce kalabalık bir gençlik grubuyla karşılaştım. Neredeyse tümü lise öğrencilerinden oluşuyordu. Sloganlarıyla, bazılarının maskeleriyle, yürüyüş stilleriyle gençlik enerjisini adeta kaldırımlara döküyorlardı. Bunlar bizim çocuklarımızdı. Yukarıda, CRR’de ödül alan da bizim çocuklarımız. Aslında aralarında pek büyük fark yoktu, her iki grup da içlerindeki enerjileri dışarıya boşaltıyorlardı. Yunus Emre demiyor muydu: “ Narın da hoş, nurun da hoş!” diye. İşte öyle bir şey!.. Şer sanılan şeyde hayır, hayır sanılan şeyde şer olamaz mıydı? Bundan sonra, bir zamana kadar, şerlere pek yer olmadığını tarihi iyi okuyanlar bilir. Tarihi iyi okuyanlar ve iç dünyalarındaki dumanlara bir pencere açabilenler.

                Gerçekten gençler ön yargısız olur. Söylem ve davranışlarında samimidirler. Onların bu safiyane duruşları, geçmişte de bolca görüldüğü gibi, hep istismar edilmiştir, karanlık yüzlerce. Bu tarz durumlarda karanlık odaklar, ulusal ve verensel, çirkin yüzlerini göstermekten çekinmezler ve adeta firavuni bir zevk duyarlar bundan. Karanlıktan ve kandan beslenen bu tiplere kızmak yerine, feraset ehlinin önlemini köklü bir biçimde alması, gelecek neslimiz açısından da önemlidir.

                Çocuklarımıza fıtratlarını tanıtır ve fanilik duygusuyla birlikte içlerindeki pencerelerinin sonsuzluğa açılışında onlara rehberlik yapabilirsek, “Gezi Park”ındaki yeşillikle birlikte, Cennet yeşilliklerinin sonsuz muştusuyla onların daha mutlu olmalarına yardımcı olmuş oluruz. Aksi takdirde gelecek günlerimizi çocuklar yönetebilirler; çünkü “sosyal medya” onların fenomeni ve topu topu birkaç kelimeden ibaret her şey!..

                “Gezi park”ındaki yeşillik Cennet yeşilliğine gidiyorsa mesele yok; aksi takdirde kimse cehennemi boylamak istemez.

                “Dedik ki: “Ey Âdem! Sen ve eşin cennete yerleşin, ikiniz de ondan dilediğiniz yerde bol bol yiyin, fakat şu ağaca yaklaşmayın ki, haddi aşan zalimlerden olmayasınız.” (Bakara: 35)

                “Bunun üzerine şeytan, onların ayaklarını oradan kaydırdı, ikisini de bulundukları yerden çıkardı. Biz de “Haydi, bazınız bazınıza düşman olarak inin ve size yeryüzünde bir zamana kadar yerleşim ve bir nasip alma var.” dedik.” (Bakara: 36)

                “Derken Âdem, Rabbinden birtakım kelimeler öğrenip yalvardı da, O da tövbesini kabul buyurup ona rahmetiyle yine iltifat etti.  Doğrusu, en fazla tövbeleri kabul eden, en çok merhamet sahibi ancak O’dur.” ( Bakara: 37)

                NOT: Ey Nebi! Sen Mirac ederken bizler dünyada nelerle uğraşmaktayız? Namazı Mirac edememenin boğucu dumanı ruhumuzu sarmış; namazımızı Mirac eyle Allah’ım ve gençliğimizin miracını da namaz eyle.  Miracınızı kutluyorum, kardeşlerim.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 532 474 76 40