• BIST 97.726
  • Altın 145,625
  • Dolar 3,5781
  • Euro 4,0001
  • Rize 16 °C
  • İstanbul 19 °C
  • Ankara 13 °C
  • Trabzon 17 °C
  • Samsun 14 °C

'Golf pantolonlu halkçılar' Ya da ne okumak?

D. Ali TAŞÇI

 

 

 

Zaman zaman karşılaştığımız bazı dostlar, kendileri ve çocukları için kitap tavsiye etmemi ısrarla istediler. Bireysel olarak neler okuyabilecek veya okutabilecek olduklarını sordular, ya da köşemde bir kitap listesi yayınlamamı söylediler.

 

Zor iş! Elbette tavsiye ettiğimiz kitaplar vardır; ama bir genelleme yapmak ne kadar uygun olur?

 

Esas sorulacak soru şudur:

 

Çocuklarımıza, gençlerimize okutabilecek olduğumuz veya tavsiyede bulunabileceğimiz kitaplarımız var mıdır? Varsa ne kadardır?

 

“Aman efendim, kendi klasiklerimiz ne güne duruyor? Dünya klasikleri, şunca yıldır dünyayı yönlendiriyor!”

 

Ya… Demek öyle!..

 

Bizim klasiklerimizi okuyarak büyüyenler, bugüne kadar bizi yönettiler. Eğer siz, ülkemizin halinden, aydınımızın duruşundan memnunsanız, klasiklerimiz faydalı işler yapmıştır. Memnun değilseniz, hangi klasik?..

 

Gerçekten bu toprakta yetişmiş, bu vatanın havasını solumuş, bu milletin değerlerine bağlı “aydın”ımız var mıdır? Varsa biz neden bu hallerdeyiz? Çünkü aydın, bir toplumun nabzıdır. Maalesef nabız tekliyor!

 

Dünya klasikleri mi? Ne diyelim, dünya klasiklerini okuyarak yetişenler, şimdi dünyayı yönetiyorlar. Dünyanın yönetiminden memnunsak, dünya klasikleri bir iş başarmış demektir. Peki, memnun muyuz?

 

 “Aydınlarımız”dan örnek olmak üzere bir alıntı yapmak istiyorum. Gerçek münevver Mahir İz Hoca’nın “Yıllarlın İzi” adlı, hatıralarını yazdığı, bir nevi otobiyografik nefis bir eseri vardır. (Ne okuyalım, diyenlere duyurulur.) 1921 yılında “İstiklal Marşı” yazma yarışması düzenlendiği zaman, bu yarışmaya 724 şiir katıldı. Bunlardan 6 tanesi finale kalır. (Tabi Akif henüz yazmamıştır.) Finale kalan şiirlerden birinin yazarı da şair Kemalettin Kamu’dur. Dokuz dörtlük olarak yazdığı “İstiklal Marşı”ndan bir dörtlüğü şöyledir:

 

 “Yeter, ey Kâbemizi / Elimizden alanlar/

   Alıkoyamaz bizi / Yolumuzdan yalanlar.”

 

Tarih,1921. Aynı adam, üç-beş sene sonra ise, “İstiklal Marşı”nı yazdığı kalemin mürekkebi daha kurumadan şunları yazar:

 

 “Ne örümcek, ne yosun/ Ne mucize, ne füsun/

Kâbe Arab’ın olsun / Çankaya bize yeter.”

 

Çocuklarımıza ne okutalım?

 

Reşat Nuri Güntekin mi? Necip Fazıl’ın “Allah’a inanıyor musunuz?” sorulu anketine “hayır!” dediği için mi? “Yeşil Gece” adlı romanında, din adamlarını yere batırıp, “kutsal” ile dalga geçtiği için mi?

 

Bir Kurban Bayramı’nda, bürosunun kapısının üzerine, “Müslümanların bayramında ziyaretçi kabul etmiyorum.” diye yazan Nurullah Ataç’ı mı okutalım?

 

Allah’a küfrederek, başını hastane duvarına vura vura ölen Ziya Gökalp’i mi?

 

 Niyazi Berkes’in “Unutulan Yıllar” adlı hatıralarında yazdığı gibi, “Niyazi, bilir misin, ben bir fikir orospusuyum.” diyen Türk aydınının kitaplarını mı?

 

Yine aynı yazarın “Golf pantolonlu halkçılarımız” tabirini kullandığı “aydın”lardan birinin yazdığı şu şiir için “Orada bir köy var uzakta / O köy bizim köyümüzdür / Gitmesek de görmesek de / O köy bizim köyümüzdür.” Ne diyor bakınız: “Şair” utanmadan böyle şiirler yazmış! İnanılır gibi değil. Bu zırva sözlere “şiir” diye hayran olanlar var hâlâ.” dediği şairin şiirlerini mi?

 

Köyü, köylüyü görmeden oraları yazmaya kalkışan samimiyetsizlerin ikiyüzlü satırlarını mı okutalım?

 

Kimi okutalım? Lütfen kızmayın, şunu da yazacağım. Radyodan Hitler’i dinlerken, Hitler’in ne dediğini anlamadığı halde, sözlerinin gümbürtüsünden bayılmış, vücudu kaskatı olmuş ve doktor çağrılmış olan Peyami Safa’yı mı?  ( O dönemin aydınlarının fotoğraflarına bakınız, hepsinin bıyıkları, Hitler’in bıyıklarına benzemektedir.)

 

Müslüman kardeşlerim bana kızmasınlar; ama şunu da yazacağım: “Kısa bir süre içinde benden Tevfik Fikret şiirlerini ezbere öğrenmiş olan Pakistanlı Profesör Fazlur_Rahman…” (Unutulan Yıllar, Niyazi Berkes, İletişim Yay, 2.basım, s. 32) Tevfik Fikret hayranı bir “İslam bilgini”nin yazmış olduğu kitapları mı?

 

   Uzatmayalım.

 

 Kur’an okuyun. Siyer okuyun. Mehmet Akif’i anlıyorsan oku. Ama Necip Fazıl, Cemil Meriç, Sezai Karakoç okumadan, söz söyleme.

 

Eskilerden mi?

 

Sabah, öğle, akşam Mevlana’nın “Mesnevi”sini oku. Anlıyorsan, İbn-i Arabi’nin “Füsüs’ul Hikem”ini oku. Attar’ın “Mantık-el Tayr”ını oku. Şeyh Sadi’nin “Bostan ve Gülistan”ını oku. Gazali’yi hatmet. (Kimya’yı Saadet ve İhya’sı önemli.). Said-i Nursi’yi oku.

 

   Seyyid Kutub, Ali Şeraiti, S. Hüseyin Nasr oku! ( Şimdikilerden)

 

   Okumak, bir ömür işidir; kendini ona göre ayarla.

 

   Bu hafta, ayaklarımızı yere basalım istedim.

 

   Okumadan, düşünmeden hiçbir şeyin olamayacağını bir anlasak.

 

   Ne yazdık ki, çocuklarımıza onu okutalım? (Son zamanlarda güzel kitaplar yazılıyor, hak yemeyelim!)

 

Çocuklar derken büyükler için kitaplar sıraladım. Büyükler örnek olmadan çocuk yetişmez ki!

 

Çocuklarımızın fiziki sağlığından, onların “okuma sağlığı”nı daha önemli tutacak olduğumuz zamana kadar sürünmeye devam edeceğiz.

 

Evinizdeki bütün eşyaların değeri kadar kitabınız yoksa lütfen, gelecekle ilgili hayallerinizi gözden geçiriniz.

  • Yorumlar 2
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40