• BIST 109.330
  • Altın 156,133
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • Rize 10 °C
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara -2 °C
  • Trabzon 12 °C
  • Samsun 5 °C

Güdenler günahkâr da koyunlar masum mudur?

Seyfullah FIRAT

                         İnsanlık tarihi hakkında veya insanlık tarihinin bugüne kadar nasıl seyrettiği hususlarında, ilahi dinlerin bakışı dışında çeşitli insani görüşler de vardır. Bu görüşlerden en muteber olanı hangisidir konusunda da insanoğlu henüz ortak bir karara varabilmiş değildir.. İlahi dinlerin meseleye bakışı hemen, hemen her semavi dinde aynıdır. En son din ve hak din olan İslam dini insanlık tarihini hak ve batılın kavgası çizgisinde temellendirmiştir, bu tartışmasız doğrudur. Hak ve batıl çevreler; yüce dinimiz nezdinde inananlarla, inanmayanlar şeklinde sınıflandırılır.
          
                         Sanayi toplumu sürecinde insan aklı ürünü olarak ortaya çıkan ideolojiler, doktrinler veya felsefi görüşler meselenin adını daha başka ve çeşitte ortaya koymuşlardır. Bu bağlamda ideolojilere kısaca ve kuş bakışı baktığımız zaman; konu başlıkları olarak Kapitalizm, Komünizm ve Faşizmi sayabiliriz. Söz konusu bu ideolojiler her ne kadar birbirlerinin zıddı gibi görünse veya öyle gösterilmeye çalışılsa da, her üçünün de en barız ortak özelliği batıl ve kısır oluşlarıdır. İnsanoğlunun hemen, hemen üç asra yakın bir zamanını çalan ve ilahi dinlere inat bir mantıkla ortaya çıkan ideolojiler esasen batıl in sistematik tarzda kendilerini gösterime çıkarmasından başka hiçbir şey değildir. Değişik coğrafyalarda, birbirlerinden farklı toplumlarda veya farklı toplum şartlarında ortaya çıkmış olmaları bunların birbirlerinin zıddı olduklarını iddia etmeye yetecek bir sebep değildir. Geride bıraktığımız süreçte aynı toplum içerisinde söz konusu ideolojilerin kırıntıları aynı toplum yapısı içerisinde bir birlerinin zıtları veya karşıtları olarak sahne almış olsa da yinede bu ideolojiler temelde aynı kaynaktan beslenirler. Söz konusu ettiğimiz ideolojilerin veya bu ideolojilerin farklı açılımları olan farklı versiyonlarının hepside güçlünün istediği şekilde yol haritaları belirlemişler ve hepside bir şekilde gücü ilk eline geçirenlerin istekleri ve çıkarları doğrultusunda hareket tarzı geliştirmişlerdir. Bir zamanlar işçi olan bir kişinin daha sonra bir şekilde parayı bulması onu Kapitalistler sınıfına taşır ve bu dünün hak arayan emekçisi bu defa hak gasp eden bir canavara dönüşür.

                      Tarım toplumu döneminde ekonomik, siyası, kültürel alanlarda görülen kavganın temelinde iki tür insan varlığını görürüz. Birisi güçlü olan Ağa takımı, diğeri de Ağaların akıl oyunlarına ve baskılarına yenik düşmüş ırgat denilen kesimdir. Ağa denilen insafsız her ne kadar günahkar olsa da, ırgat denilen takım da en az ağa denilen zalim kadar günahkardır. Çünkü; Ağa denilen insanı ağa yapan kendi gücünden daha çok ırgat takımının güçsüzlüğüdür ve uyuşukluğudur.  Esasen ikisi de eşit şartlar da yaratılmış, birisi akıl oyunları kurarken diğeri tepkisiz kalmış veya yan gelip uyumuş, bu uyutulmuşluğun sonunda da ipler zalimin eline geçmiştir. Sanayi toplumu sürecine geçilince de, bu defa dünkü ağa şalvarını çıkartıp pantolon giyip kravat takmış ve patronluğa terfi etmiş;  geçmişte ırgat olan da bu defa başına sarı veya kırmızı bir şapka konularak emekçiliğe terfi ettirilmiştir.

                      Her iki dönemde de zalim mazlumu ezmiş ve iliklerine kadar da sömürmüştür. Sömürü çarkları iki şekilde dönmüştür. Birincisi bireyler arasında olmuş ve ikinci aşamada ise kitleler ve toplumlar arasına dönerken, esas sömürü çarkı milletler arasında dönmüş ve tarihin seyri milletler arası rekabetler, kavgalar ve savaşlar şeklinde seyretmiştir. Biz Türk milliyetçileri olarak, inkar edilemez bu gerçeklerden dolayı insanlık tarihinin sınıflar arası kavgasından ibaret olmayıp, milletler arası savaşlardan ibaret olduğunu iddia ederiz. Sınıflar arası kavga, Ahmet ile Mehmet in kavgasının biraz daha gelişmiş şekli olan Ahmetler ile Mehmetlerin kavgasıdır. Esas kavga milletler arasında olmuş ve bu kavganın büyük ekseriyeti kuzey batı dünyası ile diğer dünyalar arasında cereyan etmiştir ve halende etmektedir. Batılı Emperyalistlerin geliştirmiş oldukları modeller insanlığa dayatılmış, yeri geldiğinde de söz konusu ideolojiler çeşitli akıl oyunlarıyla da beslenerek uyutulan bir takım aptallara veya saf olanlara pazarlanmıştır. Meseleye konu olan aptallar arasında sıradan insanlardan daha çok genellikle borusu daha güçlü öten sözde entelektüeller ve  ülkelerin kaderlerine hükmedenler vardır.  Kısaca ifade etmek istersek, batılı batiler değirmen kurmuş, diğer dünyaların aptalları da bu değirmene ucuzundan su taşıyan hamallığa razı olmuşlardır. Bizim için önemli olan diğer dünya ülkelerinden daha çok İslam ülkelerinin ve özellikle Türkiye’nin durumudur. İslam ülkeleri yüce dinimizin hak ve batıl diye tasnif ettiği insanlığın hak cephesinde yer alırlar. Nasıl olurda hak cephede yer alanlar, tekbirlerin gölgesinde batılın değirmenine su taşıma zavallılığını yaşarlar. Bu yanılgımızın ve gafletimizin kaynağına inmeden maalesef yatmış olduğumuz uykudan uyanamayız ve şeytanların kırıntılarının tasallutundan kurtulamayız. Şimdi dilerseniz, tamamen yansız ve tarafsız bir gözle son on yılın Türkiye sine kısaca bir bakalım. Yapılan bütün yanlışları bir yana koyalım ve hatırlatmaya da gerek duymuyorum. Tek bir noktanın altını çiziyorum. T.C ibaresi devlet hayatın dan çıkarılmak üzeredir. Bu ibare rahatsız edici bulunmuş ki, uygulamalar bu noktalara gelip dayanmıştır. Bundan on yıl önce söz konusu uygulamayı yapmak bir tarafa, bunu dillendirenin bile boynu koparılırdı. Peki, şimdi neler oldu da bu millet bütün bu olaylar karşısında bile en ufak bir demokratik tepki geliştiremiyor. Demek ki, bu on yıl içerisinde millete yeni bir format atıldı, ordu yeniden dizayn edildi veya esir alındı ki bütün bu işler kotarılır oldu. Her akliselim insan bilir ki, her balık aynı yemle avlanmaz ve her balığın yemi farklıdır. Komünizmin hareket alanı bulamadığı toplumlarda sulandırılmış şekli olan Sosyalizm devreye sokulur. Vahşi kapitalizme tepki duyulan başka bir yerde Liberalizm diyerek akıl oyunları kurarlar. Son yıllarda peyda edilen İslami Sosyalizm, İlimli İslam veya diyalogcu projeler hep aynı oyunun farklı versiyonlarıdırlar. Uyuşturma tezgâhlarını kuranlara küresel eşkıyalar adını koyarsak, bu tezgâhlarda üretilen kumaştan elbise giyenlere, küresel şeytanların oyunlarına gelenlere nasıl bir ad koymak lazım gelir acaba. Güden günahkârdır ve bunu hepimiz kabul ediyoruz da, ya şu koyun gibi güdülmeye rıza gösteren eşrefi mahlûkata ne demek lazım? Biz iddia ediyoruz ve diyoruz ki, gün gelecek mazlumlar uyanacak ve söz konusu tezgâhları bozarak masum ve aç insanların tırnakları zalimlerin nükleer silahlarını yenmeyi Allah in izniyle ve takdiriyle başaracaklardır.

  • Yorumlar 7
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40