• BIST 106.711
  • Altın 143,514
  • Dolar 3,5567
  • Euro 4,1387
  • Rize 25 °C
  • İstanbul 27 °C
  • Ankara 21 °C
  • Trabzon 23 °C
  • Samsun 21 °C

HA BUGÜN, HA YARIN

Bilge FIRAT

Ne zaman büyüdük? Yılları hangi ara devirdik hiç anlamadım!
Çocukluk yıllarımızdan ne zaman sıyrıldık, bu yaşlara hangi ara gelip sırt dayadık…
Teker teker bitirdik günleri, gülüşleri…
“Daha dün gibi” diye başlayan cümlelerimizi kurmanın yaşına da bir çırpıda erişti her birimiz.
“Kahve içme yaşına ne zaman geleceğiz?” diye dert yanardık çocukken, anne babamızın kızmalarına rağmen onların evde olmadığı vakitler kardeşlerle ortaklaşa kahve partileri düzenlenirdi. Annelerin “zamanı gelir, lazım olur” diye sakladığı her ne varsa, o kısacık zamanlarda bulunur getirilirdi ortaya, kardeşlerin huzuruna…

Kahve içme yaşını çoktan tükettik farkına varmadan, şimdi azıcık dahi içsek “bak gördün mü, yine çarpıntı yaptı bende” sözleri dökülüyor dilimizden…

30’lu yaşlardan sonra her yeni yaşımızı “bu yaş bana hiç yakışmadı” diye karşıladık durduk. Oysa ömrümüzün her yılı ayrı bir güzellik katıyordu bizlere. Bazen yüzümüzde yılların anısı hatırına bir kırışıklıkta, bazense gülüşlerimizdeki, bakışlarımızdaki “o yılları ben iyi bilirim” de saklıyor kendini yeni yaşımızın güzelliği.

Gençler her ne kadar buna “Aman bea, bunamışın sen yaw” diye karşılık verseler de, bu yaş cehaletin içerisinde ne kadar da kuru kaldığımızı fark ediyorduk böylece.

Fark etmeye devam edeceğiz, yılları bir çırpıda tüketmeye devam etsek de.

Her gününü bir yıl, her yılını bir ay gibi yaşadığımız şu karmaşık uzunluktaki ömürde nice insanlar tanıdık; kimine dost, kimine arkadaş, kimine sıradan biri, kimine düşman dedik. Peki, bizim yerimiz neydi? Bunu hiç düşünmedik!

Zaman sürüp gitmiştir, bir takım sorumluluklar sizleri çevrenizden, dostlarınızdan uzaklaştırmıştır. Yıllar sonra O’nu tekrar gördüğünüz zaman kaldığınız yerden devam edebiliyorsanız muhabbetinize, dostluk kendini atılmış olduğu tozlu raflardan çoktan bırakmıştır ellerinize;

—İşte buradayım. Yıllar önceki gibi yeniden tut ellerimden, acılarını anlat, acılarımı anlatayım ve dinle. Ekmeği tam ortadan paylaşalım, yanlış bölüşmelerde hep büyük payı bana uzat, tartışmamız çıksın bu yüzden “küçük pay bende kalsın”…

İnsanın kavuştukları arttıkça özlem duydukları da artıyor aynı orantıda, belki de kat kat fazlasıyla. Bir şeye kavuşmuşken, aynı zamanda başka bir şeye veda edebiliyoruz. Kiminin geri döneceğini bilerek, kiminin ise sadece anılarda kalacağını bilerek yaşamımıza devam ediyoruz.

Özlem duyduğu kadar unutmaya da yatkındır insan. “Unutmayacağım” dediklerimizi bile bir sıraya koyarız unutulacaklar listesinde. Bölüşülen ekmekler, paylaşılan sıralar, okuldan kaçma anıları, hastalıklar da mutluluklarda yanında olma gayretleri… Unutmak istedi mi, unutur insan. Ya da verilen değer ‘bir anlık’ olunca zaman önüne katıp gidiyor tüm yaşanılanları. Giden her neyse, geride kalan o gözden kaybolana kadar peşinden bakar. Sonrası, sene de bir düşer hatırlara…

Bazen en büyük yalancıdır insan, kendine bile; “SENİ HİÇ UNUTMAYACAĞIM”, en fazla iki sene!

Vefasızlık neden insana özgü bir sıfat? Birçok zaman layıkıyla gelmiş yapışmış yakamıza, her ne kadar “vefasız değilim” desek bile. Şöyle bir düşünün hele, kaç dostunuz var arada sırada aramanızı bekleyen. İnat mı ettiniz yoksa “en son ben aramıştım, bilmem kaç yıl önce bir bayramda”…

Ha bugün, ha yarın derken… Kaybetmeyi mi bekliyoruz, bilmem!

  • Yorumlar 4
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40