1. YAZARLAR

  2. Fikret ANDIÇ

  3. HADDİ BİLMEK, HADDİ AŞMAK
Fikret ANDIÇ

Fikret ANDIÇ

Yazarın Tüm Yazıları >

HADDİ BİLMEK, HADDİ AŞMAK

A+A-

 

‘’Benim işim insanlara haddini bildirmek değil, haddimi bilmektir’’  demişti edebiyatçılarımızdan biri.

Bu ne kadar büyük bir iddia ve ne kadar büyük bir cümledir biliyor musunuz kıymetli dostlar acaba? Sıradan, basit bir cümle gibi duruyor ama muhteviyat olarak bakıldığında iddia çok büyük…

 Bunun adı kısaca ‘’KULLUK’’ tur. Bunun adı insanın kendi nefsini Rabbinin muradına ram etmesidir.

 Bütün mesele bu değil mi kıymetli dostlar haddini bilmek yani öncelikle kainattaki konumunu bilip ardından Yüce yaratıcıyla arandaki bağı ortaya çıkarıp devamında ilahi nizama boyun eğmek ve ihlasla  o nizama sarılmak ve ölçüyü hiçbir zaman şaşırmamak …. Ölçüye göre yaşamak ,  hayata bir standart getirmek, bu standardı rehber edinmek ve bunu bir ömür boyu uygulamak…Dinini dünyaya değil dünyanı dinine uydurmak…

ALLAH ve RESULUNUN İlkeleri mi , NEFSİMİZİN ilkeleri mi?

Meselenin bir boyutu da kıymetli dostlar inancımızın temelinde ‘’HAD BİLME’ nin olmasıdır. Yani Rabb-ü l Alemin şunu salık veriyor bize: ‘’ Ey insan haddini bil.  Ben, senin Rabbinim  ,   bütün mevcudatınla bana bağlısın ve benim kontrolümdesin, sakın bu halinle büyüklük taslamaya kalkma , kainattaki yerini bil ve koyduğum nizama uy’’  işte bundan sonra başlıyor insanın imtihanı. Bundan sonra başlıyor kömürle zümrütün ayrımı..

 Aslında insan şunu biliyor kainattaki her varlığın bir programı var neden benim olmasın, kainatta her varlığın bir ölçüsü ve yaratılış gayesi var neden benim olmasın?  İşte tam da bu minvalde   insanın iç dünyasına yerleştirilmiş bir cevherle karşılaşıyoruz.

‘’NEFS’’

Hiçbir kanun, kural, sınır tanımayan ,  ayeti kerimenin beyanıyla ‘’muhakkak kötülüğü emreden’(Yusuf-53)  bir iç dinamik. Öyle bir iç dinamik ki ilahlık davasına dahi kalkışabiliyor, öyle bir iç dinamik ki bin bir türlü manevi hastalığı bünyesinde barındırabiliyor. Bu manevi hastalıklardan özellikle kibir ve riya ucu şirke çıkan iki büyük illet…Mevlana’nın tabiriyle uykudaki ejderha…Tasavvuf erbabının tarifiyle insan vücudunu sarmalamış ahtapot…

Kişinin nefsiyle mücadelesini Efendimiz(sav), büyük cihad diye tanımlıyor. Yani savaş meydanından daha çetin bir mücadelenin adıdır kişinin kendi nefsiyle mücadelesi ,diyor.

İşte  nefs dediğimiz bu cevheri bilen ,Rabbini biliyor. Bu düşmanı tanıyan Rabbini tanıyor. Tasavvufi tabirle bu vahşi atı ehlileştirip evcil hayvana çevirip üzerine eyeri yerleştiren vuslatı yaşıyor. 

Ayeti Kerimenin beyanıyla  ‘nefsini arındıran ,felaha ermiştir.’’(şems/9)

İşte bu canavarı terbiye edip Rabbine boyun eğdiren FECR-27 ile muhatap oluyor.

İşte bundan dolayı     ‘’ilim, ilim bilmektir ; ilim, kendin bilmektir

                                        Sen kendini bilmezsen bu nice okumaktır?.. 

 diyor bizim Yunus…Yani kendini tanımadan , haddini bilmeden ,kainattaki konumuna bakmadan ,sınırlarını bilmeden ne kadar okursan oku nafile; kütüphanende yirmi bin kitabın olsa bile kıymeti harbiyen yok. Çünki sen sadece nefsini tatmin etmişsin insanların gözünde yer edinmek için ejderhanı beslemişsin.

Kişi ömrü boyunca nefsinden ,nefsani hastalıklarından bir gram haberi olmadan bir ömür yaşıyor sahne-i dünyada ve göçüyor dar-ü bekaya…Heyhat!  bu ne büyük bir gaflet. .Gelmiş dünyaya büyümüş, okumuş, çalışmış, çoluk çocuk sahibi olmuş, yıllarca ibadet etmiş ama nefsini bir gram tanımadan göçmüş ebedi memlekete. Büyük ecir ve mükafat beklerken devasa bir hüsranla karşılaşmışsın. Efendimizin (sav) tabiriyle ‘’ GERÇEK MÜFLİS’’

Nefs-i Emmarenin girdabında savrulup durmuşsun bir nebze nefsin kötü sıfatlarından olan kibir,ucb,riya,hased,şöhret,makam,öfke,gadap,dünya sevgisi,malayani,şehvetperestlik,gıybet ,açgözlülük,kin…vs. hastalıklardan hiçbirinin farkına bile varmamışsın kendini hep iyilerden görmüşsün, cennetten başka hiçbir yere kendini yakıştıramamışsın …..oh ne güzel dünya … evliyanın en önde gelenleri dahi nefsini tanıdıkça feryad-u figan edip  nefsin bilinmez dehlizlerinden Rabbine sığınırken  sen hiçbir zaman burnundan kıl aldırmayıp en küçük iyi niyetli eleştiriye dahi kulak tıkamışsın….Gafletin doruk noktası bu olsa gerek….

‘’İnsanlara iyiyi güzeli anlatıyorum, onların hidayetine vesile oluyorum ya da hafız yetiştiriyorum ya da fakir fukara doyuruyorum ve yahutta  islam davası için uğraşıyorum’’ diyen bir insanın bile koskoca bir hüsranla karşılaşabilme riski var eğer nefsine pay çıkarmışsa….

Efendimiz (sav) öyle buyurmuyor mu:

"Sizin hakkınızda en çok korktuğum şey küçük şirktir." Ashab-ı Kiram dediler ki:

- "Ya Resûlallah, küçük şirk nedir?" Resûlullah (s.a.s.):

- "Riyadır. Yani başkalarına gösteriş için ibadet yapmaktır. Allahu Teala, kıyamet günü herkesin amelinin karşılığını verirken, insanlara gösteriş için ibadet yapanlara şöyle der: "

Ya da şu hadise bakalım kıymetli dostlar,

Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyuruyor:

"Kıyamet günü hesabı ilk görülecek kişi, şehit düşmüş bir kimse olup huzura getirilir. Allah Teâlâ ona verdiği nimetleri hatırlatır, o da hatırlar ve bunlara kavuştuğunu itiraf eder. Cenâb-ı Hak:

- "Peki, bunlara karşılık ne yaptın?" buyurur.

 "Şehid düşünceye kadar senin uğrunda cihad ettim" diye cevap verir.

 "Yalan söylüyorsun. Sen, "Ne babayiğit adam!" desinler diye savaştın, o da denildi" buyurur. Sonra emrolunur da o kişi yüzüstü cehenneme atılır. Bu defa ilim öğrenmiş, öğretmiş ve Kur'an okumuş bir kişi huzura getirilir. Allah ona da verdiği nimetleri hatırlatır. O da hatırlar ve itiraf eder. Ona da:

"Peki, bu nimetlere karşılık ne yaptın?" diye sorar.

 "İlim öğrendim, öğrettim ve senin rızan için Kur'an okudum" cevabını verir.

"Yalan söylüyorsun. Sen "âlim" desinler diye ilim öğrendin, "ne güzel okuyor" desinler diye Kur'an okudun. Bunlar da senin hakkında söylendi" buyurur. Sonra emrolunur o da yüzüstü cehenneme atılır. (Daha sonra) Allah'ın kendisine her çeşit mal ve imkân verdiği bir kişi getirilir. Allah verdiği nimetleri ona da hatırlatır. Hatırlar ve itiraf eder.

"Peki ya sen bu nimetlere karşılık ne yaptın?" buyurur.

"Verilmesini sevdiğin, razı olduğun hiç bir yerden esirgemedim, sadece senin rızânı kazanmak için verdim, harcadım" der.

 "Yalan söylüyorsun. Hâlbuki sen, bütün yaptıklarını "ne cömert adam" desinler diye yaptın. Bu da senin için zaten söylendi" buyurur. Emrolunur bu da yüzüstü cehenneme atılır. (Müslim, İmâre, 152)

 

Eğer Rabbin için yaptığın bir amelin içine birazcık ‘’ben ‘’ karıştırmışsan işte o zaman başlıyor sıkıntı.

 Değerli dostlar İHLAS’da bu değil midir zaten yaptığını sadece ve sadece RIZA-İ BARİ için yapmak….Sadece ve sadece O’nun muhabbeti için….

Hani Efendimiz(sav) buyuruyor ya ‘Düşman arıyorsan , nefsin sana kafidir’’. Acaba nefsini düşman kabul eden ve bu büyük mücadelenin içine giren var mıdır diye merak ediyorum. Bunu gerçekten çok merak ediyorum. Kişinin nefsiyle mücadele örneklerine hep ‘’HAYATÜS SAHABE’de ya da TEZKİRETÜL EVLİYA’da mı rastlanır günümüz dünyasında hiç mi yok?

Efendimiz’in (sav) karpuzu nasıl yediğini bilmediği için ömrü boyunca karpuzu ağzına almayan muhabbet örnekleri günümüz dünyasında yok mudur? Ya da nefsi kendisine çok güzel konuşuyorsun dediği için yıllarca susan dervişler günümüz dünyasında yok mudur?

 Düşünsenize çok büyük bir haksızlığa düçar olacaksınız ve sizin de gücünüz yettiği halde bağışlayacaksınız.. Yada Hz. Ali (kv)  misali savaşta hasmınızı tam tepelemek üzereyken suratınıza tükürülecek ve tam o anda kendisini affedeceksiniz.  Ya da arkadaşınız size olmadık hakaretleri edecek ve siz onu bağışlamak bir kenara dursun Bilal-i Habeşi misali kapısının önüne yatacaksınız. İslam tarihi böylesine büyük enstantanelerle dolu…

Ya biz…

Biz de bu nüanslardan bir küçücük esinti dahi olmayacak mı?

HADDİ AŞANLARDAN EYLEME YA RAB…Dua ile…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.