1. YAZARLAR

  2. D. Ali TAŞÇI

  3. HAKİKAT BAZEN BİR MECZÛBUN DİLİNDEN AKAR
D. Ali TAŞÇI

D. Ali TAŞÇI

Yazarın Tüm Yazıları >

HAKİKAT BAZEN BİR MECZÛBUN DİLİNDEN AKAR

A+A-

 

            Beşinci Abbasi Halifesi Harun Reşid ile onun yanında sık sık bulunup, Harun Reşid’e zaman zaman nasihatlerde bulunan meczûb, Hak aşığı Behlül Dânâ’nın menkıbeleri çoktur.

            Bunlardan birisi şöyledir:

            Halife Harun Reşid bir gün Behlül Dânâ’ya “Gel vezirim ol!” der. Böyle bir teklif karşısında herkes mutlu olur, adeta ayakları yere basmadan yürür. Bakanlık bekleyip de gece sabahlara kadar uyuyamayanları düşünün. Fakat Behlül öyle yapmaz ve Harun Reşid’e, “Bir danışayım.” der.

            Harun Reşid şaşırır, Behlül kime danışacak? “Peki” der, ama peşine de bir hafiye takıp Behlül’ü takip ettirir. Behlül, Harun Reşid’den ayrılır ayrılmaz tuvaletin yolunu tutar ve tuvalete girer; hafiye de onu izlemektedir. Biraz sonra tuvaletten çıkar ve Harun Reşid’in yanına gelir. Bu arada Behlül’ün tuvaletten başka bir yere gitmediğini hafiye, Harun Reşid’e söyler.

            Harun Reşid, “Danışacak olduğuna danıştın mı Behlül?”

            Behlül; “Danıştım Sultanım. Tuvalettekiler bana dedi ki, “Daha düne kadar tarlalarda, raflarda idik; itibarımız çok iyi idi. Milletin gözünü kamaştırıyorduk. Fakat insanların içine girdik; halimizi görüyorsun, ne hale geldik. Sakın insanların içine karışma!” dediler. Bu nedenle teklifinizi kabul edemiyorum!”

            Bu tip menkıbelerin yaşanıp yaşanmaması pek önemli değildir, vurguladığı anlam ve verdiği dersler önemlidir. Dünyevi kaygılar için insanların içlerine girip de bozulmayan, kimliğinden tavizler vermeyen insanlar çok azdır. Bol para gördüğünde, bir makama geçtiğinde, şöhreti yakaladığında önce semtini, sonra eşini, dostunu, hatta önceki inançlarını terk edenler az değildir. ( Mustafa Kutlu’nun “ Ya Tahammül Ya Sefer” isimli hikâye kitabını okumanızı tavsiye ederim.)

            Yediğimiz, içtiğimiz şeylerin hepsinin aynı şey olması söz konusu değildir; az da olsa kana dönüşenler de vardır. Toplumda elbette kan hükmünde olan insanlar mevcuttur; zaten onlar olmasaydı toplum kansızlıktan ölebilirdi. Ne var ki, dünya kuruldu kurulalı “iyi insanlar” hep azınlıkta olmuşlardır.

            Rahmetli annemin köy evimizde bir “süt makinesi” vardı. İnekleri sağıp süt elde ettiğinde, sütü getirir ve makinenin tepesinde bulunan geniş tasa aktarırdı. Sonra makinenin kolunu çevirir, tasa aktarılan süt de hareket ederek iki kanaldan akardı. Süt, bir kanaldan fazla, diğer kanaldan az akardı. Çocukluk yaşımla merak edip anneme sorardım; “Anne, süt her iki kanaldan da aynı akmıyor, niye?” diye. Annemin, çocukluk yaşımda bana söylediği hikmet yüklü sözlerini bu yaşıma kadar hiç unutmadım:

            “Evlâdım, kaymağı alınmış süt çok akan kanaldan akar, az akan diğer kanaldan ise kaymak akar. Yağsız sütten yağsız peynir yaparız, kaymaktan ise yağ olur. İnsanlar da böyledir evlât; kalabalıklar yağsız süt gibidir, az ve öz olanlar da yağ gibi. Fakat yağsız süt bozulursa ondan yine de bir şeyler yapıp yeriz de, yağ bozulunca ondan artık bir şey olmaz, onu çöpe atarız. Sen yine de hakikati kalabalıkların içinde arama, onu az ve öz olanların içinde ara!”

            Hayatta bilinçli tercihlerimiz yoksa kimin yanında olursak olalım, sonuç aleyhimize gelişir. Bilinçli tercih bilgiyle, yeterli değil, irfanla, hikmetle olur.

            Dünya hayatının bir oyun ve eğlenceden ibaret olduğunu, Kitabımız söylemektedir.

            İnsan yaşlandıkça mala karşı hırsı ve iştihası artar. Artar da arkasından sıkıntı- bela sökün eder: Zengin yaşlıların büyük bir bölümü malını, mülkünü kime bırakacağının hafakanlarını yaşar durur. Evlat belki tamam, ama ya o gelin; ona nasıl malını mülkünü bırakacak? Ya torunlar! “Dedemiz bir ölse de malına- mülküne bir konsak.” hayali ile yaşayan o torunlar?

            Sonunda helal haram demeden kazanılan mallar, istenmeyen varislere kalır ve onu kazanan da malının hesabını vermek üzere öteye gider. Geride kalanların da hesabını, varislerle birlikte, bu dede verecektir; çünkü varislerine haram mal bırakmıştır.

            Kur’an-ı Kerim üç önemli kişiden söz eder: Firavun, Karun ve Bel’am- ı Baura.

            Firavun, zalim devlet başkanıdır ve sacın bir ayağıdır; tek başına ayakta duramaz. Onu destekleyen bir zengin olmalıdır; bu da Karun’dur ve tarihte zenginliğinin örneği yoktur. Yine de sacayağı tamamlanmadı, üçüncü bir kişi veya gruba ihtiyaç vardır: Bu da Bel’am’dır; yani bu iki zalimi destekleyen “bilim adamı.” Sacayak tamamlandı ve zulüm arşa yükseldi, olur.

            Zulüm arşa yükselince de Allah, Musa’yı bir sandığa koyup Firavun’a yollar.

            Dünya mazlumlarının başına Musa’nın geçmesi yakındır; inanıyorsanız asla ümitsiz olmayın!

D. Ali TAŞÇI (dalitasci@hotmail.com) Twitter:@DAliTasci

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.