• BIST 107.882
  • Altın 143,804
  • Dolar 3,5304
  • Euro 4,1439
  • Rize 28 °C
  • İstanbul 25 °C
  • Ankara 24 °C
  • Trabzon 28 °C
  • Samsun 25 °C

HERKES GÖREVİNİ YAPIYOR

Seyfullah FIRAT

             Dünyanın hiçbir yerinde veya her hangi bir zaman diliminde hiçbir millet temel orijinlerini baypas ederek hayat sürdürememiştir. Her millet veya topluluk kendi milli değerleri ve ortak kültürleri sayesinde hayatiyet kazanırlar. Tarih göstermiştir ki; hangi millet kendisine sırt dönmüş ise veya kendi kültür hayatında keskin virajlar peyda etmiş ise o topluluklar tarihin mezarlığına yerlerini almışlardır. Hiçbir bitki kendi iklim dünyasından, kendine uygun toprak parçasından başka bir yerde nasıl ki sağlıklı bir şekilde yetişemez ise, insanlar da kendi içerisinde yetiştikleri kültür ortamı dışında başka yapay bir kültür içerisinde kendisi olarak kalamazlar. 

            İçinde bulunduğumuz çağın milletleri, geçmişe göre çok farklı değiştirilmelere veya dönüştürülmelere şahitlik etmektedir. Global veya küresel dayatmacı kültürlerin etki alanında kalarak milletlerin sosyal hayatına yapılacak her müdahale, o toplumun sessiz ve sedasız bir şekilde işgale uğramasından başka hiçbir şey değildir. Hormonlu sebzeler veya meyveler peyda edildiği gibi, hormonlu milletler veya topluluklar da peyda edilmek istenmektedir. 

           Asırlarca karşı durduğumuz veya söz konusu reaksiyonumuz sayesinde ayakta kaldığımız batı kültürünün etki alanına girerek çağdaşlaştığımızı düşünenler bu millete ihanet içerisindedirler. Dünyaya entegre oluyoruz gibi katmerli yalanların gölgesinde atılan her adım, yapılmaya çalışılan her sözde değişim; değişimden ziyade zoraki bir değiştirilmedir. Global veya küresel Emperyalistlerin bütün stratejileri milli değerleri aşındırmak, milli devletleri çökertmek ve bunun neticesinde de milletleri imha etmekten ibarettir. Bu gerçeğin farkın da olan Japonlar ve diğer bir takım uyanık milletler kendi milli orijinlerinden kopmadan çağların ötelerine geçmeyi hedeflerken, her nedense bizim sözde entelektüellerimiz veya siyasetçilerimiz kendi temel değerlerimize sırt dönerek milletimize yeni bir format atmanı hastalığının peşinden sürüklenmektedirler. 

          Kökleri ve renk ayrıntıları Atatürk’ün öldüğü günlere kadar uzanan ve bugün ayyuka çıkan batılıların peşine takılma hastalığı son zamanlarda bütün beşeri ve maddi hayatımızı maalesef kuşatma altına almış durumdadır. Milletin kaderine hükmedenler yine maalesef bu oyuna gelmiş zavallılar olmanın ötesine bir adım dahi atamayacak kadar güçsüz ve mecalsiz bırakılmışlardır. Kimileri geçmişe düşman edilmekle, kimileri tehdit veya şantajlarla korkutularak resmen birer kukla haline getirilerek bu milleti imha etme görevini bilerek veya bilmeyerek üstlenmiş bulunuyorlar. Elbette her millet kendi kültür dünyası içerisinde gelişir ve değişir. Hiçbir millet bulunduğu noktaya takılı kalarak varlıklarını devam ettiremezler. Ancak; bu noktada değişmekten veya gelişmekten bahsederken veya bunun özlemini duyarken küresel odakların zoraki değiştirme ve ya dönüştürme operasyonlarına yem olmadan bu süreçler geçilmelidir. 

        Bütün ön yargılarımızı bir tarafa iterek düşünecek olursak, içinden geçmekte olduğumuz süreçte müdahale edilmeyen, yozlaştırılmayan tek bir değerimiz veya kutsalımız kalmış mıdır?  Kültür hayatımız tepe takla edilmiş, ekonomik hayatımız özelleştirme adı altında küresel odakların himayesine terk edilmiş, dini hayatımız ise hepsinden daha tehlikeli bir şekilde, küresel odakların stratejilerine hizmet edecek şekilde dizayn edilmiş olan cemaat veya tarikatlara terk edilmiş durumdadır. Bugün resmen İslam tartışılmakta, ellerinden gelse yeni bir İslam keşfetmeye kadar işi götürmeye niyetli olan ucubelerin düdükleri ötmektedir. Kurtuluş savaşının ağır şartları altında atlarıyla cami çevrelerinde toplanan şühedalarımız camilerimizi at ahırlarına dönüştürdüler diye geçmişi karalamaya çalışan mendeburlar her nedense bugün kiliseleri törenlerle açanları görmezden gelebilmektedirler. O günün şartlarında camilerimizi at ahırlarına döndürdüler diye milleti kendine düşman etmek isteyen bindirilmiş kıtaların kiralık şövalyeleri her nedense o günlerde egeye girdiklerinde oğlan çocukları köy camilerinde toplayıp kirleten yunan domuzuna karşı, sakin onlara silah çekmeyin, onlar bizim misafirlerimizdir diye fetva veren satılmışları bilmezden gelirler. 

           Bu toprakların üzerinde yaşayan insanlar çok acılar gördüler ama en ölümcül sancılarını maalesef son yıllarda ve bu günlerde yaşıyorlar. Çok ciddi ve ciddi olduğu kadar bir o kadar da kirli bir beyin yıkama operasyonuna muhatap edilmek istenmekteyiz. Bu millete diş bileyenlerin kiralık çetesi terör örgütleri masumluk pozisyonuna taşınmak istenirken, terörle mücadele etmiş şerefli insanlar suçlu ilan edilmekte veya bu devlet sorgulanmaya kalkılmaktadır. Bütün bu densizlikler değişiyoruz denilerek kotarılmakta ve millet imha edilirken güçleniyoruz ninnileriyle millet evlatları uyutulmaktadır. Küresel odaklar iktidar ve muhalefet çevrelerine görevlerini vermişler ve herkes verilen görevlerini yapıyorlar. İktidarın yaptıkları veya yapmak zorunda bırakıldığı durumlardan müteşekkil manzara ortadadır. İktidarın yaptıklarına karşı muhalefet olanlar da istenilen şekilde çeşitli ayak oyunlarıyla devre dışı bırakılmıştır. Bu milletin deli sevdalıları olan Bozkurtlar evlerine tıkanmış, pencereye yaklaşanları susturmak içinde birileri avazı çıktığı kadar iktidara saldırarak penceredekilerin gazları alınmaktadır. Muhalefetin diğer kanadı her ne kadar muhalefet eder görünse de o da görevini yapmaktadır. Kısaca millet oyalanmakta ve birileri de milletin kimyasını değiştirmekle görevlerini icra ediyorlar. Velhasıl herkes görevini yapıyor ve hiç birinin diğerinden farkı yok. 

          Benim âcizane tespitim budur. İktidarıyla ve muhalefetiyle insanlığın omurgası olan Türk milleti ameliyat ediliyor. Bu milleti imha etmeden koca bir insanlığı kuşatmanın imkânsız olduğunu bilen küresel odaklar yıllarca yürüttükleri sinsi programlarla bu ülkeyi bugünkü noktaya getirmeyi başardılar. Tek korktukları şey bu milletin bir gün yeniden uyanma ihtimalinin halen canlı olmasıdır. İşte ben o kutlu günün özlemiyle doluyum.

  • Yorumlar 16
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40