• BIST 74.642
  • Altın 106,138
  • Dolar 2,9085
  • Euro 3,2635
  • Rize 25 °C
  • İstanbul 29 °C
  • Ankara 22 °C
  • Trabzon 25 °C
  • Samsun 23 °C

HİÇ BİLENLE BİLMEYEN BİR OLUR MU?

Ali GÜNAY

Başlık olarak yazdığım hadisin anlatmak istediği şimdi daha çok anlıyoruz.
Günümüzde toplumu oluşturan bireyler kendi kişiliklerinde neyi fazla görüyorlarsa onunla ön plana çıkmaya, başkalarına üstünlük sağlamaya ve sorunlarını çözmeye çalışırlar. Zenginse parasını, fiziksel gücü varsa kaba kuvvetini, kompleksliyse egosunu ve âlimse ilmini öne koyar ve konuşturur.
Bazen yönetenlerin yönettiği toplum bireylerinin eğitilip bilgi sahibi olmalarını istemediklerini, Onları daha kolay yönetebilmenin yolu bu olduğunu düşünürüm.
Demokrasinin dünyadaki tarihsel gelişim süreçlerine baktığımda buna benzer örnekleri görürüm. İnsanlık tarihinden günümüze kadar egemen güçler kitleleri kılıç, silah ve kaba kuvvetle baskı ve kontrol altında tutmaya çalışmışlar. İstedikleri gibi kullanıp yönetmişlerdir.
Kölecilik toplumu, sömürge ülkeleri halkları bu yönetim anlayışının sonuçlarıdır.
Egemen sınıfların yönettiği toplum bireylerine sağladıkları imkânları ne kadar sınırlı olduğu tarih kitapları yazmaktadır.
Örneğin Osmanlı İmparatorluğunun saltanat yönetimi altında yönetilen halkın % kaçı okur-yazardı? İmparatorluğun ganimet ve zenginliğinden halkın ne kadarı yararlanabiliyordu?
Bazen 1789 Fransız İhtilalından önce ve o süreçte Avrupa’nın birçok ülkesinde var olan parlamentolarındaki; Lordlar, asiller ve Avam kitlesinin meclislerinde temsil edilmelerinin daha mı demokratik olduğunu, toplumun her kesiminin kendine ait temsilcilerle temsil edilmelerini( krallara rağmen) daha mı iyidir gibi sapkın düşüncelere kapılmıyor değilim.
Atatürk’ün Cumhuriyet ile birlikte başlattığı aydınlanma hareketinin önemi şimdi daha iyi anlaşılmaktadır.
Gelelim bilgi çağının toplum bireylerine..
Biz birey olarak bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olduğumuz, her türlü kötülüğün, cahillik ve ön yargıdan meydana geldiğini, ön yargının cahilde daha çok olduğu, onu yıkmak atomu parçalamaktan daha çok zor olduğunun farkında değiliz.
Her birimiz birçok şeyi biliyor, yapabiliyor, anlıyor ama uzmanı kadar bilgi sahibi olmadığımızın farkında değiliz. Yaptıklarımız ve bildiklerimiz yarım yamalak, bölük-pörçük işlerden ibaret..
Bireyleri; bilgi, beceri, yetenek ve istekleri doğrultusunda eğitip yaptıkları işlerin uzmanı olmalarını sağlamak çağdaş bir toplum için gerekli değil midir?
Tamirci tamirciliğinin, sanatçı sanatının, üretici ürettiğinin, memur branşındaki işin en iyisi, ustası ve uzmanı olması; her işi yapabilecek bir elemanın bulunması toplumun tüm bireyleri iş ve sosyal hayata daha verimli katılmaları daha iyi değil midir?
Yapılan işlerin bilen ve ehil kişilerce gerçekleştirilmesi, daha nitelikli ve daha verimli olması uygun olmaz mı?
Sonuç olarak;
Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?
Hayatında eline hiç kitap almamış biri ile okuyan, araştıran, üreten ve kendini yetiştiren kişi bir olur mu?
Bu ikisinin verdikleri kararlar bir olur mu?
 

  • Yorumlar 3
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40