1. YAZARLAR

  2. D. Ali TAŞÇI

  3. HİÇBİR DÂHİYİ OKUL KUŞATAMAZ!
D. Ali TAŞÇI

D. Ali TAŞÇI

Yazarın Tüm Yazıları >

HİÇBİR DÂHİYİ OKUL KUŞATAMAZ!

A+A-

 

            Başarılı olmak sıradan bir iş değildir; sabır ve azim ister. Başarı; bir ömür kuluçkaya yatarak çıkarılan civcivin adıdır. Yetenekli iseniz ve bu yeteneğinizi keşfetmişseniz, sabır ve azim göstererek yılları içinizde demlemeniz yeterlidir, başarıyı yakalamak için.

            Bugün sizlere iki başarı örneği sunmak istiyorum; sabır ve azim örneği. Saman alevi gibi birden bire parlayanlar bir anda kitlelerin gözünü kamaştırabilir, ama ileride sizi yol ortasında bırakır. Fakat gerçekten başarılı insanlar bir mum gibi her dönemi aydınlatırlar.

            Abraham Lincoln. Amerika’nın 16. Devlet başkanı. Çok yoksul bir ailede dünyaya geldi. Anne babası okuma yazma bilmezdi. On yaşında annesini ve kız kardeşini kaybetti. Karnını doyurmak için tarlada ırgatlık, bakkalda çıraklık yaptı. 21 yaşında işini kaybetti. 24 yaşında tekrar işinden oldu. 25 yaşında dört çocuğundan üçü vefat etti. 27 yaşında ruhsal bunalıma girdi. Siyasete girdi ve 34 yaşında kongre seçimini kaybetti. 36 yaşında yine kongre seçimini kaybetti. 38 yaşında eyalet seçimini kaybetti. 45 yaşında senato seçimlerini kaybetti. 47 yaşında başkanlık seçimlerini kaybetti. 49 yaşında tekrar senato seçimlerini kaybetti. 52 yaşında ABD başkanı seçildi!

            Bir insan bu denli sabır ve azimli olursa, onun başaramayacak olduğu bir şey yoktur. Yetenekli insanlar, bir biçimde yeteneklerinin farkında olurlarsa ve “el bebek, gül bebek” bir hayat yaşamamışlarsa eninde sonunda başarıyı yakalarlar. Başarı, hem yetenek ister, hem de bu yeteneğin gelişip serpileceği yolu arar. Bu yol ancak çileli bir hayatla açılır; bunu dışında başka da bir yol yoktur. Tarih bunun şahididir.

            Lincoln şöyle der: “ Ben hayatta bulunan insanların en bahtsız adamıyım. Çektiğim izdırap başka ailelere tek tek dağıtılacak olsa, yeryüzünde mutlu bir aile kalmazdı!”

            “Düşmanlarınızı yok etmek dururken onlara ne diye yumuşak davranıyorsunuz?” diye soranlara verdiği cevap manidardır:

            “ Sayın efendiler! Düşmanlarımı kendime dost edinmekle onları zaten yok etmiş olmuyor muyum?”

            İnsanın başarı grafiği yükseldikçe düşmanları çoğalır. Bu düşmanlar çoğu zaman en yakınınızda dolananlardır. Lincoln’da eşiyle gittiği tiyatroda, tiyatro seyrederken bir oyuncunun kurşunlarına hedef oldu ve hayatını kaybetti, 16 Nisan 1865. İnsan tepeye çıktıkça herkesin hedefi haline geliyor; ama yetenekli insanlar da tepelere çıkmak için çilelere katlanıyor.

            Bir başka başarı hikâyesi, tiyatro hizmetçisi Shakespeare. O tahsilli bir adam değildi. Londra’da bir tiyatroda hizmetçi olarak çalıştı. Londra’da işe başladığında acınacak durumdaydı. Tiyatro kapısında müşterilerin atlarına bakardı. Tiyatronun içine girme imkânı yoktu. Orası asilzadelerin yeri idi. Soğukta kapıda saatlerce beklemek zorundaydı. Daha sonra birazıcık terfi etti ve tiyatro içinde uşak olarak çalışmaya başladı. Oysa bu zavallı adam ileride bu tiyatroyu satın alacak ve dünyaya ismini duyuracaktı.

            Sabır ve azimle insanları gözlemledi, yeteneğini keşfetti ve bu yönde kullanarak işe kitap okumakla başladı. Okudukça konuşmaları değişti, konuştukça çevresinde haleler oluştu; çünkü ağzı iyi laf yapıyordu. Hangi asil kulak, dolu dolu, duyarlı ve insanı kuşatan sözlere kayıtsız kalabilirdi? Nitekim ona da duyarsız kalamadılar ve onu önemsediler. Dünün at bakıcısı, büyük bir tiyatro yazarı olmuştu!

            Bir şiiri şöyledir:

            “ Yağmuru sevdiğini söylüyorsun;

            Ama yağmur yağınca şemsiyeni açıyorsun.

            Güneşi sevdiğini söylüyorsun;

            Ama güneş açınca gölgeye kaçıyorsun.

            Rüzgârı sevdiğini söylüyorsun;

              Ama rüzgâr çıkınca pencereyi örtüyorsun.

            İşte bundan korkuyorum:

            Çünkü beni de sevdiğini söylüyorsun!”

            Batılı başarılı adamların istisnasız hepsinin hayatı trajiktir. Dünyada çok başarılı olmuşlar, fakat kendileri asla tatmin olamamışlardır. Kendi kendilerine sordukları soru şudur: “ Evet, başarılı oldum, ama bu başarı dünyada kalacak, oysa ben başarımı sonsuza taşımak istiyorum! Nasıl?” Bu “nasıl”ın cevabını hiçbir zaman veremediler ve trajediyi yaşamak zorunda kaldılar.

            Okul elbette olmalıdır, zorunludur. Fakat dehanın okulu yoktur; onun okulu hayatın bizzat kendisidir; çünkü hiçbir dâhiyi okul kuşatamaz.

D. Ali TAŞÇI (dalitasci@hotmail.com) Twitter:@DAliTasci

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum