1. YAZARLAR

  2. D. Ali TAŞÇI

  3. İRADESİ OLMAYANIN HİKÂYESİ Mİ OLUR?
D. Ali TAŞÇI

D. Ali TAŞÇI

Yazarın Tüm Yazıları >

İRADESİ OLMAYANIN HİKÂYESİ Mİ OLUR?

A+A-

 

Bizim hikâyemiz henüz yazılmadı; ne zaman yazılırsa, o zaman iktidar olur, hayatı bir baştan bir başa paylaşırız.

Romanlarda, hikâyelerde yazılanlarda biz yokuz, orda bizim sesimiz ve nefesimiz çıkmıyor. Neden mi? Roman ve hikâye yazanların bize düşmanlığından değil, biz hayatı anlamlı bir şekilde yaşamadığımızdan.   

Göçebe toplumun medeniyeti olmaz; zihin göçebeliğiyle malul olan bizler, hangi yaşam biçimini toprağa kazıyıp, medeniyet diye insanlığa sunacaktık? Şu yaşadıklarımızı mı?

Rus yazar Dostoyevski, “ Hepimiz Gogol'un paltosundan çıktık.” diyor. Böyle olunca, Batılıların, 18. yüzyıla kadar kabul etmediği Ruslar, 18.yüzyıldan sonra, Batı'nın keşfedilmesi gereken milleti oldular. Çünkü Gogol, Tolstoy, Dostoyevski, Puşkin…Rus hikâyesini yazdılar. Onlar Rus hikâyesini yazdıktan sonra, Ruslar, ülkelerinde iktidar oldular. Siz buna “ Komünizm” deyip burun kıvırabilirsiniz, ama yetmiş yıl, yirmi milyon kilometre kare toprağa hükmederek, dünya dengesinin yarısını oluşturdular. Rus yazarlar, Gogol'un paltosundan çıkarak bir uygarlık kurdular da biz niçin bir medeniyet oluşturmada sıkıntı çekiyoruz?

Ne zaman bizim yazarlarımız Mevlâna'nın, Ahmet Yesevi'nin, Yunus'un; Gazali'nin İbn Arabî'nin, İmam Rabbani'nin… dergâhından su içer, Baki'nin eteğine tutunur, Nabi'yi solur, Fuzuli'yi meşk eder, işte o zaman yeryüzüne bir kimlikle çıkmayı hak ederiz. Bu kimlikle hikâyeler, romanlar, şiirler yazılır ve arkasından iktidar sökün eder; geçmişte olduğu gibi. O zaman nesillerimizin zekâsı, dehaya dönüşür, irfana dönüşür, hikmete dönüşür. O zaman bilimi, insanlara kıymak için, sahip olmak için değil; olmak için elde eder.

Hiçbiri, ama hiçbiri bu milletin romanını, hikâyesini, şiirini yazmadı, yazamazdı. Çünkü milletin yaşadığı bir hayat yoktu, olsa da bu hayat aşağılandı, alaya alındı, küçük düşürüldü veya yok sayıldı. Ne Reşat Nuri'si, ne Yakup Kadri'si; ne Orhan Veli'si, ne Cahit Sıtkı'sı, ne Sait Faik'i; ne de günümüzde boy gösteren anlı şanlı yazarların hiçbirinin eserinde, 10. yüzyılda Müslüman olmuş ve 9-10 yüzyıl İslam'ı hayat olarak benimsemiş bu milletin izini bulamazsınız. Bana “klasik” denilen romanlarda adam gibi namaz kılan bir kahraman gösterebilir misiniz? Ismarlama edebiyatla, sanatla dünyanın ilgisini çekecek eserler oluşturulamaz!  Kaldı ki, bizim kutsallarımızla hep dalga geçilerek bugünlere gelinmiştir. Bunun böyle olduğunu sadece bu eserleri okuyarak bilmiyoruz; bu eserleri okuyan nesillerin tutum ve davranışlarına bakarak da anlıyoruz. Nesilleriniz, sizin yaşadığınız hayatın aynalarıdır. Hâlâ ezan tartışması yapılabiliyor!

Dostoyevski'nin ve Tolstoy'un eserlerinde Rus halkının yaşam biçimi inançlarıyla, ekonomisiyle, kültürüyle; yani tüm uygarlık anlayışıyla verilmiştir ve bu eserler ısmarlama değildir. Bir toplum destansı bir hayat yaşamadıkça büyük ustalara ve şaheserlere sahip olamaz. Ismarlama ve ideolojik eserlerle de uzun medeniyet koşusu yapılamaz ve medeni eserler de verilemez.

Son dönemlerde yaşanan hayatın merdivenleri medeniyet yurduna çıkmadığından, gerçekçi eserler de verilemezdi elbet. Bunun böyle olduğunu anlamak için  “klasik” denilen ve asla bu milletin medeni yapısını anlatmayan eserlerden birkaçını okuyarak anlayabilirsiniz:  Yetersiz ve kişiliksiz tipler, riyakâr ilişkiler, ruhu yalama yapmış cesetler!

İktidar demek, hayatı kendi tarihi kök, inanç ve ideallerine ve hatta evrensel kurallara göre kurabilme gücü demektir. En büyük esaret, yönettiğiniz ülkenin saraylarında bir medeniyet rüyası görememektir. 

Mevlâna ne güzel diyor: “ Kendinde olmayış, sana kendiliğinden gelmedi. Onu sen çağırdın.”

Bir toplum kendini unutursa, onun medeniyeti çalınır. Ondan sonra da dünyanın hiçbir kitabında adı geçmez. Siz iktidar olsanız da kendi adınızla ve kendi kimliğinizle olamazsınız. Medeniyetler ayrıntıyla kurulur, sizin hayatınızdaysa hep yuvarlak, beylik, resmi söz ve davranışlar öne çıkar; hayatınızın, sizi mutlu eden ayrıntılarını kimseyle paylaşamazsınız. Paylaşılamayan mutluluklar çoğalamaz ve medeniyet havzalarını tutamaz. İnançlarını ve değerlerini bir eziklik içinde burunlarının dibinde bir cüzzam gibi saklayanlar bir medeniyet kuramaz. İnançlarını, hiçbir eziklik duymadan alınlarından ışık gibi fışkırtanlar elbette hayatta başarılı olurlar ve olacaklardır da.

Bir insanın evi ile meydan arasında fikirsel bir çelişki varsa ve o insan herhangi bir baskıdan dolayı meydandan yana tercihini riyakârca kullanıyorsa, o, ebediyyen tutsaktır ve meydanda da kimliksiz dolaşmaktadır. Kimliksizin hikâyesi olur mu?

Bir çoban padişahlık rüyası görse ve rüyası da gerçekleşse, onun gelecek olduğu yer padişahlık değil, baş çobanlıktır. Edebiyatıyla, sanatıyla, kültürüyle zihinlere kazınmamış bir toplum, uluslar arası toplumlar içinde kimlik ibraz edemeyeceğinden kimse onu kaale almayacaktır. Uluslar arası arenada dikkate alınmayan toplumların hikâyesi de olmayacaktır. Olsa bile okunmaya değer bulunmayacaktır.

Anka kuşumuzu uçuralı çok olmuştur. Büyük bir ümitle onu bekler dururuz. Kafdağı’nda kendini aynada görür, kimliğini hatırlar da ormandaki kuşlara dönerse, işte o zaman ormanın alevlendiğini ve her ağaç altından medeniyet türkülerinin hüzünlü bir şekilde okunduğunu duyacak ve mutlu olacağız.

D. Ali TAŞÇI (dalitasci@hotmail.com) Twitter:@DAliTasci

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.