1. YAZARLAR

  2. D. Ali TAŞÇI

  3. İRAN VE HALİMİZ
D. Ali TAŞÇI

D. Ali TAŞÇI

Yazarın Tüm Yazıları >

İRAN VE HALİMİZ

A+A-

            !979- 1980’li yıllar bizim için çok hareketli ve heyecanlı geçiyordu. Bir yanda ülke içindeki sağ- sol çatışmasının getirdiği korku ve heyecan dolu hayat, diğer yanda ise İran’da gelişen olaylar!..

            Ülke içindeki “İslami hareket” karmaşanın içinde sürüp giderken, dünyaya gözlerimizi dikiyor ve dünyadaki gelişmeleri, zamanın şartları içerisinde, en ince detaylarına kadar izliyorduk: Mesela Açe- Sumatra, Filipinlerdeki Moro İslami Kurtuluş Cephesi, Orta-Doğu ve Uzak Doğu’daki İslami gelişmeler; Cemaat-i İslami ve Mevdudi, Said Havva. Afrika’daki oluşumlar; Müslüman Kardeşler, Hasan el Benna, Seyyid Kutub ve kardeşleri, Abdükadir Udeh, Malik bin Nebi..

            Bütün bunların yanında İran’daki son olaylar heyecanımızı doruk noktasına çıkarmıştı! “İran İslam Devrimi” gündemdeydi artık. Biz Müslümanların da bir “devrimi” olacak ve bunun adına da “İslam Devrimi” denilecekti. Bu, bize çok heyecan veriyor ve her iki kişi bir araya geldiğimizde, gündemi mutlaka İran ve Humeyni oluşturuyordu.

            Kısaca “İran İslam Devrimi ve Humeyni” hayatımızdan bir parça oluvermişti. Gençlerin bir modeli yoksa çürümüşlüğe terk edilirlerdi ve biz “Müslüman Gençler” bu çürümüşlükten ancak böyle kurtulabiliyorduk.

            Sözü uzatmak istemiyorum; fakat o günleri hiç anlatmadan da bugünleri anlamamız nasıl mümkün olsundu?

            Zaman zaman İran’ın “Şii” olduğundan söz edilir ve bu durumun Sünnilerce iyi karşılanmadığı söylenirdi; fakat biz bu söylemleri pek kaale almazdık. Bizim asıl gayemiz İslami bir dünyanın kurulması ve burada mezhep taassubunun gündem oluşturmaması idi. Humeyni’nin görünen duruşu da bu olduğundan, bizim için vazgeçilmez lider konumundaydı. Onun İran’a indiği günü unutabilir miydik?

            Yıllar geçti aradan ve İran kendinden umulanı, Dünya İslamcı Gençliği’ne vermedi, veremedi. Şia saplantısından kurtulamadı ve mezhep taassubunu din haline getirerek bugünlere gelindi.

            Bugün, Suriye’de olup bitenlerin başını İran çekmektedir. Halep’te çoluk- çocuk demeden insanların canına kıymakta ve bunu da kutsamaktadır.

            Şia’nın insan dengesini bozucu bir hatırayı burada nakletmek istiyorum:

            ( Ali Ulvi Kurucu’nun Medine’de geçen hatıralarından, bir Hocaefendi anlatıyor.)

            “ Bir gün dükkânda müşterilerle meşguldüm. Kıyafetinden bir İranlı ahund (din alimi) olduğu anlaşılan birisi benden bir kitap sordu. Kendisine: “Biraz beklersen müşteriler azalınca arkadaki depodan çıkarıp getiririm.” dedim. Adam dükkânın önünde, güneşin altında bekliyordu. Bir müddet sonra ona dedim ki:

            “ Güneşin altında kaldın, içeriye gir de gölgede bekle.” Bana Hz. Ebubekir’in isminin yazılı olduğu bir levhayı göstererek:

            “ Şu levhayı indirirsen dükkânına girerim. Onun asılı olduğu bir yerde oturmam.” dedi.

            “ Be hey zalim! Hz. Ebubekir gibi sıddıklık makamına yükselmiş bu mübârek zata bu nefretin nedir?” diye çıkıştım. Ve dedim:

            “ Siz İran İslam Cumhuriyeti diyorsunuz. Bana İran’da hafız bir tek kişi olduğunu söyleyebilir misin?” Bana şu karşılığı verdi:

            “ Eldeki Kur’an’ı ezberlemekle hafız olunmaz ki, İran’da hafız olup olmadığını soruyorsun. Osman Mel’unu (Hz. Osman’ı kastediyor –haşa-) o Kur’an’ı azaltmıştır. Ehl-i Beyt’le ilgili binlerce âyeti Kur’an’dan çıkarmıştır. İmam Cafer-i Sadık hazretleri demiştir ki:

            “ Hz. Fatıma’nın elinde bir Kur’an’ı Kerim vardı. Eksiksiz olan Kur’an oydu. Kıyamete yakın o bulunacaktır. O zaman o Kur’an’ı ezberleyenler hafız olur. Eldeki Kur’an’ı ezberlemekle hafız olunmaz.” ( Kadir Mısıroğlu, Benden Tarihe Haberler. S, 528 )

            Zor zamanda ve bir o kadar da bereketli bir zamanda yaşadığımızın farkındayız.

            Selçuklular yıkılıyor, Anadolu’da Babai İsyanları sebebiyle kardeş kardeşi boğazlıyor, Batı’da Endülüs Emevi devleti yedi yüz yıllık ömrünü tamamlamış, o da gidiyor. Doğu’dan Moğollar akın etmiş geliyor ve her yerde Müslüman kanı döküyor. Batı’dan Haçlı Seferleri vasıtasıyla Müslümanların haremine giriliyor… Ve fakat!..

            “ Benim kardeşlerimle hiçbir işim yoktur, benim bütün amacım İ’layı Kelimetullah ( Allah’ın şanını yüceltmek)tır; bu nedenle hedefim küffar diyarıdır.” diyerek, yönünü Batı’ya çeviren Kayı Boyu’na Allah zaferi nasip etti, Osmanlı kuruldu. Fakat Osmanlı’nın kuruluşu ham topraklar üzerinde olmadı; Doğu’dan ( Belh şehrinden) gelen Mevlâna, Batı’dan (İspanya’dan) gelen İbn-i Ârabi ve Anadolu’dan çıkan Yunus Emrelerin manevi olarak yoğurduğu bir ruh ikliminden doğmuştur Osmanlı. Sağlam temeller üzerinde kurulduğu için altı yüz sene ayakta kalabilmiştir.

            Sözün özü; şimdi ülkemizde ve dünyada olup bitenler, adil, hakperest ve yaratılanı, Yaratan’dan ötürü seven bir neslin yetişmesi için Rabbimizin, Müslümanları imtihan günüdür. Bu sınavı başarıyla verebilmemiz için daha uyanık, basiret sahibi ve sabırlı davranmak hepimizin görevidir. Allah sınavımızı kolay eylesin ve bizi başarıyla ödüllendirsin.

D. Ali TAŞÇI (dalitasci@hotmail.com) Twitter:@DAliTasci

dalitasci@gmail.com

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum