• BIST 108.489
  • Altın 152,547
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • Rize 15 °C
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 8 °C
  • Trabzon 17 °C
  • Samsun 15 °C

İşbirlikçi çevreler ve milleti değnekle kovalayanlar

Seyfullah FIRAT
Herkesin başını iki eli arasına alıp özeleştiri yapmasının tam zamanıdır.
Türkiye’yi muasırlaşma hedefinden koparıp başkalarının uydusu haline nasıl getirdiğimiz sorusunun cevabını mutlaka bulmak zorundayız. Bir zamanlar dünyaya hükmetmiş, gittiği her coğrafya üzerinde silinmez izler bırakmış bu milletin bu günkü perişan durumunun sebeplerini tespit etmek ve acilen hal çareleri üretmek durumundayız. Birileri uzayın derinliklerinde volta atarken, biz halen insanımızla neden barışamadığımızı, insanımızla neden kavgalı olduğumuzu izah etmeliyiz.
Türkiye bu gün hiçte iç açıcı bir durumda değildir. Milletin temel değerleri çürümüş, devletin rotası bozulmuş, ekonomi gırtlağına kadar borca batmış, milletin birliktelik kimyası çözülmüş durumdadır. Millet evlatları neyin doğru neyin yanlış, kimin dost kimin düşman olduğu konusunda hafıza kaybına uğramış veya uğratılmış bulunmaktadır. Bu karmaşa içerisinde birileri millet evlatlarını aldatmak, kendi çirkin emellerine alet etmek için, tarihte hiçbir dönem görülmemiş ve rastlanmamış bir şekilde şeytan değirmenleri döndürmeye tam mesai devam etmektedir. Her odaya bir Atatürk resmi asmakla, her meydana bir büst dikmekle, belli kurumlara Atatürk tabelası takmakla Atatürkçü olduğunu zannedenler, Atatürk’ün kurduğu ve bize emanet ettiği Cumhuriyetimizi ne yazık ki koruyup kollamakta arzu edilen başarıyı gösteremediler. Atatürk’ü doğru olarak anlayıp, onun çizdiği yolda yolculuk yapabilmek için her şey den önce Atatürk’ün kucağında yetişip büyüdüğü, bağrında beslenip şekillendiği Türk milletini ve onun temel orijinlerini çok iyi tanımamızı gerektirir. Türküm demekten ar duyanların Atatürk’ü anlamaları imkânsız gibi bir şeydir. Bu Cumhuriyetin hayat damarı milli bağımsızlık, bağımsız bir ekonomi ve milletle barışık olmasıdır. Ne yazıktır ki bugün bağımsızlığımız ciddi anlamda tehdit altında, ekonomik hayatımız tamamen kapkaç sektörünün işgalinde, cumhuriyet adına cumhuriyet koruyucuları olarak görüntüye çıkanlar da ne yazık ki bu milletten ve milletin temel kabullerinden kopuk yaşamaktadırlar. Kan ve gözyaşıyla bu devleti kuran şühedanın bu günkü yetimlerinin kendi devletinin altını oyma gafletine boğulmuş olmaları ne kadar acı ve ızdırap verici bir durumdur. Gelecekte varolması ihtimal dışı olan derme çatma bir Avrupa birlikteliğinin çöplüğünde bu milleti boğdurmak isteyenlere, bu milleti eyaletlere bölerek Emperyalizme yutturmanın hesaplarını yapanlara, yakın gelecekte çökeceği kesin olan Avrupa Birliği enkazı altına bu milleti sokarak tarihten silme tezgâhına alet olanlara yazıklar olsun.
Birileri ve bazı çevreler şimdi avazları çıktığı kadar bağrışıp duruyorlar. Bu çevreler ülkenin elden gitmekte olduğundan, bir cemaatın cumhuriyeti kuşattığından, teslimiyetçilerin geleceğimizi riske attığından yüksek sesle bahsediyorlar. Bu tespitleri doğrudur ve söz konusu tehlikenin de gün geçtikçe büyümekte olduğu da çok doğrudur. Peki, biz bu vahamet karşısında halen şişirme ve uydurma bir siyaset diliyle zırvalayıp durmamıza ne diyelim? Bu zırvalamalar yetmezmiş gibi, bir de üstüne üstlük elimize aldığımız tehdit ve korku değneğiyle millet evlatlarını şikâyetçi olduklarımızın saflarına doğru her gün her saniye kovalamaya neden devam ediyoruz. Milleti değnekle kovalama işini Atatürk’ün vefatından sonra ısrarla sürdürmüyor muyuz? Devleti bu milletin mukaddesleriyle savaşan bir mekanizma görüntüsüyle temsile kalkanlar insanımızı sürekli olarak şeytan değirmencilerinin kucağına itmediler mi? Bu yanlışın sonucunda millet devlet kaynaşması yerine, cemaat millet kaynaşması peyda olmadı mı? Bu tezatlar ve yanlışlar güzergâhında yürüyen bazı uyanıklar ve karanlık çevreler cemaatleri kuşatmayı ve yönlendirmeyi başarınca da bugünkü istenmeyen bu durumlara gelmedik mi? Aklımızı başımıza toplayıp suçlu aramaktan vazgeçerek önce kendimizi sorguya çekmemiz gerekmiyor mu? Bu milletin ağaç kovuğundan çıkmadığını, kendisine ait asırların birikimi bir takım dini ve milli dinamikleri olduğunu kabul etmede ve görmede neden zorlanıyoruz? Bu hassasiyetleri ne kadar paylaşıp veya ne kadar paylaşmadığımızı masaya yatırıp yeniden gözden geçirmemiz gerekli değil mi? Milletle devleti barıştırmak için mutlaka ama mutlaka milletin değerleriyle buluşmak zorundayız. Din ve mukaddes simsarlarının ablukasını kırmak için, başkalarınca işgal edilen bu tarlaya bizim tarlamız demesini artık akıl edebilmeliyiz. Temiz yürekli ve dünyanın en fedakâr insanı olan bizim insanımızı elimize değnek alarak başkalarının kirli tarlasına ve siyaset cephesine kovalamaktan artık vazgeçmeliyiz. Kahraman Ordumuzu korku değneği olarak kullanmak isteme hastalığından artık kurtulmalıyız. Son olup bitenleri, kullanılan malzeme ve meramı anlatan ifade dilini mütedeyyin çevreleri incitici bulduğum kadar, kullanılan dili de üzülerek ifade etmek isterim ki değnekçilerin diline benzettim. Bu yanlış çıkışlarla, bu yanlış siyaset diliyle büyük bir seçmen kitlesi birilerinin peşine itildi ve yanlış yapıldı. Bu ve benzeri yanlışları yıllardan beri ısrarla, bitmez bir inatla sürdürenleri şeytan değirmenine su taşıyanlar olarak görüyorum. Bugün geldiğimiz istenmeyen noktanın faturasını yalnız bu millete dost olmayanlara yüklemeye kalkarsak eksik yapmış oluruz. Biz nerelerde, hangi yersiz kuşku ve endişelerle pencere ve kapılarımızı millet evlatlarına kapadığımızı derinliğine incelemeliyiz. Cephede savaşı kaybeden komutanın düşmanın tezgâhlarını sebep gösterip başarısızlığını savunma gibi bir hakkı olamaz. Şeytan değirmenlerinin suyunu baştan kesebilmenin tek yolu vardır. O yol da devleti temsil edenlerin milletin frekansından milletle kucaklaşmalarıdır. Bu bugüne kadar yapılamadı, inşallah bundan sonra yapılır ve yanlışlardan gereken dersler çıkartılır. Allah bu milleti işbirlikçi şeytan değirmencilerinden, bu şeytanlara malzeme veren, su taşıyanlardan, millete değnek göstermeyi marifet zannedenlerin delalet ve yanlışlarından korusun.
  • Yorumlar 10
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40