• BIST 106.843
  • Altın 142,630
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • Rize 24 °C
  • İstanbul 24 °C
  • Ankara 21 °C
  • Trabzon 23 °C
  • Samsun 20 °C

İSLAM VE AŞK-2

Osman KAYA


‘’Ey kardeş , aklını başına al da evinin penceresini Yusuf un geçtiği sokağa aç;ve pencerenin önüne oturup onu seyret! Aşık olmak demek , nur gelen tarafa pencere açmaktır. Çünkü gönül , gerçek dostun yüzü ile aydınlanır, nurlanır.’’
MEVLANA- MESNEVİ
Yeryüzünde din en önemli ihtiyaçlardan biridir.Bütün dinleri reddettiğini söyleyenlerin bile dinin dışında saydıkları şeyleri dinleştirdiklerini görüyoruz…Ancak dinler tarihte insanlığın aleyhine sayılabilecek pek çok konuda araç olarak da kullanılmıştır.Bu çerçevede dinin bir mevcut olan yani uygulanan yapısı ile birde öz olan yani asıl olan yapısı arasında farklılıklar vardır.Özellikle aşk konusunda dinsel uygulamalar çoğu kere özü yansıtmaz…Bu yargı özellikle İslam söz konusu olduğunda daha belirgin bir hal almaktadır.
İslam adına yapılan uygulamalar ne kadar aşka düşman olursa olsun, ne kadar hoşgörüsüz uygulamalar islama mal edilirse edilsin islamın özü baştan aşağıya aşktır.Çünkü İslam , Tanrıya gerçek anlamda ancak sevgiyle ulaşılabileceğini, onun ancak sevgiyle bulunabileceğini belirtir.. Akıl da bilimde tali yollardır islama göre, asıl yol sevgi ve aşktır. Bu gerçeği en derin bir tarz ve üslüpla işleyen , kuşkusuz ki Tasavvuftur.Mutassavvıflar gerçek aşkı içermesi koşuluyla her aşkı kabul görür ve değerli sayarlar. Çünkü evrende ayrılık, gayrılık söz konusu değildir.İbn-i Arabi maddeden Allaha varıncaya kadar her türlü varlıklara duyulan sevgiyi öz itibarıyla bir sayar, ancak bunlarda da bir derece farkı görür, o kadar.İbni Arabi ye göre aşk sonsuza kadar anlatılabilecek bir destandır.

İslam Mutassavvıflarının büyük çoğunluğunda aşk vurgusu söylemlerinin büyük çoğunluğunu işgal eder. Bunların nazarında her şey aşktan ibarettir. Ve ontolojileride büyük oranda aşka dayanır.

Mevlana ya göre Allaha ulaşma noktasında aklın hiçbir fonksiyonu yoktur. Akıl ancak Dünya düzenini anlamak ve yaşamak için gerekli davranımlara sahip olmak için lüzümlüdür.

Necmeddin-i Kübra , El Usulül Aşere adlı risalesinde mutasavvıfların üç yol içinde olduğunu belirtir.
Ahyar, ebrar, şuttar.
Şuttar denilen sofiler aşk, şevk, vecd, cezbe ve sekri esas almışlardır. Sema ayinlerinde musiki ve raksla coşmuşlardır. Bu suretle aşk ve özlemlerini güçlendirmişlerdir.Tasavvuf ehline göre nasıl Cebrail , Peygamberi belli bir noktaya götürmüş ve orada durmuşsa , akıl da ancak bir noktaya kadar Allaha yaklaşabilir, ondan sonrası aşka kalmıştır.
İlk dönem Tasavvuf Edebiyatında Cemil ve Buseyne, Kuseyyir ve Azze , İbni Hizm ve Afra ,, Mecnun ve Leyla gibi.
Aşk Hikayelerini , ilahi aşkın değişik bir biçimi olarak gören , bu aşıkları , bir bakıma örnek alan , Allah aşıkı mutasasavvıflara göre kurulduğuna ve çalıştığına göre bu esasla uyuşmayan , İblis in ve cehennem telakkilerinin değişik bir yorumu olması gerekir. Yine pek çok ehl-i tasavvuf , insanın Allaha ulaşmasında mecazi aşk yani karşı cinse duyulan cinsel temelli aşkı neredeyse olmazsa olmaz bir aşama görmektedir. Çünkü Allaha ulaşmak için gereken ‘’ ben’’ den geçme, ‘’ o’’ olma,’’o’’ nsuz yapamama, , her şeyde ve her yerde ‘’o’’ nu görme, ancak bir sevgiliye aşık olma süreci yaşandıktan sonra ulaşılabilecek bir seviyedir.
Allaha olan aşkı ‘’ sopr yarışması’’ ile teşbih edersek, karşı cinse olan aşk ise yarışma öncesi antrenmana benzer.
İslam Dünyasında ‘’ aşk’’ konusundaki zirve isimlerden olan Fuzuli , aşkı, varoluşu anlamanın temeli felsefi olarak adeta ontolojik episteme nin temel anahtarı olarak görür.

‘’ aşk imiş her ne var ise alemde,
İlm bir kıylü kal imiş ancak.’’
Bu nedenle , Mutassavvıfların ortaya koyduğu, konusu Allah aşkı olan genel, kaside ve mesnevilerde , dilberlerin yüz, göz, kaş, yanar, zulüf , gamze, boy, işve ve cilve gibi hoşa giden yanları hal ve hareketleri sembolik ve mecazi anlatım unsurları olarak bol bol kullanılmıştır.
Gül de , bülbül de Mutassavvıfların en çok kullandıkları unsurlardan bazılarıdır.
Gül ve Bülbül Mutassavvıfların en çok kullandıkları unsurlardan biridir. Bülbül aşık, gül maşuktur. Güldeki diken, aşktaki ızdırabı , bülbülün yanık nameleri aşıkın feryat ve figanıdır.
Pervane ve mum misali de önemlidir. Mum ışığına aşık olan pervane bunun etrafında durmadan döner. En sonunda kendisini ateşe atar , yanar ve böylece ateşte fani olur. Aşk ta aşk ateşinde pervane gibi yanar ve sevgilisi uğrunda kendini feda ederek fena mertebesine ulaşır.İnsanı kendinden geçiren, aklı baştan alan özelliğiyle şarapta , aşk bahsinde mutasavvıflar tarafından çok kullanılmış, kadeh, saki,ve meyhane gibi şarapla ilgili kelimelere geniş yer verilmiştir. Mutassavıfların bir kısmında aşk bir ifade unsuru olmaktan çıkmış bir hal durumuna dönüşmüştür.

Başta Hallac-ı Mansur , Ebu Bekir Eş Şibli ve Beyazıd –i Bestami olmak üzere bazı mutasavvıflarda tam anlamıyla aşk hali mevcuttur.

İslam Tasavvuf Tarihinde aşkı ilk defa ızdırap ve elem şeklinde anlayan ve bu tarzda tarif eden Hallac- I Mansur ‘’ Kitabü’t – Tavasin’’ de ilahi aşkı pervane ve mum misaliyle anlatmıştır. Pervanenin mum ışığını görmesi ‘’ ilme’l- yakin’’ ona yaklaşıp hararetini hissetmesi ‘’ ayne’l yakin’’ ateşin içinde yanıp kül olması ‘’ Hakka’l yakin’’ dir. Aşkın en son gayesi yana yakıla yok olmaktır.

Aşk kavramına ilk defa kanı karıştıran Hallac dır.İdam edilirken elleri kesildiği zaman yüzünü kana bulamış , sebebi sorulunca ‘’ aşk ile kılınacak iki rekat namazın abdesti kanla alınmazsa sahih olmaz’’ cevabını vermişti.
Menkıbeye göre vücudundan akan kanlar yere Allah kelimesini yazacak şekilde akmıştı.Hallaca bundan dolayı ‘’ şehid-i aşk ‘’ denilmiş , onun dert ve elem dolu aşk macerası bütün mutasavvıflara örnek olmuştur.Tasavvuf düşüncesine göre Allah , varlığı ‘’ aşk’’ tan yaratmıştır.
Tasavvuf çevrelerinde büyük ilgi gören ‘’ ben gizli bir hazine idim , bilinmeyi istedim ve bu yüzden alemi yarattım.’’ Anlamındaki sözde geçen ‘’ bilinmek ‘’ ten maksadın marifet , ‘’ istemek’’ ten maksadın da muhabbet yani aşk olduğunu belirtir.Tasavvufçuların büyük bir kısmına göre Allah evreni Hz Muhammed in aşkına yaratmıştır. Çünkü o saf aşktan yaratılmıştır.
‘’ Habibullah’’ ,’’ Mahbub –i Kibriya ‘’ ‘’ Seyyidü’l aşıkın ‘’ ‘’ ışıkullah ‘’ ‘’ Muhibullah’’ Safiyullah’’ ‘’ Bülbül-i aşk’’ ve ‘’ menba-ı aşk’’ diye yapılan nitelemelerle Allah anılır. Bakli adlı Mutassavvıf ‘’ Abherü’l – aşıkın ‘’ de aşkın beş çeşidinden bahseder:
Behimi, tabi, ruhani, akli, ilahi aşk.
Behimi aşk, fuhuş ehlinde olur. Şehvet temellidir.
Tabi aşk, karşı cinse duyulan aşktır.
Ruhani aşk, bir güzelden yola çıkarak tüm evrene ve yaratıcıya yöneltilmiş aşktır.
Akli aşk , aklın metafiziğe yönelişiyle oluşan aşktır. İlahi aşk ise doğrudan Allaha yöneltilen aşktır. Bu çerçevede bir güzele duyulan aşk , eğer kişinin kendini muhafazası söz konusu olursa ilahi aşka yönelişin merdivenidir. Ve çok kuvvetlidir.

Şia mezhebinin önemli isimlerinden biri olan İmam Cafer- es Sadık , beşeri aşkı ,’’ Allahın ilahi aşktan uzaklaşan kişileri yönelttiği bir aşk okulu olarak’’ niteler ve pek çok mutasavvıf gibi o da beşeri aşkı , ilahi aşka bir basamak olarak görür. Şia da Allah aşkının peygamber aşkının yanında Ehl-i Beyt aşkı da önemli bir yer tutar.
İslam Düşüncesinde İhvan-ü Safa ya göre aşk bir fazilettir. O kadar ki Allahın yarattıklarına yönelttiği bir lütuftur.
Allahın vermiş olduğu her sevginin bir amacı olduğunu ve aşkın bilgi ile büyüyüp yücelebileceğini söylemişlerdir.

Farabi nin Südur teorinsin merkez belirleyici noktalarına koyduğu unsurlardan biri ‘’ aşk ‘’ tır. Ona göre aşk, insanın tekamülündeki kemalat gayesidir. Çok önemli bir tamamlayıcı unsurdur. Farabiye göre aşk adını alan temayül varlığın kendi sınırlarına ulaşmasını veya kendini gerçekleştirmesini sağlayan bir olgudur.
Aşkın insanı yükselteceği en üst kemal noktası ‘’ ilahileşmiş insan’’ mertebesidir.
İbn-i Miskaveyh aşkı iyiliğe götüren çeşidi itibarıyle ikiye ayırır. Nasiruddin Tusi de bu konuda yaklaşık aynı fikirdedir.
Bu noktada Mevlana , Haci Bektaş –ı veli, Yunus Emre Hoca Ahmet Yesevi Mutlaka anılması gereken çok önemli isimlerdir.Bunları da gelecek yazımızda ele alalım..

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 532 474 76 40