• BIST 96.400
  • Altın 144,302
  • Dolar 3,5616
  • Euro 4,0009
  • Rize 15 °C
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 9 °C
  • Trabzon 13 °C
  • Samsun 13 °C

İSLAMDA MÜLKİYET ÜZERİNE

Osman KAYA

GİRİŞ:

Doğu Bloğunun dağılması ile birlikte İslam yoksul ve mazlum milletlerin yegâne ümidi tarzında bir söylemle piyasaya sürülmüştü (Bana göre bu dinamikleri taşımaktadır.) Ama bırakın mazlum milletlerin ümidi olmayı bugünkü duruma bakacak olursak İslam, geberen kapitalizmin canlanması için en önemli dayanak noktalarından biri haline gelmiş - getirilmiştir. Bu korkunç bir savrulmadır ve beraberinde çok büyük bir vebal getirmektedir.

İşte yukarıda bahsi geçen savrulmanın pek çok yönü mülkiyet üzerinden gerçekleşmektedir. Bu nedenle İslam ve Mülkiyet konusuna acil bir açıklık getirmek ve bu süreç içinde de dünyanın ezenlerinden değil ezilenlerinden yana bir teori ve pratik geliştirmek zorunlu bir ihtiyaçtır. İşte yukarıdaki başlık altında yazacağım yazılar bu zorunlu ihtiyaca katkı sunmak amacıyla ortaya konmuş karınca kararınca bir çabadır.

Yazı bir hayli uzundur ve devamı olacaktır. Sevgili okuyucularımın lehte ve aleyhte katkılarına daim açığım.

İSLAM VE MÜLKİYET–1

İslam, bugün adım adım kapitalizme entegre edilmektedir. Kapitalizmin daha fazla kazanma ve bireysel mal biriktirme hırsı, İslami bir perspektifle pazarlanmakta ve bu yolla insanlığın gördüğü en hunhar ve vahşi ekonomi- politik yapı beslenmektedir.

Bu perspektifle bu ülkede ne varsa ha bire ‘özelleştirme’ adı altında satılmakta, bir mutlu azınlık bu ülkenin maddi değerlerini mülk edinmektedir.

Para kapitalizmin en önemli tahakküm aracıdır. Militarist tahakküm kudret olarak parasal tahakküm karşısında acizdir. Zaten tüm dünyada askeri vesayet rejimleri para dolaşımının önündeki engelleri burjuvazi ve sermayedarlar lehine dönüştürmek için kurulurlar.

Bu durumda aslında en büyük vesayet paranın vesayetidir. Mülki gücün getirdiği vesayettir.

Kapitalizmin önermeleri ve vaat ettiği yeryüzü cennetleri dünyasının temel dayanakları birbiri ardınca çökünce sıra gökyüzü cennetleri söylemiyle beslenmeye gelmişti. Yani; sıra, dini kullanmaya gelmişti.

Vatikan’ın yetkilileri dünya ekonomik krizini kader olarak nitelerken, Türkiye’deki cemaatler ‘para gelsin de nereden gelirse gelsin’ mantalitesiyle besliyorlardı kapitalist paradigmayı.

İki din Kapitalist paradigmayı beslemek amacıyla bir araya getirilmişti.

‘Dinler arası diyalogun ana gayesi bize göre yıkılmakta olan kapitalizmi din ile beslemektir.’

İslam çok sınırlı mülkiyeti kabul eden ama ağırlıklı olarak kişisel mülkiyete karşı çıkan, kamu mülkiyetini birinci dereceden önemseyen bir dindir.

Çünkü bireysel mülkiyet şu zararları içerir:

1-Bireysel mülkiyet toplumda toplumsal sınıfları oluşturur, sınıflı toplum meydana getirir ve bu sınıflar arasında da uçurumlar oluşturur.

2-Toplumsal sınıflar arasında çatışmalar oluşur.

3-Büyük savaşlar söz konusu olur. İnsanoğlu daha fazla kazanmak için birbirine kıyar.

4-Adalet ve eşitlikten eser kalmaz

5-Ahlaktan eser kalmaz, en yüksek değer para olur.

6-Faiz, rüşvet, adam kayırma, entrika, krizler, toplumsal kriz ve anomiler alır başını gider.

7-fiyat yüksekliğini korumak için kapitalizmin değişik yerlerinde görüldüğü gibi başta temel besin ürünleri olmak üzere pek çok mamul imha edilmekte ve böylece de pek çok insan açlığa ve yoksulluğa mahkûm edilmektedir.

8-Ülkeler ve insanlar birbirinin kurdu olur.

9- Tüketim en yüksek değer olur ve böylece çevre felaketleri ve her türden kötü senaryo adım adım gerçekleşir.

10-Büyük savaşlar kaçınılmaz olur.

11-Mafya ve benzeri suç örgütleri alır başını gider.

İslamiyet’in mülkiyet izni ancak belli başlı tüketim malları ile sınırlıdır. (Ve bu tüketim mallarında israf kesinlikle yasaktır. Örneğin Peygamber: İnsanoğlu midesinden daha zararlı bir kap doldurmamıştır ve akan suyu bile israf etmeyiniz diyerek tüketim çılgınlığına dolayısıyla kapitalizme karşı olduğunu açıkça deklare eder.)

Bunun yanı sıra içinde yaşanılan dönemin koşullarına göre konut ve binek ile hobi etkinliklerini karşılayacak belli başlı mallara da izin vardır.

İslamiyet’in genel perspektifine baktığımız zaman üretim araçları şahsın değil kamunundur ki bunların en başında da toprak ve su gelir.

İslam’da zenginlik yoktur ve tavsiye edilen bir şey değildir.

İslam tarihinde zenginler vardır ama çok enteresandır zenginler zenginliklerini bir gurur vesilesi olarak değil bir utanç vesilesi olarak taşımışlardır. ( Bugün tam tersi bir durumda değil miyiz?) İslam’ın öncüleri bireysel mülkiyetin palazlanmasına kesinlikle karşı çıkmışlardır.

İslam kolektif mülkiyeti destekleyen bir dindir. Çünkü kolektif mülkiyetin şu yararları vardır:

1-Kollektif mülkiyet insanı şımartmaz, benliği şişirmez.

2-İnsanın insanı sömürmesini engeller

3-Toplumsal dayanışmayı ve barışı tesis eder.

4-İnsanın yaşama güvenle sarılmasına neden olur

5-İnsanın açgözlü olmasını engeller

6-Bilimde, sanatta, dinsel yaşamda daha ileri daha özgür bir ortam ortaya çıkar

7-İnsanların ikiyüzlülüğü, sahtekârlığı, büyük oranda azalır.

Diktatörlüklerin çoğu, insan haklarını ayaklar altına alanların çoğu, mülkiyeti beslemekte, korumakta, bu korumayı da daha fazla mülk zengine, daha az mülk yoksula şeklinde yapmaktadır.

Mesela Napolyon Bonapart’ın yasasının, mülkiyetle ilgili olan 544’üncü maddesi bunun tipik bir örneğidir.

Antropoloji bilimi gösteriyor ki Mülkiyet tarihte, işgal ya da ilk işgalden doğmuştur.

İşgal sürecinde verimli toprakları şahıs ya da mutlu ve güçlü bir azınlık sahiplenmiş, diğerlerini aç, açık bırakmıştır.

Oysa İslam’da mülk, bir kişinin, bir zümrenin, bir devletin olamaz. Çünkü mülk yalnızca Allah’ındır.

İnsanların ancak Allah’ın olan mülkü işletme hakları vardır. Bu işletme de toplumu temsil eden bir güç tarafından gerçekleştirilir.

İslam’ın mülkiyete bakışı ele alınırken bazı eleştiriler aldım çoğu kez. Eleştirilere bakarken gördüm ki meseleyi açık bir şekilde ortaya koyabilmiş değilim çoğu defa.

Eleştirilerin çoğu özet olarak şu cümlede düğümleniyor:

‘Ne yani, şimdi İslamiyet’le Sosyalizm motamot aynı şey midir?’

Biz böyle bir şey iddia etmiyoruz. Böyle bir şey iddia etmek gerçeği görmemektir.

Çünkü her ne kadar aksi iddia edilse, ortada ne tek bir sosyalizm var, ne de tek bir İslam’dan söz edebiliriz.

Bana göre ortada pek çok sosyalizm var. Aynı şekilde pek çok İslam var ortada.

Ayrıca temel hedefler noktasında da sosyalizm ile İslamiyet arasında da fark vardır.

Şöyle ki:

İslamiyet’te hedef bir kutsala dayalı iken, sosyalizmde hedef sekülerdir. Yani sosyalistler tamamen maddesel, yani dünyevi hedefler gözetirlerken, Müslümanların yapıp ettiklerinde temel hedef, Rıza-i İlahi’dir.

Ama bütün bunlara rağmen sosyalizm ve İslam şaşırtacak kadar birbirine benzer. Çünkü ikisinde de hedef insanı özgür kılmak ve sömürüsüz bir toplumsal yapı hedeflenir.

İkisinde de eşitlik hedeflenir. İkisinde de mülk bireyin değildir.

Mesela Sosyalizmde yeralan ‘mülk toplumundur’ önermesi ile İslam’da yeralan, ‘Mülk Allah’ındır’ önermesi arasında hedefler açısından bir fark yoktur. Çünkü Allah yeryüzünde vesilelerle kudretini gösterir.

Ya da Allah’a ait olan şeyden kasıt kamuya ait olandır.

Dolayısıyla ‘Mülk Allah’ındır’ önermesi günlük yaşamda ‘mülk toplumundur’ şeklinde uygulamasını bulur.

Bazı yaklaşımlar İslam’daki ticaret serbestîsi olgusuna bakarak İslam’ın ekonomi politiğinin kapitalizm ve serbest piyasa olduğunu iddia ederler ki bu külliyen yalandır.

Bir kere ticaret olgusunun İslami literatürdeki anlamını, kapitalizmdeki ticaret olgusu ile aynileştirmek, halim selim aile babası ile mafya babasını aynileştirmek türünde bir mantık hatasına alamettir.

İslam’da ticaret değiş tokuş sürecidir. Ticaretteki kar, değiş tokuş sürecindeki aracıların sarf ettikleri mesaiyi kadardır.

Yani İslam’daki ticarette mantalite, emekçinin emeğini karşılık olarak alabilmesidir.

Bu haliyle İslam, kapitalizmden ve liberalizmdense sosyalizme çok daha yakındır.

( devam edecek)

  • Yorumlar 7
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2000 Pazar 53 | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 532 474 76 40