1. YAZARLAR

  2. D. Ali TAŞÇI

  3. KAR İNİLTİLERİ
D. Ali TAŞÇI

D. Ali TAŞÇI

Yazarın Tüm Yazıları >

KAR İNİLTİLERİ

A+A-

 

Karacaoğlan'ın o ünlü şiiriyle başlayalım:

 “İncecikten bir kar yağar/ Tozar Elif Elif diye/ Deli gönül abdal olmuş/ Gezer Elif Elif diye.”

Mevsimlerin semazen gibi dönmesi ne hoş, hayatın bütün yüzünü gösteriyor. Kış geliyor, kar yağıyor ve her kar taneciği Elif Elif yeryüzüne iniyor. Elif bir çizgidir, dik ve vakur. İslam alfabesinin de ilk harfidir. Allah ismi onunla başlar ve bütün harfler de onun kıvrımlarıyla meydana gelir. Hayatı bir mantı gibi bürüyendir, Elif; bundandır ki sevgilidir ve gönül ona hayrandır.

"Karın yağdığını görünce/ Kar tutan toprağı anlayacaksın.
Toprakta bir karış karı görünce/ Kar içinde yanan karı anlayacaksın." (Sezai KARAKOÇ)

Üstad Karakoç'un medeniyet sevdasıyla yanan gönlü gibi, kar içinde yanan karı anlamak için medeniyet sevdalısı olmak gerekir. Sevda bir ateştir, karı bile yakar.

Yahya Kemal ne güzel söyler bunu:

"Bin yıldan uzun bir gecenin bestesidir bu/ Bin yıl sürecek zannedilen kar sesidir bu.
Bir erganun ahengi yayılmakta derinden/ Duydumsa da zevk almadım İslav kederinden.
Sandım ki uzaklaştı yağan kar ve karanlık/ Uykumda bütün bir gece körfezdeyim artık."

Köyümüze, şehrimize yağan kar başkadır; mazinin tüm ihtişamını taşıyarak gelir. Çocuklar kendi kültürlerini kara kazırlar. Evlerin içinde anlatılan masallar, hikâyeler atalarımızın derin nefeslerini ocağımıza taşır. Neşemiz ve kederimiz bizi yansıtır; türkülerimizde, tekerlemelerimizde, manilerimizde, atasözlerimizde… Kültür pınarlarımız akar durur ve biz o pınardan içerek büyürüz. Mutluluklarımız kadar, kederlerimiz de bize mahsustur.

"Üflenen bir mum gibi söndü koskocaman ışıklar
Ve şehir kör bir insan gibi kaldı,
Altında yağan karın."
     (Nazım HİKMET)

Rus steplerinde, Sibirya soğuklarında karların içinde son demlerini yaşasa da Nazım, hep kendi ülkesinde yağan karın hasretini içinde adamlaştırmıştır. Karların arasında zaman zaman yüzünü gösteren güneş gibi, memleketi, çocukluğu iç dünyasında yüzünü gösterdikçe, Nazım'ın içine hüzünlü memleket güneşleri doğmuştur. Ne var ki, ümitsizdir.

"Bir beyaz lerze, bir dumanlı uçuş/ Eşini gaip eyleyen bir kuş gibi karlar…
Geçen eyyam-ı  nevbaharı arar………
Şimdi boş kaldı serteser yuvalar/ Yuvalarda yetimi bi-efgan
Son kalan mai tüyleri kovalar/ Karlar…"
    (Cenap ŞAHABETTİN)

İnleyen karın sesi hüzünlüdür; sadece o anı yaşatmaz, bütün bir ömrün kışlarını da beraberinde getirir. Sevgililerin ayrı düşmeleri gibi, eşini kaybeden kuşların adeta hüznü yağar.  Yuvalarda yetim yavruların inleyişleri, sanki kar olup yeryüzünü bürümektedir.

Kendi beytimi de ekleyeyim:

“Çatılarda kar; yerde, yollarda, dallarda kar/ Karın günahları örten bir özelliği var.”

Bir beyaz örtüdür kar; bütün çirkefleri, pislikleri örter. Yukarıdan gelmiştir, uludur ve kendine yakışanı yapar; örter, bağışlar. Evet, yukarıdan gelmiştir, ama ummanlardan damlacıklar halinde yükselmiştir, güneşe tutunarak.

Güneş yüzlülere tutunanlar, elif elif yere yağar ve örter çirkinlikleri.  Yükselemeyenlerin kar gibi beyazlıkla çirkinlikleri örtmeleri nasıl mümkün olsun? Onlar yağamazlar ki!

Her mevsimin bir çocuğu var. Kışın kar. Ya seninki?

D. Ali TAŞÇI (dalitasci@hotmail.com) Twitter:@DAliTasci

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.